reklam

27 Ocak 2004 Salı 
Ana Sayfa > Haberler

Yerel Demokrasi ve Organları

Gezegenimizde hızlı bir kentleşme yaşanmaktadır. 1996 yılında İstanbul'da yapılan HABİTAT II. Kent Doruğu Toplantısı verileri temel alınırsa, 2025 yılına değin dünya nüfusunun yüzde 80'i kentlerde yaşayacaktır. Böylesi bir gelişme, önümüzdeki on yıllarda küresel düzeyde son derece büyük toplumsal sorunların yaşanacağının da habercisidir.

Türkiye de bu gelişmelerden kendine düşen payı yeterince almaktadır. Elvankop'un Haziran 2003'te çıkardığı bir bültenden elde ettiğimiz sayısal bilgiler, kentsel büyümelerin hızının bizde daha da yüksek olduğunu göstermektedir.

Örneğin 1927 yılında 63 olan il sayımız, bugün 81'e çıkmıştır. 328 olan ilçe sayımız ise bugün 850'ye ulaşmıştır. Bunlara koşut olarak 40.600 olan bucak ve köy sayılarımız ise 37.366'ya düşmüştür.

Türkiye'deki kentsel büyümenin ibresi metropol illere doğru kaymaktadır. 45 ilimizin nüfusu önceki nüfus sayımına göre azalırken bir milyonu aşan kentlerimizde -Adana dışında- artma gözlenmektedir. Daha genel bir anlatımla bugün kentlerde yaşayan nüfusun genel nüfusa oranı yüzde 65'e ulaşmıştır.

Ama hemen belirtmek gerekirse dünyada olduğu gibi bizde de bu kentleşme olgusu, son derece çarpık ve olumsuz bir biçimde gelişmektedir. Bunun temelinde de bugünkü kentsel büyümeyi yaratan koşulların farklılığı yatmaktadır. Batı'da 18. yüzyılda sanayi devrimiyle başlayan kentleşme, kırsal kesimde feodalitenin çökmesi sonucunda açığa çıkan köylülüğü işgücü olarak kendine çekerken, ilerici bir rol oynuyordu. Bugün ise sanayileşmenin bir ürünü olarak değil, insanların daha iyi yaşama koşullarına kavuşmak isteğinden kaynaklanan bir mekân değiştirme biçiminde gerçekleşmektedir. Kırdan boşalan bu nüfus özellikle metropol kentlerin varoşlarında yoğunlaşmakta, dolayısıyla kentlere artı bir yük olarak eklenmektedir.

İç göçün bir sonucu olarak kentlere eklenen bu nüfusun önemli bir bölümü marjinal işlerde uğraşırken bir diğer bölümü de kentlerde zaten var olan işsizler ordusuna katılmaktadır.

Türkiye'nin var olan sorunlarının içinde işsizlik baş sırayı oluşturmaktadır. Çalışabilir işgücünün yüzde 10'u işsizdir. Buna yüzde 5 oranında eksik istihdam da eklenirse reel işsizliğin yüzde 15'e yükseldiği görülecektir ki bu oran oldukça büyüktür. Daha çok kentlerde yoğunlaşmış eğitimli gençlerin işsizler içindeki oranı ise yüzde 29'lara uzanmaktadır ki bu durum daha da ürkütücüdür.

Bugün büyük kentleri ve belediyeleşmiş yerleşme birimlerini bekleyen bir diğer sorun da yoksulluktur. En temel insan gereksinmelerinin başında gelen beslenme, barınma, sağlık, eğitim, daha iyi bir çevrede yaşama gibi hizmetler kent yönetimlerinden yeterince alınamamaktadır. Vatandaş bu konularda çözümü kendisi üretmek zorunda kaldığı için suç batağına itilmektedir. Kaçak yapılaşma gibi başta enerji olmak üzere birçok günlük gereksinmeyi yasadışı yollardan sağlamaya yöneliş, kentlerde yaşayan önemli bir kesim tarafından adeta hak gibi kabul edilmektedir.

Bu durum kentlerde yeni bir toplum tipi üretmiştir. Bununla da kalmamış, zaten kirlenmeye yüz tutmuş kent yönetimlerini de olumsuz bir biçimde etkiler duruma gelmiştir. Daha da önemlisi bu toplum kesiminden yerel yönetimlerle seçmen arasındaki ilişkilerin yürütülmesinde mafya tipi bir örgütlenme modeli ortaya çıkmıştır.

Bu modelin en iyi işlediği alanlardan biri de ne yazık ki belediye meclisleri olmuştur.

Belediye meclis üyeleri bu ilişkilerin yürütülmesinde kilit roller üstlenmişler, temel görevleri olan kentsel kararlar üretme işlevlerini bir yana bırakarak iş takipçiliğine soyunmuşlardır.

Oysa belediye meclis üyeliği, belediye başkanlığı orunu denli önemli bir hizmet alanıdır. Kentsel demokrasi ve katılımcı yönetimin yaşam bulması için gerekli en temel organlardır. Bizde alışılagelmiş bir tutum vardır. Yerel yönetim seçimlerinde hep belediye başkanlığını öne çıkartırız. Oysa belediye meclis üyelikleri en az başkan adayı denli önemli ve birlikte ele alınması gerekli bir seçim gereci olmalıdır. Meclis üyesi adaylarının özellikleri, nitelikleri, hangi toplumsal kesimi temsil ettikleri yeterince ve doğru bilinmiyorsa o partinin belediye başkanı adayına da oy verilmemelidir.

Çünkü çağdaş ve demokratik kent yönetimi başkan, meclis üyeleri ve diğer tüm yönetsel organlarıyla bir bütündür. Bu organlarda istenen nitelikler sağlanamamışsa o kent yönetiminden demokratik anlamda fazla şeyler beklemenin de bir anlamı yoktur. Çünkü kentsel demokrasinin en temel yaşama alanları olan belediye meclisleri, karar alma süreçlerinin ve kentsel hizmetlerinin daha sağlıklı işlemesi için nitelikli üyelerden oluşmak zorundadır.
Sabah - Sönmez Targan

 

Ocak 2004 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04
05 06 07 08 09 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31
diğer aylar için tıklayın

ARKIMEET


Fotoğraf: Maurizio Marcato

ARKIMEET Konferans Serisinin davetlisi olarak,  Massimiliano Fuksas 
17 Şubat 2004 Saat: 19:00'da Askeri Müze Kültür Sitesi Büyük Konferans Salonu'nda konferans verecek.

Davetiye için tıklayın.

 


BETONART'nın katkılarıyla

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz