reklam

01 Nisan 2005 Cuma
Ana Sayfa > Haberler

Acele boynuz pişman eder

Haliç'ten geçiş türü kapsamlı projelerin, yöntem belirlenmeden, amaç tanımlanmadan ihaleye çıkarılması hiç doğru değil. Galata Köprüsü'nü de müteahhit tasarlamış, belediye onaylamıştı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın Haliç'e 'Boynuzlu Köprü' projesi bir parça tartışma yarattı. Ancak tartışmalar daha çok biçimsel sorunlarla ilgili. Belediye başkanı yarın 'Boynuzlar yerine kemerler de yapılabilir' demeden önce bu proje nasıl geliştirilecek, amaçları nasıl belirlenecek, bunları bilmek zorundayız.

Bu konuda geçmişten ders almalıyız. Beton Galata Köprüsü müteahhit tarafından geliştirildiği ve belediye başkanı tarafından onaylandığı için İstanbul çok şey kaybetti. İstanbul gibi bir kentte bu kapsamdaki projelerin yöntemler belirlenmeden, amaçlar tanımlanmadan ihaleye çıkarılması doğru değildir. Müteahhitler belediyeye projelerini onaylatarak profesyonelliğin yerini tutacak işlev göremezler. Kent yönetimlerinin mimari projeleri profesyonel bir ortama taşımaları gerekir. İstanbul için kent yönetimi icraat gösterme paniği içinde olmamalıdır, zamanı iyi kullanmalı ve mimari projeleri kent için bir fırsat olarak görmelidir. Unutmayalım ki metro güzergâhı için kurumlar arasında koordinasyon sağlanamaması nedeniyle 10 yıldan fazla bir süre yalnızca beklemekle geçmiş ve kaynaklar gereksiz yere tüketilmiştir. Bu nedenle deneyim ve bilgi üretimine ayrılacak süreler küçümsenmemelidir. Çünkü projeler ancak profesyonellik ortamında mimari nitelik kazanabilirler.

Profesyonellik
Dikkat ederseniz İstanbul'da mimarlık, bir sinema ya da müzik festivali, etkinliği kadar konuşulmuyor. Bunun nedeni mimarlığın konuşulmaya değer bulunmaması ya da önemsenmemesi değil. Mimarlık biraz mühendislik gibi 'teknik' bir konu olarak görülüyor. Bunun en önemli göstergesi mimarlığın yetkilileri, müteahhitleri ilgilendiren bir konu olarak algılanması. Konuşulmamasının nedeni dolayısı ile göründüğü kadar basit: Mimarlık henüz bağımsız 'kültür sermayesi' içinde değil, müteahhitlerin, yatırımcıların ve işletmecilerin temsil ettiği 'çıkar sermayesi' içinde yer alıyor. Bu nedenle mimarlıkta profesyonel bir ortam oluşmuyor, mimarlık kentin geleceğini yönlendiren bir rol oynayamıyor. Kent yönetiminin kültür varlıkları, parklar, meydanlar, hizmet binaları için hazırlattığı projeler mesleki açıdan tartışılmıyor, kamuoyu bilgilendirilmiyor.

Basın profesyonellik ortamından beslenmediği için kentle ilgili her türlü mimarlık projeleri dekorasyon projeleri gibi tanıtılıyor. Bu durumda nitelikli mimarlar yalnızca özel mimarlık projeleriyle ilgileniyorlar. En fazla "Belediye projelerine bulaşmayız" diyerek, kamu projelerinden uzak durmayı tercih ediyorlar.

'Mimar' sorgulanmıyor
Kentliler bilgi sahibi olmadıkları için profesyonellik taşımayan işleri kabullenmek zorunda kalıyorlar. Kentteki en çok tartışılan, konuşulan yapı olduğundan kuşku duyamayacağımız Gökkafes için dahi meslek kuruluşları, uzmanlar binayı yaptıranın niyetini, amaçlarını sorguluyorlar; mimarını, mimarlığını sorgulamıyorlar. Sonuçta mimarlık kent hayatında çıkar sermayesine ya da iktidara bağımlı bir işlev olarak kalıyor, onların gölgesi altına gizleniyor. Oysa edebiyatı tartışırken nasıl kimsenin aklına yayıncıyı, kitabevini, matbaayı tartışmak gelmiyorsa, mimarlık faaliyetleri söz konusu olduğunda da mimarlığın kendisi konuşulabilir ve tartışılabilir bir konu olmalı.

Profesyonellerle kamu arasında bir duvar var: Konuşulmayan bir şeyin varolduğunu iddia etmek zor. Bu varsayımdan hareketle İstanbul'da bugün 'kötü mimarlık' diye bir şeyden söz edilebileceğini zannetmiyorum. Mimarlık kentin hayatında bir rol oynamıyorsa, mimarlık projelerinin 'kötü' olarak nitelenmesinin dahi zor olduğunu, olsa olsa 'profesyonellik dışı' olarak adlandırılabileceğini düşünüyorum. Mimarlıkta kötü deneyimler de profesyonel bir bağlam içinde yer alabilirler, yarattıkları tartışmalar ve çelişkiler ile profesyonelliği dönüştürebilirler. (Söz konusu varsayımı sınamak için yenilikçi, öncü, ... vs. sıfatlarından herhangi birini taşıyabilecek bir profesyonellikten bir an için de olsa vazgeçmeyi, 'kötü' profesyonelliğe dahi razı olmayı öneriyorum. 'Başarısız' bir profesyonellik de yarattığı tartışmalar, çelişkiler ile sonuçta düşünsel ve deneyimsel bir birikim oluşturabilir.)

Kamunun tutumu
İstanbul'daki kamu mimarlık uygulamalarının böylesine bir tartışma, profesyonel bir ortam içinde yer aldıkları pek söylenemez. Yalnızca bir örnekten söz etmek gerekirse İstanbul'un imajını Dubai'deki Yelken Oteli gibi yapılarla 'cilalamak isteyen' Büyükşehir Belediyesi'nin uluslararası yatırımcı bulmak için Cannes'a götürdüğü projelere bakmak yeter. İstanbul'un son yapılaşma dışı kamu alanlarına gökdelenler yerleştirilmesini öngören, kentin görünümüne damgasını vuracağı iddia edilen bu projeleri hangi mimarlar hazırlamış? Bu alanlarda hangi projelerin yapılacağına kim, nasıl karar vermiş? Bu projelerin nasıl hazırlandığını, neleri amaçladıklarını bu kentte yaşayanlar kadar mimarlar da bilmiyor.

Profesyoneller ile kamu alanı arasında sanki görünmeyen bir duvar var. Kentin profesyonel hizmet kalitesinin geliştirilmesi, başarılı uygulamalara yönelik bir çekim merkezi olması için kentin ilk önce çıkar amaçlı sermayeye değil, bilgi sermayesine, bağımsız profesyonelliğe açılması gerekli.

Yaratıcı sermaye
Çünkü profesyonelliğin gelişmesi, kamusivil toplum ilişkisinin modernleşmesi ile yakından ilgili. Bugün kent yönetimleri yarışmak için informel kanallarla projeler elde etmek yerine bu bağımsız kuruluşları, profesyonellerin temsil ettiği yaratıcı sermayeyi desteklemek zorunda. Mimarlığın yaratıcı sermaye içinde yer almaması yönetimlerin başarısını engellediği gibi kentin refah seviyesinin gelişmesini de engelliyor.
Kentliler mimarlıktan nasıl yararlanacak? Uzmanlık kurumlarının sivil toplum kesimleri gibi kendilerini temsil ettiği ve mesleki alanı bir 'iktidar alanı' olarak tanımladığı sürece mimarlık hizmetlerinin profesyonelleşeceğini hayal etmek zor. Buna karşılık İstanbul gibi bir kentin sorunları kadar fırsatlarının da olduğu gözden uzak tutulmamalı.

İstanbul her konuda olduğu gibi, mimarlıkta da uluslararası profesyonelliği çekebilecek güçte bir kent. İstanbul gibi bir kentin projelerinin, fikirlerinin profesyonel hizmetlere açılması gerekli. Bu açıdan bakıldığında İstanbul Belediye Başkanı'nın Zaha Hadid, Frank Gehry, Robert Venturi gibi dünyaca ünlü mimarları İstanbul'a davet edeceğini söylemesi ve temmuz ayında gerçekleşecek UIA (Uluslararası Mimarlar Örgütü) Kongresi'ne davet edilen ünlü mimarların deneyimleri bu karşılaşma için bulunmaz bir fırsat yaratabilir.

Bunun için kent yönetiminin İstanbul'u uluslararası mimarlık hizmetlerine açma niyeti de eklektik bir mesleki zihniyetin tezahürü olarak değil, profesyonelliğin dönüşümü için değerlendirilmeli. Bu deneyim paylaşma ortamından yararlanılarak mimarlığın kentin dönüşümünde nasıl bir rol alacağı tartışmaya açılmalı.

Sanat, edebiyat ve mimarlık
Mimarlığın kentliler tarafından tanınmasını, tartışılmasını sağlayacak bir ortam yaratılmalı. Kongre yalnızca profesyonel hizmetlere değil, profesyonelliğe de açılmalı, bunun için kongre öncesinde canlı bir tartışma ortamı yaratılmalı. Kent yönetimi ve meslek kuruluşu bağımsız kuruluşlar, profesyoneller ile işbirliği yaparak mimarlık ortamını canlandırmak ve geliştirmek için çaba göstermeli.
Sonuçta İstanbulluların sanattan, sinemadan, edebiyattan yararlandıkları gibi mimarlıktan da yararlanmaya hakları yok mu?
Radikal - Korhan Gümüş
 

 

Mart 2005 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04 05 06
07 08 09 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28 29 30 31      
diğer aylar için tıklayın

Kitap

Genç Çizgiler 2004
Editör: İdil Erkol
Grafik Tasarım: Aslı Ayhan

Arkitera Mimarlık Merkezi Yayınları

Ücret: 20 milyon TL
(20 YTL).
Dağıtım ve kargo masrafları dahil.

  

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz