|
Tarihi kentler
Gaziantep'teydi...
Kültürel mirasın korunmasında yerel yönetimleri harekete geçiren Tarihi
Kentler Birliği'nin (TKB) 4 - 5 Aralık 2004 günlerindeki ''Gaziantep Buluşması''
bu sözlerle açıldı. Birlik Başkanı ve Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı
Mehmet Özhaseki , aynı sözünden ne demek istediğini de özetle şöyle açıklıyordu;
''- Çünkü, geçmişte üretilenler geleceğin tasarlanmasına da ilham
verecek; kimliğimizi yaşatarak gelişmemizi sağlayacak... Biz de Kayseri'de
artık bunu rehber alıyoruz; şimdiye kadar kaybettiklerimizin belediyelerde
aynı bilincin eksikliğinden kaynaklandığına inanıyoruz...''
Özhaseki'nin ardından söz alanlar da bu değerlendirmeye katıldılar.
Gaziantep'in tarihsel kent merkezindeki Şahinbey Belediye Başkanı Ömer Can ,
özellikle Avrupa kentlerinde geçmişin nasıl korunduğunu her gördüğünde
''utancından ezildiğini'' söyleyerek dedi ki; ''Bizde de bu hassasiyet olsaydı,
kentlerimiz çok daha güzel eski dokularıyla dünyanın hayranlığını kazanırdı...''
Buluşmanın ev sahibi, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey
ise aynı ''pişmanlığı'' şöyle dile getiriyordu;
''- Kurtuluş Savaşımızda ülkeyi kurtaran Gaziantep, son yıllarda da
ekonomik kurtuluşumuz için savaş veriyor. GAP Bölgesi ekonomisinin % 40'ını
sağlayarak 4 organize sanayi bölgesiyle ulusal ihracatın % 10'unu gerçekleştiriyor...
Ancak, bu başarıya ne yazık ki tarihini yaşatmayı da ekleyemedi....''
Peki, 120 ülkeye ihracat yapılan, nüfusu 1 milyonu bulan ve 100 bini aşkın
işçiyi istihdam eden fabrikalarıyla sermaye birikimi giderek yükselen
Gaziantep, bu ekonomik gücünden ''tarihi kentin yaşatılması'' na da neden
pay ayırmadı?
Örneğin, Gaziantep Valisi M. Lütfullah Bilgin 'in belirttiğine göre,
kentteki 624 adet tescilli eski eser yapı arasında ''sivil mimarlık örneklerini''
oluşturan 528 eski ''Gaziantep Evi'' nden birçoğu artık ''yok'' lar...
Ayakta olanlar arasında ise restore edilenler çok az ve geri kalanlar da ya
''metruk'' lar ya da çok bakımsız ve harap durumda kullanılıyorlar.
İşte böylesine ''zor durumdaki'' mirasın, onca ekonomik gelişmeye rağmen
neden hâlâ ''kurtarılmadığı'' nı da toplantıya katılan Devlet Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener şöyle yorumluyordu: ''Benim çocukluğum
Sıvas'taki Selçuklu eserlerinin bulunduğu İstasyon Caddesi'nde geçti.
Tarihin içinde oynayıp büyüdüğüm için bu eserlere karşı bağlılığım
süregelmiştir. Şimdi eski dokular yok olunca, yeni kuşaklar geçmişi
bilmeden yetişiyorlar ve önemini de kavrayamıyorlar. Tarihi çevreyi, bu
bilinci yeniden elde etmek iç in de korumalıyız...''
Önce 'ulusal' kaynak
TKB'nin bu değerlendirmelerle başlayan Gaziantep Buluşması'ndaki ana tema;
''Tarihi Miras İçin Avrupa Fonlarından Yararlanma'' olarak belirlenmişti.
Mehmet Özhaseki'nin aynı başlıkla yönettiği paneldeki konuşmacılar ise yıllardır
dış kredilerin kullanılmasını yöneten deneyimli bürokratlardı.
Kültürel zenginliklerin yaşatılmasında, en değerli katkıyı hiç kuşkusuz
öncelikle ''ulusal'' kaynaklar sağlıyor. Çünkü, hem ''yerel sahiplenme ve
duyarlılık'' yükseliyor hem de eldeki tüm kaynaklar için ''önceliklerin''
belirlenmesinde ''kimlikli gelişmeye'' verilmesi gereken değer yaygınlaşıyor...
Avrupa fonlarının kullanımındaki temel ilke de öncelikle işte bu anlayışa
dayanarak ''ulusal katkı'' koşulunu öne çıkarıyor. Yani, ''kendi mirasına
kendi olanaklarıyla da sahip çıkma çabası ve kararlılığı içinde
olmayanlara'' yardım etmek yok...
Böylesi bir ilkenin, aslında ''ulusal onur'' olarak da önemli olduğunu
belirten uzman konuşmacılar, tarihsel mirası korumak için Avrupa fonlarından
yararlanma konusundaki diğer bir önemli koşulun da ''proje üretebilmek''
olduğunu belirttiler.
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Avrupa Birliği'ni İzleme ve Değerlendirme
Daire Başkanı Mehmet Çırak , dünyadaki değişik uluslararası yardım
fonlarında toplam ''2 trilyon USD'' kaynak bulunduğunu ve bunların sadece
''doğru üretilmiş, gerçekçi ve ikna edici proje'' beklediklerini söyleyerek
şundan yakındı: ''Bizde ise durmadan toplantılar yapılıyor, ancak proje
hazırlanmıyor. Tüm zamanlarımızı hep ve sürekli konuşmaya ayırıyoruz,
uygulamaya değil...''
Paneldeki diğer uzman konuşmacı Gökhan Menteş de ''GAP Kültürel Miras
Geliştirme Projesi'' ni yönetirken yaşadıkları deneyimlere bağlı olarak
benzer bir yakınmayı şöyle dile getirdi: ''AB'den yardım talep etmek için
gerekli proje hazırlama teknikleri için kurslar bile düzenlemeye başladık.
Ancak, hâlâ yeterli üretim yok...''
Bu değerlendirmelerde yeniden anımsatılan bir gerçek de AB fonlarında
aslında ''Türkiye'nin de katkısı'' olduğuydu. Yani, yardım beklenen
kaynaklar, ülkemizin de ödediği paylardan oluşuyor. Ne var ki ''işyerine
laf üretme'' yi hâlâ çok sevdiğimiz için kendi paramızın da başka ülkelerdeki
kültürel mirasın kurtarılmasına yaramasını yıllardır seyrediyoruz. Örneğin,
bizim gibi ''aday ülke'' olan komşumuz Bulgaristan bile tarihi kentlerindeki
hemen tüm yaşatma projelerini artık hep AB fonlarıyla gerçekleştiriyor;
tabii ''ulusal katkılarını'' da sürdürerek...
Tantan da katıldı
TKB'nin Gaziantep Buluşması, Prof. Dr. Metin Sözen 'in yönettiği ve ''Yerel
Kültürümüzün Evrenselleşmesi'' temasıyla gerçekleşen ''Belediye Başkanları
Forumu'' ile devam etti.
Buluşmanın aynı zamanda ''onur konuğu'' olan, TKB'nin kuruluşundaki
destekleri unutulamayan, eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan da forumda bir
konuşma yaparak dedi ki; ''Ben hem belediye başkanlığı, hem bakanlık yaptım.
Fatih'te belediye olarak tarihe önce biz sahip çıkmasaydık, ne hükümet
destek verirdi ne de AB'den para alınabilirdi...''
ÇEKÜL Başkanvekili Mithat Kırayoğlu 'nun konuyla ilgili genel sunuşunu
izleyen konuşmalarda ise hemen tüm belediye başkanları da ''tarihin kurtarılması
için yerel çabaların başladığını, ancak devletin daha etkin desteklemesi
gerektiğini'' vurguladılar; ancak bu desteğin sadece parasal anlamda değil,
daha da temelde ''genel imar, kent, çevre ve yatırım politikaları'' nda da gösterilmesi
gerektiği maalesef yeterince dile getirilmedi.
Nitekim ertesi gün, örneğin herkes Zeugma'yı gezmeye giderken hükümetin
''SİT alanlarında arazi tahsis edilen otellere aynı arazileri satma''
genelgesi belediyelere de ulaşıyor; böylece kültürel ve doğal mirası
koruma yerine pazarlama politikasında daha da geri bir uygulamanın önü açılıyordu...
Cumhuriyet - Oktay Ekinci
|