|
Yerel Demokrasi ve Organları
Gezegenimizde hızlı bir kentleşme yaşanmaktadır. 1996 yılında İstanbul'da
yapılan HABİTAT II. Kent Doruğu Toplantısı verileri temel alınırsa, 2025
yılına değin dünya nüfusunun yüzde 80'i kentlerde yaşayacaktır. Böylesi
bir gelişme, önümüzdeki on yıllarda küresel düzeyde son derece büyük
toplumsal sorunların yaşanacağının da habercisidir.
Türkiye de bu gelişmelerden kendine düşen payı yeterince almaktadır.
Elvankop'un Haziran 2003'te çıkardığı bir bültenden elde ettiğimiz sayısal
bilgiler, kentsel büyümelerin hızının bizde daha da yüksek olduğunu göstermektedir.
Örneğin 1927 yılında 63 olan il sayımız, bugün 81'e çıkmıştır.
328 olan ilçe sayımız ise bugün 850'ye ulaşmıştır. Bunlara koşut olarak
40.600 olan bucak ve köy sayılarımız ise 37.366'ya düşmüştür.
Türkiye'deki kentsel büyümenin ibresi metropol illere doğru kaymaktadır.
45 ilimizin nüfusu önceki nüfus sayımına göre azalırken bir milyonu aşan
kentlerimizde -Adana dışında- artma gözlenmektedir. Daha genel bir anlatımla
bugün kentlerde yaşayan nüfusun genel nüfusa oranı yüzde 65'e ulaşmıştır.
Ama hemen belirtmek gerekirse dünyada olduğu gibi bizde de bu kentleşme
olgusu, son derece çarpık ve olumsuz bir biçimde gelişmektedir. Bunun
temelinde de bugünkü kentsel büyümeyi yaratan koşulların farklılığı
yatmaktadır. Batı'da 18. yüzyılda sanayi devrimiyle başlayan kentleşme, kırsal
kesimde feodalitenin çökmesi sonucunda açığa çıkan köylülüğü işgücü
olarak kendine çekerken, ilerici bir rol oynuyordu. Bugün ise sanayileşmenin
bir ürünü olarak değil, insanların daha iyi yaşama koşullarına kavuşmak
isteğinden kaynaklanan bir mekân değiştirme biçiminde gerçekleşmektedir.
Kırdan boşalan bu nüfus özellikle metropol kentlerin varoşlarında yoğunlaşmakta,
dolayısıyla kentlere artı bir yük olarak eklenmektedir.
İç göçün bir sonucu olarak kentlere eklenen bu nüfusun önemli bir bölümü
marjinal işlerde uğraşırken bir diğer bölümü de kentlerde zaten var olan
işsizler ordusuna katılmaktadır.
Türkiye'nin var olan sorunlarının içinde işsizlik baş sırayı oluşturmaktadır.
Çalışabilir işgücünün yüzde 10'u işsizdir. Buna yüzde 5 oranında
eksik istihdam da eklenirse reel işsizliğin yüzde 15'e yükseldiği görülecektir
ki bu oran oldukça büyüktür. Daha çok kentlerde yoğunlaşmış eğitimli
gençlerin işsizler içindeki oranı ise yüzde 29'lara uzanmaktadır ki bu
durum daha da ürkütücüdür.
Bugün büyük kentleri ve belediyeleşmiş yerleşme birimlerini bekleyen
bir diğer sorun da yoksulluktur. En temel insan gereksinmelerinin başında
gelen beslenme, barınma, sağlık, eğitim, daha iyi bir çevrede yaşama gibi
hizmetler kent yönetimlerinden yeterince alınamamaktadır. Vatandaş bu
konularda çözümü kendisi üretmek zorunda kaldığı için suç batağına
itilmektedir. Kaçak yapılaşma gibi başta enerji olmak üzere birçok günlük
gereksinmeyi yasadışı yollardan sağlamaya yöneliş, kentlerde yaşayan önemli
bir kesim tarafından adeta hak gibi kabul edilmektedir.
Bu durum kentlerde yeni bir toplum tipi üretmiştir. Bununla da kalmamış,
zaten kirlenmeye yüz tutmuş kent yönetimlerini de olumsuz bir biçimde
etkiler duruma gelmiştir. Daha da önemlisi bu toplum kesiminden yerel yönetimlerle
seçmen arasındaki ilişkilerin yürütülmesinde mafya tipi bir örgütlenme
modeli ortaya çıkmıştır.
Bu modelin en iyi işlediği alanlardan biri de ne yazık ki belediye
meclisleri olmuştur.
Belediye meclis üyeleri bu ilişkilerin yürütülmesinde kilit roller üstlenmişler,
temel görevleri olan kentsel kararlar üretme işlevlerini bir yana bırakarak
iş takipçiliğine soyunmuşlardır.
Oysa belediye meclis üyeliği, belediye başkanlığı orunu denli önemli
bir hizmet alanıdır. Kentsel demokrasi ve katılımcı yönetimin yaşam
bulması için gerekli en temel organlardır. Bizde alışılagelmiş bir tutum
vardır. Yerel yönetim seçimlerinde hep belediye başkanlığını öne çıkartırız.
Oysa belediye meclis üyelikleri en az başkan adayı denli önemli ve birlikte
ele alınması gerekli bir seçim gereci olmalıdır. Meclis üyesi adaylarının
özellikleri, nitelikleri, hangi toplumsal kesimi temsil ettikleri yeterince ve
doğru bilinmiyorsa o partinin belediye başkanı adayına da oy verilmemelidir.
Çünkü çağdaş ve demokratik kent yönetimi başkan, meclis üyeleri ve
diğer tüm yönetsel organlarıyla bir bütündür. Bu organlarda istenen
nitelikler sağlanamamışsa o kent yönetiminden demokratik anlamda fazla şeyler
beklemenin de bir anlamı yoktur. Çünkü kentsel demokrasinin en temel yaşama
alanları olan belediye meclisleri, karar alma süreçlerinin ve kentsel
hizmetlerinin daha sağlıklı işlemesi için nitelikli üyelerden oluşmak
zorundadır.
Sabah - Sönmez Targan
|