Sanat

21. yüzyılın şiiri SMS mi?

Tarih: 15 Eylül 2008 Kaynak: Radikal Yazan: Nigar Avşar
“Sevgi dolu, düşündüren, kucaklayan, ilişkiler başlatan, sonlandıran, acıtan, şaşırtan, sevindiren, hayranlık uyandıran, titreten mesajlar aldım.”

Kavramsal sanatçı Gül Kozacıoğlu kendi kısa mesaj trafiğinden yola çıkarak, SMS’lerin bu yüzyılın şiirleri olduğuna karar vermiş. Yaptığı toplama, ‘SMS Aşk’ adı altında kamuya açılıyor. Sergi daha sonra dünyayı da gezecek.

Tepebaşı’ndaki Marmara Pera Oteli’nin tepesindeki devasa ekran uzun süredir bir sanat mecrası. Aynı ekran, 18 Eylül 2008’de ‘SMS Aşk’ adlı sergiyle aşk mesajlarımızı dünyaya iletecek!

Kavramsal sanatçı Gül Kozacıoğlu’nun işi ‘SMS Aşk’. Sanatçı iki yıldır arkadaşlarından gelen kısa mesajları toplayarak, ‘Bu mesajların aslında 21. yüzyılın şiiri olduğuna karar verdim’ diyor! Dünyaya gelecek barış ve sevgi için diktatör rolüne bürünüyor Gül Kozacıoğlu; üzerindeki mavi asker ceketi de diktatörlüğün temsili... Kırmızı büyük balonuyla dans ediyor, Charlie Chaplin’in ‘Büyük Diktatör’de dünya topuyla dansı gibi...

Siz de bu serginin bir parçası olabilir, aşk mesajlarınızı dünyaya iletebilirsiniz. Ama şimdilik SMS atılacak numarayı bilmiyoruz: www.gulkozacioglu.com ''u takip edeceğiz artık!

Gül Kozacıoğlu’yla kıtalararası bir bağlantı kurduk; Danimarka-İstanbul hattında ‘SMS Aşk’ adını verdiği sergisini, Sufi, haiku ve Beat şiirine yaklaşan 21. yüzyıl şiir denemesi dediği SMS’ler üzerine konuştuk.

‘SMS Aşk’ adıyla bir sergi açma fikri nasıl doğdu?
‘SMS Aşk’ üzerine düşünmeye başladığımdan beri şaşırıyorum; sesimizi dinlemeyi, istediklerimizi yapmayı ve anlaşılabilmeyi öğreten, barış getiren bir dönem yaşadım bu sayede. ‘SMS Aşk’ izleyiciye de cesaret, barış, sevgi ve paylaşım sunabilirse ve de biraz yüzleri güldürürse işte o zaman harika olacak! Aslında insanların aynı şeyleri hissedebildiğini, sevebildiğini, en beklenmedik anlarda seni anlayabilecek insanların karşına çıkabileceğini hatırlattı bu sergi bana.

Bu sergiye ilhamını veren ne peki?
İki sene önce şehirlerarası ve ülkelerarası kalp atışlarından doğdu bu sergi. Kendi nefesiyle ilerledi; bazen peşinden sürükledi, bazen de ben önden gittim. Bazen kapılara tosladım, bazen o kapılar kendiliğinden açıldı. Bazen bulunduğum yerin sihrinden kaçtım. Ama sonuna kadar geldik. Temelinde barış ve sevgi var. Ne diyebilirim ki başka?

Serginin aracı cep telefonu. ‘SMS Aşk’ cep telefonunu eleştiriyor mu, bağrına mı basıyor?
Eleştirmiyor. Bu serginin temelinde ikilem var. Ama şüphe değil, hayatın deseni olarak ikilemden bahsediyorum. Serginin ortaya çıkışında, etrafımdan gelen bir eleştiri var. Yani şöyle ki, ‘Ne kadar çok mesaj alıyorsun’ diye eleştiriyorlardı ve o sırada Berlin’deydim. Eleştiri sadece bu da değil, o mesajlara yanıt verirken bulunduğum ortamdan uzaklaşıyordum. Esas eleştiri buydu. Bu, şunu düşünmeme vesile oldu: Madem bana o kadar çok mesaj geliyor, öyleyse iki şehri mesajlarla bağlayalım ve konuşmaya başlayalım...

Peki nasıl mesajlar aldınız?
Arkadaşlarımdan gelen mesajlar üzerine düşündükçe, mesela şiirler geliyor, bilmediğim, duymadığım ifadelerle karşılaşıyorum. Bunları okurken, bu mesajların aslında 21. yüzyılın şiiri olduğuna karar verdim: Cep telefonu, mesaj yazmak, bir mesajı oluşturan karakter sayısı, sokakta yürümek, gündelik hayat ve bu hayatın içinden başkasına ulaşmayı isteme arzusu... Bu koşulların içinden hiç beklemediğim ifadeler geldikçe bunları biriktirmeye başladım. Bir gün bir şey yaparız, bir kitap basarız derken tam anlamıyla bu proje oluştu diyebilirim. Bazen şairler kendi şiirlerini gönderdiler. Bir başka arkadaşım başından geçen bir olayı o kadar şiirsel anlattı ki... Ben de bu düşüncelerimi başkalarıyla paylaşmaya başladım. Etrafımda mesaj meraklısı, mesajları inceleyen başkaları da olduğunu fark ettim. Yani ‘Nasıl mesajlar aldın?’ sorusuna şu yanıtı verebilirim: Kutlanması gereken mesajlar aldım! Mesaj, uçucu, anlık, geliyor, saklanmazsa gidiyor, saklansa mesaj kutusunu dolduruyor. Bu uçuculuğu bir süreliğine kalıcı kılmak ve etrafa göstermek istedim. Mesajların aslında sevgiden kaynaklandığını da fark ettim. Ben sevgi dolu, düşündüren, kucaklayan, ilişkiler başlatan, sonlandıran, acıtan, şaşırtan, sevindiren, hayranlık uyandıran, titreten mesajlar aldım.

‘SMS Aşk’a referans üç şiir türünü anıyorsunuz: Sufi aşk şiirleri ve sema dansı, Japon haiku’ları ve Beat şiiri. Bu türlerin size esin kaynağı olmasının nedeni ne?
Japon haiku şiirlerini gündelik hayatın şiirleri olduğu için seviyorum. Aslında her şey anın içinde... Yaşamın sırrı için uzaklara gitmeye gerek yok. Her an, evren ve dengeyle mevcut. Haiku, şekilsel ve konusal kısıtlamalarla dolu ama dört satır olmasına rağmen hayatın sırlarından bahsediyor. Zaman donuyor. Haiku ve mesajlar arasında bence direkt bir bağlantı var: Çok gündelik mesajların içindeki şiirsellik gibi. Beat şiiriyse yine anın şiirleri, sokakta hayat, gece, gündüz; hayatın ritmini yansıtan şiirler onlar da. Sufi aşk şiirleriyse kabul ve davet demek. ‘Gel, olduğun gibi gel’. Yani kendini ifade etmeye, kendin olmaya çağrılıyorsun ve temelindeki sevgiyi çevrene, kendine, hayatına yansıtmak, görmek var. Topladığım mesajlara bakınca bu üç şiir türünün devamını görüyorum. Gündelik hayatın içinden çıkan, ritmini veren, anlık ama, sevgi kaynaklı ifadeler. Hapşırık gibi neredeyse, düşünmeden çıkan, üzerinde durulmadığı için belki de bu kadar saf ve hakiki olan...

Projeyi duyanların ilk tepkisi ne?
Güzel. Barış ve ülke kavramı yok sergide. Şiir var. Olduğun gibi olmak, kendini ifade etmek. Hepimizin her yaşta, her yerde paylaştığı duygular yani. Beni asıl şaşırtan tepkileri aylar önce yaşadım. Anlatırken zorlanıyordum; bazı ortamlarda anlamayanlar, çok teknolojik bulanlar da oluyordu. Ama çalıştıkça gördüm ki, en beklemediğim yerlerden, yaşlardan, projeyi kapan, dahil olan, başka yerlere davet edenler oldu. Yani proje kendi yolunu çizmeye başladı. Önümüzdeki yıl serginin seyahat edecek olması, bu mesajların basitliği, herkesin anlayabilir olması, dünyaya sevgi ve aşk gönderecek. Kişiler, kıtalar fark etmiyor, aşkı ifade etmekten korkmamayı öğrendiğimiz an, her şey kolaylaşıyor. Dünyanın da, benim de ihtiyacım bu.

Sergi için çektirdiğiniz fotoğraflarda üzerinizde mavi bir asker ceketi var. Ceket neyin nesi?
Askerliği yüceltmiyorum ama umumi alandaki karar mekanizmalarına ve otoriteye gönderme yapıyorum. İnsanların karşısına barış için diktatör olarak çıkıyorum. Sergide yer alan videoların birinde de büyük bir balonla dans ediyorum. Balon dünyayı simgeliyor; Charlie Chaplin’in ‘Büyük Diktatör’ filimine gönderme yapıyor. Chaplin o filmde bir dünya topuyla dans eder. Bense dünya topu yerine kocaman kırmızı bir balonla dans ediyorum. Dünyayla bir sevgi dansı gerçekleştiriyorum. Bu dansla da sevgi ve ülke isimleri içeren mesajları, ülke isimlerini sansürleyerek, dünyayı sevgiye çevirmiş oluyorum.

Mesajın atası mektupla aranız var mı?
Mektuplarım bitmez, bitse de gönderemem. PTT aracığıyla gönderdiğim mektup sayısı az. Elden ulaştırdığım mektup çok... Mektup ruhun sesi olduğu için, alandan alana geçerken o ses kayboluyor. Belki de SMS’leri sevmemin sebebi bu. Anında ulaşıyor. Aleni alana girdiklerini fark etmeden yolculuk ediyor sözcükler...
Sanat
Takvim
<<Ekim 2020>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
      1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31  
Sanat Haberleri Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.