reklam

27 Ocak 2004 Salı 
Ana Sayfa > Haberler

Siyah beyaz İstanbul

"Kız Kulesi ile Galata gizli gizli buluşur her şiirde. Bir martının başı döner ve yorgun kanatlarını Harem'de dalgakırana bırakır."

Yaklaşık 300 bin yıl önce 'kalkedon' (körler ülkesi) ismiyle şu anki Kadıköy'de kurulan; tarihin başlangıcından bu yana Roma, Bizans ve Osmanlı kültürünü, sokaklarının her bir taşında yaşatıp, yüreklerimizdeki tüm pozitif duygu ve sıfatları isminin önüne koyup gururlanan, yaşlı bir çocuktur İstanbul. Bu öyküyü yaşamaya kalksan ömrün yetmez, anlatsan kelimeler...

Yüzyıllarca devletlerin başkenti; dünyanın sayılı kültür, sanat, düşünce ve etkinlik merkezi oldu. Mazisinin her sayfası anlamlı ve doludur tarihin her devrinde. İnsanoğlu başka hangi şehri bu kadar çok sevmiş, özlemiştir. Adına bu kadar şiir yazılan, efsaneler anlatılan, sahip olmak için amansız bir mücadeleye sahne olan kaç şehir vardır yeryüzünde? Bu kadar güzelliği, özelliği kendinde bulunduran, her ne kadar şu an bunları kaybetmiş gibi görünse bile, yine de dünyanın en özel kentlerinden biridir.

Girmek için, belki de yıllardır yanlış politikalar sebebiyle kendi benliğimizden, egemenliğimizden tavizler verdiğimiz AB'yi bir eliyle tutan, Atatürk'ün, uğruna Dünya ve Kurtuluş Savaşı'nda yer alıp kahraman ama yorgun Türk milleti ve ordusunu, dönemin süper gücü İngiltere ile bir kez da ha karşı karşıya getirmeyi göze aldığı, Avrupa'daki tek toprağımızdır İstanbul...

Her akşam 19.00 haberlerinde çareyi-çaresizliği, coşkuyu-umutsuzluğu, acıyı-mutluluğu, yaşamı oluşturan tüm siyah ve beyazları kendinde toplayıp eksilmeyen bir İstanbul sabahı, akşamı ve gecesi girer düşlerimize...

Kalabalık turist gruplarının gözlerini alamadığı ama insanlarımızın bir kere bile inceleyip gör(e)mediği onca tarihi yapı ve eser ayakta durmaya çalışır onca yorgunluğuna rağmen.

Gözlerinden vapurlar geçer her akşam ve gece olunca bir hüzün düğümlenir boğaza. Kız Kulesi ile Galata gizli gizli buluşur her şiirde. Bir martının başı döner ve yorgun kanatlarını Harem'de dalgakırana bırakır. Bir adam trafiğine küfreder sabah vakti. Mahrem mesafeye girilen İETT otobüsleri hep geç kalmışlığına pişman olan insanları koşturur peşinden. Topkapı Sarayı el sallar Dolmabahçe'ye, Osmanlı Türkiye'ye... Haldun Taner'de, Beşiktaş İskelesi'nde ve Taksim Meydanı'nda buluşanlar olur günün her saatinde. Yarış eden dolmuşlarda ayakta durma çabası, Eminönü'nün kalabalıklığı arasında yürüyebilme... Sokakların kimsesizliği ve sarhoşluğu korkutur insanlarını. 'Bir sonraki durağımız otogardır' diye başlayan ve belleğimize kazınan, yüzünü göremediğimiz ama sesine çoğumuzun âşık olduğu bir kadın susar hep son durağa geldiğinde.

Problemleri varolsa da bu şehrin, bir sahil kenarına oturup, ayaklarını denize uzatan insanlarına bir bardak çay ile bunu unutturabilir. Affettirebilir kendini... Büyüklerimizin 'eski İstanbul' değerlerini yeniden hayata geçirmek, doğal güzelliklerini geri getirmek, İstanbul'da yaşamın ve yaşamanın kolaylaştırılması için; okullarımızda İstanbul günleri, kahvehane toplantıları, taksi-minibüs seminerleri, kent konferansları İstanbul'u ayakta tutan ve şu an bu şehir için atılan yegane adımlardır.

İstanbul'u sevenler olarak biz, hiçbir faaliyete katılmıyoruz, ilgilenmiyoruz. Neden?
İstanbul'u sadece siyah-beyaz fotoğraflarla doğacak nesillere bırakmak haksızlık ve bencillik olur değil mi?
Radikal-Mehmet Canberk, Üniversite öğrencisi

 

Ocak 2004 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04
05 06 07 08 09 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31
diğer aylar için tıklayın

Malzeme Dosyası

Çatı Sistemleri

Çatı Sistemleri hakkında bilgi edinmek için tıklayın.

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz