|
Büyükşehrin Sınırları
'Pergel'le Çizilemez!..
Ülkemizde, tıpkı il, ilçe ve belediye oluşturulmasında olduğu gibi, büyükşehir
belediyelerinin de bilimsel veriler, nesnel ölçütler dikkate alınmadan, daha
çok siyasal yeğlemelere göre ''keyfi'' biçimde kurulduğu bir gerçektir.
Anakentlerimizin sınırlarını, pergelle belli yarıçapa göre çizilen
bir alanı içerecek, böylece kimi ilçe belediyelerini, kasabalar ile köy
muhtarlıklarını kapsayacak biçimde genişleten yasa değişikliği Sayın
Cumhurbaşkanı'nca bir kez daha görüşülmek üzere Meclis'e geri gönderildi.
Basına yansıyan haberlere göre, Sayın Cumhurbaşkanı, seçim yasalarında
yapılacak değişikliklerin bir yıl içinde yapılacak seçimlerde
uygulanmayacağını öngören anayasanın 67. maddesine aykırılık nedeniyle
geri çevirmiştir. Gerçekten, yapılmak istenen değişikliğin önümüzdeki
mart yapılacak yerel seçimlerde de uygulanmasını öngörmektedir.
Anayasanın öngördüğü bu sınırlamaya karşın, Özal ile başlamış
olan seçimlerden önce, seçim kurullarıyla, seçim bölgeleri, çevreleri,
barajla ilgili değişiklikler yapma alışkanlığını, bugünkü iktidar da
diriltmeye çalışıyor. Vetolu bu yasadan başka iki seçim sonuçlarını
etkileyecek iki yasa daha onay için Sayın Cumhurbaşkanı'nın incelemesine
sunulmuştur. Bunların da aynı ya da benzer bir gerekçe ile geri gönderileceği
anlaşılıyor.
Doğal ki, AKP iktidarı, çoğunluğu elverdiğinden, daha öncekilerde yaptığı
gibi, ''aynen kabul'' yöntemini uygularsa konu Anayasa Mahkemesi 'nce çözülecektir.
Konuya yerel yönetim kuramları ve anakentsel ölçekte (metropoliten)
planlama açılarından da bakmak gerekiyor. Yerel yönetimlerin sınırları,
yerel toplumun nüfusça büyüklüğü yanında, toplumbilimsel, kentbilimsel
verilere, kentin coğrafya konumuna, ekonomik, ekinsel (kültürel) özelliklerine
göre belirlenir. Yerleşmenin, gelecekteki gelişme alanları, çevresine kamu
hizmetlerini sunma olanakları, toplumsal, ekinsel ve ekonomik işlevleri açısından
etki alanının genişliği dikkate alınır.
Ülkemizde, tıpkı il, ilçe ve belediye oluşturulmasında olduğu gibi, Büyükşehir
belediyelerinin de bilimsel veriler, nesnel ölçütler dikkate alınmadan, daha
çok siyasal yeğlemelere göre ''keyfi'' biçimde kurulduğu bir gerçektir. İstanbul,
Ankara ve İzmir'de büyükşehir belediyelerinin kurulmasında, yalnızca
belediye sınırları içinde birden çok ilçe bulunması yeterli görülmüştü.
Daha sonra, Bursa, Adana, Gaziantep, Konya ve Kayseri'de birden çok ilçe
bulunmadığından yeni ilçeler kurularak bu belediyeler Büyükşehir konumuna
getirilmişti. 1993'te 504 sayılı yasa gücünde kararnameyle 7 ilde kurulan büyükşehirlerde
ilçe değil, ''alt kademe'' belediyeleri oluşturuldu. 1999 depreminde ağır
hasar gören Adapazarı Belediyesi, 2000'de yine alt kademe belediyeleri
kurularak büyükşehir belediyesine dönüştürüldü. Görüldüğü gibi,
kuruluşlarında yapay sınırlarla oluşmuş olan ilçe ve alt kademe
belediyeleri temel ölçüt alınmıştır.
Büyükşehir kuruluşunda, bu belediyelerin nüfusça büyüklükle ilgili
herhangi bir ölçüte (kritere) uyulmamıştır. Nüfusu bir milyondan çok
olan yerlerin anakent olması gerektiğine ilişkin genel bir ölçütten
bakarsak yalnızca İstanbul, Ankara ve İzmir bu ölçüte uygun düşmektedir.
Daha sonra kurulan beş büyükşehrin nüfusu da 1 milyonun altında
(bunlardan biri dışında beşi de 500 binin üstünde) idi. Sonra kurulan 7 büyük
belediyenin nüfusları da 190 bin ile 422 bin arasında değişiyordu.
Bunlardan hiçbiri kuramsal ölçütlere uygun düşmüyordu.
Büyükşehir kurulmasına ilişkin nüfusça büyüklük ve nüfus artış hızı
dışında başka nesnel ölçütler de öngörülebilirdi. Endüstrileşme, üretim
yapısı ve gelişmesi, yaratılan katma değer ve ulusal gelire katkı, ulusal
gelirdeki payı gibi kentin ekonomisine ilişkin ölçütler dikkate alınmalıydı.
Yerleşmenin alanca büyüklüğü, kentin çevresindeki yerleşmelere olan
etki alanının genişliği (artalan 'ı hinterland'ı), imar planlamasında
anakentsel bütünlük, bölgeler arası dengesizlikler , alandaki yerel yönetimler
ve bunlar arasında eşgüdüm ve işbirliği olanakları gibi ölçütler göz
önünde tutulmalıydı.
Bu yasayla yapılmak istenen, bugünkü dizgeyi bilimsel ve nesnel ölçütlerle
yeniden yapılandırmak değil, pergelle sınır değiştirerek oy hesapları
yapmaktır. Böylece, pek çok sayıda ilçe ve kasaba belediyesi, büyükşehirle
birleştirilirken kimi köy muhtarlıklarının tüzel kişilikleri kaldırılmakta,
ilçe ve ilk kadame belediyelerine mahalle olarak bağlanmaktadır.
Bu demokratik geleneklere aykırı düşen bu tür değişiklikler anayasaya
olduğu gibi, iç-tüze belgesi olan Avrupa Yerel Yönetimler Özerlik Şartı'na
da aykırıdır. Adı geçen AK belgesi (Madde-5.1) yerel toplulukların
halkoylaması yoluyla görüşü alınmadan yerel yönetim birimlerinin sınırlarında
değişiklik yapılamayacağını öngörmektedir.
Anakentsel gelişmeyi yönlendirecek bütüncül bir planlama yetkisinin büyükşehir
belediyesine verilmesi gerekirken irili ufaklı çevre belediyeleri bağımsız
biçimde planlama ve yapı denetimi yetkilerini sürdürmeleri planlı gelişme
açısından çok sakıncalıdır. Yasanın en büyük eksikliği, Şehir Plancıları
Odası'nın da açıkladığı gibi, anakentsel ölçekle bütüncül planlama
zorunluluğuna ilişkin herhangi bir düzenleme getirmeyişidir.
Bu yasa önerisi, anakent düzeyindeki bütüncül kent planlaması yaklaşımına
ters düşmekte, imar tüzemizde yer alan komşu (mücavir) alan kavram ve
uygulamalarını da askıya almaktadır. AKP iktidarının hem anayasaya, Avrupa
Yerel Yönetimler Özerklik Şartına, hem de bilimsel kuramsal açılardan
yerel demokrasi geleneğine aykırı bir yasal düzenlemede direnmemesini ve seçim
endişelerinden uzak bir yeniden yapılanmaya gitmesini salık veririz.
Cumhuriyet - Prof. Dr. Cevat GERAY Bağımsız
Cumhuriyet Partisi MKYK üyesi
|