|
Tekkede mangal partisi var siz de
gelir misiniz?
Geçen çarşamba günü, öğle saatleri. Sayfamızın acar muhabirleri
Efnan ve Aycan haberde. Bir ara telefon çalıyor. Ahizenin ucundaki ses biraz
telaşla: 'Mehmet Bey, haber güzel oldu ama o tekke çok garip bir yer'
diyor... 'Efnan, iyi misiniz?' diyorum, neyse ki iyiler.
Bir saat sonra ikisi de ellerinde 220 yıllık bir tekkenin iç burkan, harap
görüntüleri ve akıl almaz bir hikayeyle gazeteye geri dönüyor.
Vakıflar'ın sorumsuzluğu sonucu yıkılmaya terk edilmiş Sütlüce'deki
Elif Efendi Tekkesi'nin macerasını AKŞAM okurları üç gün önce yayımladığımız
haberden biliyor. Ama haberin perde arkasını anlatmak, Vakıflar'dan bu gerçeküstü
hikaye için bir izah istemek de şimdi bana düşüyor sanırım.
Türk tasavvuf tarihinde önemli bir yeri olan Elif Efendi Tekkesi'nin hal-i
pür melalini biz, yaşamını tarihi eserleri ayakta tutmaya çalışarak
harcamış bir sanat tarihçisinin ihbarı sonucu öğrendik. Anlattığına göre
bir zamanlar III. Selim, II. Mahmud gibi sultanların sık sık uğradığı,
onarımı için maddi destek sağladığı tekke yıkılmak üzereydi ve daha da
garibi tekkede 50'li yaşlarında saçı sakalı birbirine karışmış, üzerindeki
yırtık pırtık giysileriyle bir sokak adamını andıran, mahallelinin deli
mi, derviş mi olduğunu çözemediği bir adam yaşıyordu. Üstelik sanki
kendi eviymiş gibi rahatlıkla.
Mesela canı sıkıldı mı Hünkar Mahfili'ne çıkıp bir zamanlar Sultan
Mahmud'un sema ayinlerini izlediğini yerde keyif çatıyor, yoruldu mu Elif
Efendi'nin koltuğuna oturuyordu. Aslında namaz kılarken de Elif Efendi'nin
testisini kullanmak istiyordu ama çatlak olan testiyi bir türlü onaramamıştı.
Ve yine inanılır gibi değil, tam 10 yıldır tekkede yaşayan bu adamdan Vakıflar
Genel Müdürlüğü'nün haberi vardı ve tıpkı yapının çökmesine seyirci
kaldığı gibi onun tekkede yaşamasına da ses çıkarmamıştı.
Keyif Efendi'nin tekkesi
Ne yazık ki, haber dönüşü Efnan ile Aycan'ın anlattıkları da haber kaynağını
doğruluyordu. Fotoğraf çekmek için gazetenin şoförüyle bahçeye
girdiklerinde onları önce bir Kangal köpeği karşılamış, ardından da
'derviş' efendi zuhur etmişti. Fotoğraflarda ise Haliç manzarasına doğru
yerleştirilmiş bir koltuk takımı, iki ağaç arasına gerilmiş bir hamak ve
bir mangal duruyordu. Elif Efendi Tekkesi, Keyif Efendi Tekkesi olmuştu yani.
Derviş (?), Efnan ile Aycan'ı görür görmez 'Aaa, melekler gelmiş diye
tekkeye (yani evine) buyur etmiş, onlar da tekkede olup bitenleri tespit
edebilmek için içeri girmişlerdi. Az sonraysa şoför dervişin koltuk altından
sallanan silahı görmüş ve işin tadı kaçmıştı. Eh, haksız da değildi:
Medeni bir ülkede olsa, şimdi önemli bir müze olması gereken yapıda cübbesinin
altında bir silah, elinde Kangal köpekle dolaşan bir adam vardı ve Vakıflar
Genel Müdürlüğü'nün yüksek onayıyla orada yaşıyordu. Ve elbet, kime ne
yapacağı belli değildi.
Elif Efendi Tekkesi'nden sonra servisimize birçok ihbar telefonu geldi ve
Vakıflar'ın benzer sorumsuzluğu birçok tarihi yapıdan da esirgemediğini
(!) öğrendik. Başımıza bir şey gelmezse, o haberler de hafta içinde bu
sayfada yayımlanacak. Ama artık ciddi bir problem haline gelen, başka
kurumların yardım teklifini reddedip yapıları çürümeye terk eden Vakıflar'a
kim dur diyecek bilmiyorum.
Benimse kabul ederse onlara naçizane bir teklifim var: Derviş haber sonunda
Efnan ile Aycan'a 'Bir akşam iki kilo et alıp gelin. Bahçede mangal yaparız'
demiş. Vaktiniz olursa siz de gelir misiniz?
Akşam - Mehmet Kenan KAYA
|