|
Vallaury'den Hidayet Camisi

(Fotoğraf: Serkan Yıldız
Eminönü'nde iki büyük binanın arasında sıkışmış, arkasında kalmış;
kutuda saklı bir mücevher gibi..
Arapçadaki ''hidayet'' sözcüğü Türkçede yol gösterme, doğru yolu
arama, doğru yola girme, Tanrı tarafından kişinin kalbine ilham olunan doğru
yolu arama isteği gibi anlamlara geldiğine göre demek ki yoldan çıkma
durumu da var! Eğer yoldan çıkılan yeri tarif etmek gerekirse bugün için
Eminönü'nde Yalı Köşkü Caddesi ile Şeyhülislam Hayri Efendi Caddesi'nin
kesiştiği köşe oluyor. Daha kolay bir tarifle, Eminönü kıyısından baktığınızda
İstanbul Ticaret Odası'nın yeni binasının arkası. İşte burası Hidayet
Camisi!
19. yüzyılın başında burada balıkçılar yaşarmış. Balıkçılar
galiba yaşam biçimleriyle ''doğru yol'' dan çıkmış. Balıkçılar doğru
yoldan nasıl çıkar?
Şarapla.
İlk cami ahşap
Rivayet o ki Sultan II. Mahmut , bizzat gelip vaziyeti görmüş ve balıkçıların
barakalarını yıktırıp yerine ahşap bir cami yaptırmış. Caminin adına
da işte bu nedenle ''Hidayet'' demiş.
Oysa II. Mahmut iyi içki içen biri... Hatta ''iptila'' halinde içen bir
''müptela'' bile denebilir... Zaten tarihçiler içki yüzünden asabının
giderek bozulduğunu yazıyor.
Adı üstünde sultan... İsterse fıçıyla içer, isterse başkalarına
yudumunu yasaklar!
Hidayet Camisi'nin ahşap olarak yapım tarihi 1809.
31 yıl saltanat sürecek II. Mahmut'un saltanatının ikinci yılında yapılmış.
Rivayet de olsa gerçek de olsa II. Mahmut'un sarayından çıkıp balıkçı
barınaklarını gezmesi, durumu yerinde incelemesi ve ondan sonra ''Buraya bir
cami yapıla'' demesi aslında ilginç bir durum!
Bu durum, II. Mehmet 'in İstanbul'u almasıyla Hızır Çelebi 'nin de
Osmanlı'nın ilk belediye başkanı olarak göreve başladığını biraz
yalanlıyor... 19. yüzyılın başında bile nereye ne yapılacağına
mahalleleri gezen sultan karar veriyorsa o zaman Osmanlı'nın ''şehremini'' ne
iş yapıyor? II. Mahmut'un yaptırdığı Hamidiye Camisi'nden günümüze kala
kala avluya giriş kapısı kalmış. Ahşap caminin yerine aynı adla yenisini
yaptıran II. Abdülhamit olmuş... Bugünkü cami 1887 yılından kalma, mimarı
da Alexandre Vallaury .
Sanayi-i Nefise Mektebi'nin projesini çizip mimarlık bölümünü kuran
Vallaury, İstanbul'da doğmuş Fransız asıllı bir Levanten... Karaköy'deki
Osmanlı Bankası ve Yeni Karaköy Hanı, Cağaloğlu'ndaki Düyunu Umumiye,
Tepebaşı'ndaki Pera Palas, Haydarpaşa'daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane, Gülhane'deki
Arkeoloji Müzesi, Beyoğlu'nndaki Tokatlıyan Oteli Vallaury'nin eserlerinden
birkaçı. Doğrusu, İstanbul'a Mimar Sinan kadar emeği geçmiş... Osman
Hamdi Bey , onu ''mimar-ı şehir'' olarak tanımlıyor.
Alexandre Vallaury'nin mimari tarz olarak geleneksel Türk mimarisini
''Beaux- Arts'' disiplini içinde yorumladığını söylüyor mimarlar...
Vallaury'nin, Hidayet Camisi'ni yaparken Osmanlı mimarisinin yanına Magrip
veya Mısır'dan esintiler eklediği, ''oryantalizm'' modasına uyduğu söyleniyor.
İş yoruma gelince Vallaury'nin İstanbul'daki anıtsal eserleri arasında
Hidayet Camisi'ni mimari bakımdan pek başarılı saymayanlar da bulunuyor...
Üst üste sanki iki cami!
Cami, yoldan yani avludan en az üç metre yukarıda. Merdivenle çıkılıyor.
Basamaklar kısacık minarenin yanından kıvrılıyor.
Giriş sahanlığı sonradan camekânla kapatılmış.
Ahşap ağırlıklı ve düz tavanlı küçük bir son cemaat yerinden ana
mekâna geçiliyor. Ana mekân kare bir alan. Yüksek bir tavan. Tepede tek bir
kubbe. Osmanlı camilerinde alışılmadık tarzda sivri bir kubbe. Kubbenin alt
kenarları pencere, pencere, pencere...
Ama asıl iki büyük pencere karşılıklı iki duvarda. Vitrayla süslenmiş
pencerelerin üste doğru kıvrılarak sivrilen biçimi Magrip kadar Hindistan'a
da götürüyor insanı.
Caminin iç süslemeleri kalem işi. Çini kullanılmamış.
Çiniler, alt kattaki camide!
Hidayet Camisi bir bakıma iki cami... Cami, zeminden yüksekte inşa edildiği
için zaman içinde alttaki boşluk işyerlerine dönüşmüş. Bir bankanın
deposu olmuş, nakliyeciler büro açmış...
Alt kat boşaltılarak 1992 yılında camiye çevrilmiş. Gerekçe, tarihi
camide cumaları yer kalmaması.
Fakat bugün cuma namazı dışında bütün namazlar alt kattaki ''cami'' de
kılınıyor; tarihi cami cumadan cumaya açılıyor.
Belki de iyi oluyor. Çünkü, Hidayet Camisi'nin onarılması gerekiyor...
17 Ağustos 1999'da ta Gölcük'te patlayan depremin çatlattığı duvarların
ne kadar daha dayanacağını Allah biliyor!
Vallaury, 1894'teki İstanbul depreminden sonra kurulan komisyonda görev almış.
Hidayet Camisi o sıra 7 yıllık olmalı. Caminin büyük depremi atlattığı
belli. Ama yüz yıl sonraki durumu meçhul...
Eminönü'nden bakınca Yeni Cami bütün heybetiyle kendini gösterirken az
ötesindeki Hidayet Camisi, İstanbul Ticaret Odası'nın restore edip taşındığı
yeni binasının arkasına saklanmış duruyor. Bu binayı 20. yüzyılın başında
İstanbul'u işgal eden yabancı kuvvetlerden Fransızlar hapishane olarak
kullanmıştı.
O yıllarda acaba işgalci Fransız askerleri Hidayet Camisi'ni ne yaptılar?
İbadete açık mı bıraktılar yoksa cezaevinin bahçesine kadar giren
camiyi güvenlik açısından kapattılar mı?
Cumhuriyetle açıldı
21. yüzyılda işgal edilen Bağdat'ı düşünün... Amerikalıların
cezaevine dönüştürdüğü binanın bahçesinde bir cami olsun... Amerikan
askerlerinin can güvenliğini sağlamak ve esir Iraklıları direnişçi
halktan olabildiğince uzak tutmak için camiyi değil mahalleyi kapatırlar
alimallah!
Fransızlar da Hidayet Camisi'ni kapatmış olmalı.. çünkü Cumhuriyetin
ilk yıllarında cami kapalıymış. Bir süre deri deposu olarak kullanılmış.
Camiyi yeniden ibadete açan yine Cumhuriyet olmuş.
Hidayet Camisi'ni çevreleyip kapatan binalardan biri de kapatılan Emlak
Bankası'nın şube olarak kullandığı ve şu sıralar bir kısmı Rekabet
Kurumu'na verilen başka bir bina.
Hidayet Camisi iki büyük yapının arasında sıkışıp kalmış. Kutunun
içinde küçük bir mücevher gibi.
Büyük binaların arasında kaldığı için ortalıkta pek görünmüyor
Hidayet Camisi...
Cumhuriyet
|