|
Simon’s Rock:
Kampüsteki Sanat Merkezi
Kolej kampüsleri genelde sanatı
“gettolara yollamaya” eğilimlidirler. Matematik öğrencileri ya da bilim
konusunda yoğunlaşmış olanlar ve bunlar gibi sanatla ilgisi olmayan diğer
kişiler sanat merkezlerini korkutucu ve hatta gizemli bulabilirler.
Bahsedeceğimiz özel bir bina bu sıradan yolun dışında oluşturuldu. Peki onlar
için burada ne var?
Massachusetts’de bulunan Simon’s Rock
Kolej’ine 16,5 milyon Dolar’a yapılan yeni Daniel Sanat Merkezi, farklı yolları
biraraya getiriyor. Boston merkezli Ann Beha Architects tarafından yapılan bu
sanat merkezi kampüsün içinde çekici ve davet edici bir merkez olarak
konumlanıyor.
Simon's Rock içerdiği özel program ile
tanınan bir okul – Amerika Birleşik Devletleri’nde az sayıda olanlardan birkaç
tanesinden biri- ve bu program liseyi bitirmeden koleje başlayan meraklı ve
parlak lise öğrencilerini içeriyor. Sadece 350 öğrencisi olan Simon's Rock, New
York’un 72 kilometre kadar güneybatısında kalan Bard Koleji’nin bir parçası.
Ölçeğine rağmen, Simon's Rock kozmopolit bir topluluğa sahip. Öğrenciler 35
farklı eyaletten geliyorlar ve kolej öğrencilere sanat alanında lisans diploması
veriyor.
5.000 m²’lik alana sahip olan sanat
merkezi kırsal kampüse giriş olarak konumlanıyor. Sanat programları için olan
bir önceki kampüs dağınık duran ve pek de sevimli olmayan binalardan oluşuyordu.
Ortam yeni binaların basit formları için ilham verdi: Daniel Sanat Merkezi tarım
için bölgedeki kullanılan binaları bir başlangıç noktası olarak alıyor ve
formları heykelsi bir şekle büründürüyor.
Ne kadar güzel detaylandırıldığı önemli
olmadan sadece bir ambar, hala ahır hudutlarında kalmış hatta biraz da kitsch
bulunabilir. Fakat Robert Miklos ve proje yöneticisi Geoff Pingree tarafından
başı çekilen mimarlar, bu projede çok iyi tasarımlar yapmayı başardılar.
Yaptıkları şey manzara içerisinde kendisini çevreleyen Berkshires’ı yansıtan bir
heykel gibi tanımlanabilir.
Sanat Merkezi öğrencileri ve
ziyaretçileri binanın bir huni gibi davranan üst katında bulunan ana girişe
doğru yönlendiriyor. Tiyatro stüdyosu ile dans stüdyosu arasında bulunan girişin
üstünü örtmekte olan düz bir çatı korumacı ve misavirperver bir kanopi
oluşturuyor. Tam da bu noktada bina bir mafsal noktası gibi kuzey doğu ve
kuzeybatı doğrultusunda uzanıyor ve kampüsün ormanlık manzarasını çerçeveliyor.
Girişin bir alt katında arkabaçeye
açılan başka bir giriş daha buluyoruz. Parlak ve cam gibi olan, görsel olarak
geçirgen bir membranla sarılmış olan iki katlı lobi, tiyatro kanadını iki katlı
görsel sanatlar bölümüne bağlıyor. Tiyatronun arkasındaki cömert “sanat
avlusunun”nun ortasında tek katlı, bağımsız bir bina heykeltraşlar,çömlekçiler
ve dekorcuların stüdyolarına ve atölyelerine evsahipliği yapıyor.
Malzemelerin ifadesi oldukça güçlü
ancak asla gereğinden fazla süslü değil. Malzemeler ışığın içeri girmesine izin
veriyorlar, fakat aynı zamanda ışığı yumuşatıyorlar bu da binanın akşamları
yumuşak bir biçimde parlaklık kazanmasını sağlıyor. Dışarıdaki bir diğer baskın
malzeme ise gri boyalı çelikken malzemeler içeride bitmemiş beton bir döşeme ile
devam ediyor.
Robert Miklos bu binayı kırsal
alanlardaki ambarlarla endüstriyel depo binalarının bir kombinasyonu olarak,
“New York ile Berkshires arasında bir yer yaratmak” olarak tanımlıyor.
Açık sözlü ve kibirsiz bir mimarlık ile
yapılmış Daniel Sanat Merkezini kullananlar hergün bir öğrenci ve kendileri
olmak için bir sanatçı olarak başarıya ulaşmanın büyük sırlarından birini
hatırlayacaklar.
Architectureweek - Derleyen: Gülin Şenol |