|
Siyah beyaz İstanbul
"Kız Kulesi ile Galata gizli gizli buluşur her şiirde. Bir martının
başı döner ve yorgun kanatlarını Harem'de dalgakırana bırakır."
Yaklaşık 300 bin yıl önce 'kalkedon' (körler ülkesi) ismiyle şu anki
Kadıköy'de kurulan; tarihin başlangıcından bu yana Roma, Bizans ve Osmanlı
kültürünü, sokaklarının her bir taşında yaşatıp, yüreklerimizdeki tüm
pozitif duygu ve sıfatları isminin önüne koyup gururlanan, yaşlı bir çocuktur
İstanbul. Bu öyküyü yaşamaya kalksan ömrün yetmez, anlatsan kelimeler...
Yüzyıllarca devletlerin başkenti; dünyanın sayılı kültür, sanat, düşünce
ve etkinlik merkezi oldu. Mazisinin her sayfası anlamlı ve doludur tarihin her
devrinde. İnsanoğlu başka hangi şehri bu kadar çok sevmiş, özlemiştir.
Adına bu kadar şiir yazılan, efsaneler anlatılan, sahip olmak için amansız
bir mücadeleye sahne olan kaç şehir vardır yeryüzünde? Bu kadar güzelliği,
özelliği kendinde bulunduran, her ne kadar şu an bunları kaybetmiş gibi görünse
bile, yine de dünyanın en özel kentlerinden biridir.
Girmek için, belki de yıllardır yanlış politikalar sebebiyle kendi benliğimizden,
egemenliğimizden tavizler verdiğimiz AB'yi bir eliyle tutan, Atatürk'ün, uğruna
Dünya ve Kurtuluş Savaşı'nda yer alıp kahraman ama yorgun Türk milleti ve
ordusunu, dönemin süper gücü İngiltere ile bir kez da ha karşı karşıya
getirmeyi göze aldığı, Avrupa'daki tek toprağımızdır İstanbul...
Her akşam 19.00 haberlerinde çareyi-çaresizliği, coşkuyu-umutsuzluğu,
acıyı-mutluluğu, yaşamı oluşturan tüm siyah ve beyazları kendinde toplayıp
eksilmeyen bir İstanbul sabahı, akşamı ve gecesi girer düşlerimize...
Kalabalık turist gruplarının gözlerini alamadığı ama insanlarımızın
bir kere bile inceleyip gör(e)mediği onca tarihi yapı ve eser ayakta durmaya
çalışır onca yorgunluğuna rağmen.
Gözlerinden vapurlar geçer her akşam ve gece olunca bir hüzün düğümlenir
boğaza. Kız Kulesi ile Galata gizli gizli buluşur her şiirde. Bir martının
başı döner ve yorgun kanatlarını Harem'de dalgakırana bırakır. Bir adam
trafiğine küfreder sabah vakti. Mahrem mesafeye girilen İETT otobüsleri hep
geç kalmışlığına pişman olan insanları koşturur peşinden. Topkapı
Sarayı el sallar Dolmabahçe'ye, Osmanlı Türkiye'ye... Haldun Taner'de, Beşiktaş
İskelesi'nde ve Taksim Meydanı'nda buluşanlar olur günün her saatinde. Yarış
eden dolmuşlarda ayakta durma çabası, Eminönü'nün kalabalıklığı arasında
yürüyebilme... Sokakların kimsesizliği ve sarhoşluğu korkutur insanlarını.
'Bir sonraki durağımız otogardır' diye başlayan ve belleğimize kazınan, yüzünü
göremediğimiz ama sesine çoğumuzun âşık olduğu bir kadın susar hep son
durağa geldiğinde.
Problemleri varolsa da bu şehrin, bir sahil kenarına oturup, ayaklarını
denize uzatan insanlarına bir bardak çay ile bunu unutturabilir.
Affettirebilir kendini... Büyüklerimizin 'eski İstanbul' değerlerini yeniden
hayata geçirmek, doğal güzelliklerini geri getirmek, İstanbul'da yaşamın
ve yaşamanın kolaylaştırılması için; okullarımızda İstanbul günleri,
kahvehane toplantıları, taksi-minibüs seminerleri, kent konferansları İstanbul'u
ayakta tutan ve şu an bu şehir için atılan yegane adımlardır.
İstanbul'u sevenler olarak biz, hiçbir faaliyete katılmıyoruz,
ilgilenmiyoruz. Neden?
İstanbul'u sadece siyah-beyaz fotoğraflarla doğacak nesillere bırakmak haksızlık
ve bencillik olur değil mi?
Radikal-Mehmet Canberk, Üniversite öğrencisi
|