|
Nişanyan'a nişan almak
İzmir'de yıkım bekleyen 40 bin kaçak yapı var, İstanbul'daki konutların
yüzde 70'i, Olimpos'taki 80 tesis, Şirince'deki tüm yapılar kaçak. Türkiye
bir kaçak yapı cenneti, ama hedef nedense sadece Nişanyan Evleri.
Türkiye'de küçük otel sektörünün öncüsü olarak tanınan Sevan ve Müjde
Nişanyan'ın İzmir Şirince köyünde bulunan Nişanyan Evleri adlı oteli, 8
Ocak 2004'de İlçe Jandarma Bölük Komutanlığı'nın emriyle (tekrar!) kapatıldı.
"Küçük Oteller" kitabının yazarları olan Sevan ve Müjde Nişanyan,
"Türkiye'de insancıl turizmin öncüleri" olarak tanınıyorlar.
Restore edilmiş köy evlerinden oluşan Nişanyan Evleri'nin yanı sıra, Nişanyan'ların
kendi evleri de jandarma birliklerince mühürlendi.
Geçici olarak bir komşularının evine yerleşen Nişanyan'ların, 10, 7 ve
3 yaşında üç çocuğu bulunuyor. Kapatma kararına gerekçe olarak Nişanyan
Evleri'nin yapı ve iskân ruhsatlarının bulunmaması gösterildi. Beş evden
oluşan Nişanyan Evleri'nin bazıları Nesin Vakfı'nın mülkiyetinde
bulunuyor ve gelirlerinin bir bölümü vakfın yardıma muhtaç çocuklar için
Çatalca'da kurduğu çocuk evinin desteklenmesi amacıyla kullanılıyor.
Nişanyan Evleri hakkında daha önce de İzmir Valiliği tarafından yıkım
emri çıkarılmıştı. S. Nişanyan 2001-2002'de "sit alanında izinsiz köy
evi restore etmek" suçundan 11 ay hapis yattı. Nişanyan Evleri iç ve dış
basında çıkan çeşitli yazılarda "Türkiye'nin en güzel küçük
oteli" olarak nitelendiriliyor. ABD'de yayımlanan "Open Road:
Turkey" adlı popüler gezi rehberinde Nişanyan Evleri Türkiye'nin en çok
görülmeye değer on noktasından biri olarak tanıtılıyor.
Sevan Nişanyan'ın Ermeni kökenli biri olarak etnik kimliği ve Aziz Nesin
tarafından kurulan vakfın Nişanyan Evleri ile olan ilişkisini gözönünde
bulunduracak olursak, bu haberi duyduğum vakit aklına ilk olarak "acaba
politik bir baskı mı söz konusu?" sorusu geldi. Ne de olsa ortada Türkiye
Cumhuriyeti'nin kendinden yaşlı olmasına rağmen milli bir mesele haline
getirip, halen gündemde tuttuğu 90 yıllık bir Ermeni sorunu ve "Aydınlar
Dilekçesi" ile tekrar gündeme gelen Aziz Nesin'in yarattığı bir eser söz
konusuydu.
Dilekçe, 1984'de ilk sunulduğunda, Kainat Paşa ve Saz Arkadaşları tarafından
"vatan hainliği" ile suçlanmıştı. Ancak, S. Nişanyan'a göre tüm
bunlar kendi aleyhinde kullanılacak kozlar olmasına rağmen asli değiller. Başka
türlü ifade edilemeyen nefret "o zaten gavur kapatın gitsin"
diliyle yansıtılıyor. Asıl sorun bağnazlık, çapsızlık, önyargı,
haset, kompleks. Kısaca bürokratik bataklık.
Tek kaçak onlar mı?
Yaşananlar, mülkiyet hakkına yönelik gerçekleştirilen bir tecavüz olduğu
kadar, bizleri Türkiye'nin bir başka gerçekliğiyle daha yüzyüze bırakıyor.
Örneğin, İstanbul'daki konutların yüzde 70'inin, yarım milyon nüfuslu
Sultanbeyli kasabasının, Antalya'nın Olympos/Çıralı köyünün -ki 80'e
yakın turistik tesis var- komple kaçak olması gibi, Şirince'de de 19 yıldır
yapılan her şey kaçak. Haliyle Nişanyan Evleri de "kaçak". Yani
izinsiz olarak restore edilmişler. Bu arada İzmir'de resmen kesinleşmiş yıkım
kararı bulunan 40 bin yapı olduğunu da hemen belirtelim. Çürümüş, tıkanmış
bir bürokratik prosedürün boğduğu bir ülkede yaşam ister istemez "kaçak"
olarak devam ediyor.
Şirince köyü 1984'te "kentsel sit" ilan edilmiş. Kanun gereği
bir yılda yapılması gereken "Koruma Amaçlı İmar Planı" tam 19 yılda
tamamlanamamış. Dolayısıyla 19 yıldan beri bu köyde yasal olarak bir çivi
çakmanın imkanı yok. 2001'de, Nişanyan Evleri'nin vesilesiyle, geçici bir düzenleme
yapılmış. Anıtlar Kurulu nezaretinde birtakım inşai faaliyetlere izin
verilse de, imar planı hâlâ yok.
Tabii bu arada 1984'ten bu yana Şirince'de 90'ı aşkın yapı "kaçak"
olarak yenilenip, tadil edilmiş, kat çıkılıp, müştemilatlar ve eklentiler
yapılmış. Buna 40'tan fazla komple kaçak yeni evi eklemek gerek. Anıtlar
Kurulu "ihbar" mekanizmasına göre çalıştığı için tabii ihbarı
yiyen işlem görmüş, diğerleri ise kurtulmuş durumda. Şirince köyünün
koruma altına alınması için önemli gayretler sarf eden Nişanyanlar,
1997'de sit alanının genişletilmesi için çaba göstermişler. Bu işin
"yasakla" yürümeyeceği apaçık olduğu için, geleneğe uygun yeni
yapıların nasıl yapılması gerektiğine dair akıl yürüterek, köyün
mimari geleneğini araştırmışlar.
Yayınlar çıkararak köylüye yol göstermeye çalışmışlar. Yıkılıp
harabeye dönmüş, ahır olarak kullanılan bazı taş evleri 1997'den itibaren
alıp, tamamen geleneksel malzemeyle ve geleneksel estetiğe uygun olarak
yenilemişler. Bu evler, alt katı taş, üst katı ahşap çatkı üstüne
saman sıvalı eski tip köy evleri. Yani "kaçak" denilen yapılar
gerçekte Türkiye'nin yüz akı olacak binalar. Geri kalmış bir köy ortamında,
kısıtlı bir yatırımla, köy dokusunu hiç bozmadan Türkiye'nin en mükemmel
turistik tesislerinin yaratılabileceğini kanıtlayan önemli bir örnek.
Yasalar neyi koruyor?
Peki bürokrasi ve anlamsız, yasakçı yasalarımız gerçekte neyi koruyor?
Uluslararası raporlardan anladığımız kadarıyla kendisi hariç hiçbir şeyi!
Bunun için iç göç, çarpık yapılanma ve yoksulların barınma hakkı
konusunda çalışmalar yapan BM İnsan Yerleşimleri Merkezi/Habitat yanında,
UNESCO'nun ilgili sözleşme çerçevesinde başlattığı "Dünya Mirasını
Koruyalım" kampanyasının raporlarına bakmak yeterli. UNESCO'nun
kampanya listesinde Türkiye de var. Türkiye ise UNESCO'nun tüm çağrılarına
rağmen kültürel mirasını korumamakta direniyor. UNESCO, en son 2003
raporunda, İstanbul'daki alt yapı çalışmalarının, arkeolojik ve tarihi eserlere
zarar verebileceğine dair kaygılarını tekrar dile getirdi.
Öyleyse, tarihi
ve kültürel dokumuzu restore edip korumak ve değişik amaçlarla insanlığın
hizmetine sunmak yerine, çürümeye terk edip kaderiyle başbaşa bırakmak, üstüne
üstlük sahip çıkanlara türlü türlü engeller yaratmak niye? Oysa ki, dünyanın
doğal ve kültürel mirası insanlığın ortak malı ve bundan yararlanmak ve
korumaya çalışmak herkesin hakkı.
Bu yönde çalışmak isteyen insanların kaderi keyfiyetin kurbanı olmamalı.
Bunu kanıtlamak herkes için önemli. Kamuoyu desteği Nişanyanların en büyük
güç kaynağı. Türkiye'de tüm olumsuzluklara rağmen, ortak bir akıl, ortak
vicdan olduğunu bilmek sevindirici. Bu ülkeyi her şeye rağmen başka pek çok
ülkeden daha yaşanılır yapan da bu. Bunu göstermemiz lazım.
Radikal - İnsan Hakları Gündemi Derneği
|