reklam

06 Nisan 2005 Çarşamba
Ana Sayfa > Haberler

Balkonlar ve kargalar

Bendenizin çocukluğunda İstanbul'un Kadıköy yakasında Selamiçeşme'den Bostancı'ya doğru, tarlalar ve gelişigüzel toprak yollar ortamına serpilmiş, büyük bahçeli ahşap köşklerin ikinci kat balkonlarından, Marmara ve Adalar genellikle çok rahat görünürdü.

III. Selim'den bu yana; okyanusların 500 yıllık kullanımı sonucu, Avrupa'da aristokrasiye karşı büyüyerek çiçeklenmiş olan burjuva sınıfının, suyuna tirit bir taklitçiliğiyle çağdaşlaşmaya özenen İstanbul; "alafranga" ile "alaturka" arasında çeşitli semtlere bölünmüştü.

Batı yakasında Haliç'in eski Bizans surlarıyla çevrili bölümü "alaturka"; Galata bölümü ise Tünel, Beyoğlu, Taksim, Harbiye, Nişantaşı"na doğru "alafranga" ağırlıklıydı.

Boğaz kıyılarının da batı yakası, Arnavutköy'den sonra "alafranga"; doğu yanı Asya yakası "alaturka"ydı.

Asya İstanbul'unun "alafranga" semti de, özellikle Moda'ydı.

Usul usul gelişen ve sonunda bir taşra patlamasıyla, eski İstanbul dükalığını, bir anlamda da yağmalayan köy ve kasaba kökenli kuşaklar; şimdilerde yeniden burjuvalaşmaya yöneliyorlar.

Can Paker, "orta sınıftaki gelişme" diye etiketlendiriyor bu değişimi...

İstanbul'un, 200 yıldan bu yana özendiği burjuvalaşma... Ve yine de bir türlü "onlar-biz" ayrımından kurtulamama; tuvaletlerle balkonları doğru dürüst kullanamama...

Bir de buna, oligarşik bir yapının "meslek"ten önce gelen "makam" sahipliği afur tafuru ile; anadilinin "okuma-yazma" boyutundan kopukluğun harmanladığı demagojik bir hamaset; ve bir de, kestirmeden zengin olma hırsıyla kurnazlıkları eklenince...

Tam bir makyajlı "Üçüncü Dünya" ilkelliğinin havuzunda bunalıp kalıyorsunuz...

Eski köşk mirasçılarının, taşra patlaması yap-satçılarıyla ortaklaşa gerçekleştirdikleri rezalet yapılanmaya bakıyorum. Bir tanesi de bendenizin doğduğum köşkün, kaybolan güzelim bahçeleriyle birlikte dikine yükselen apartmanı...

Kazancakis'in "Zorba"sında olduğu gibi, sonuna kadar karşı koymaya gücünüz yetmiyor toplumsal anaforlara...

Artık eski köşklerin ikinci kat balkonlarından değil; gökdelen özentisi yapıların tepelerinden görünebiliyor Marmara ile Adalar...

Ve Fındıklı'nın üstlerinden Cihangir'le Ayazpaşa'ya doğru bakınca...

Deniz görmesi engellenmiş balkonların, nasıl bir atılmış eşya ardiyesi olarak; paslı bidon, kırık kanape, yırtık odun sepeti yığınlarına tutsak düşmüş olduğunu seyrediyorsunuz.

Bizde de böyle olur burjuvalaşma dediğin...

Papa II. Jean Paul'ün ölümünden bir gün sonra, kat komşum Mimar Derviş Aydeniz de ayrılıverdi yaşamdan...

25 yıllık tanışım Derviş'in, son dakikalarını haber vermek ister gibi iki yaşlı kara karga konmuştu balkonun demirlerine ve gak gak diye ötüp uçmuşlardı...

Arada sırada yaşlı bir karga gelip konardı demirine balkonun. Benimle dalga geçmek için geldiğini sanır ve ona "balkon" şiirleri okurdum.
Örneğin Baudlaire'in Cahit Sıtkı çevirisi "Balkon" şiirini:

O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan;
Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen;;
Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman.
Ne söyledikse çoğu ölmeyecek şeylerden;
O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan.

Balkona gelen alaycı kargaya, balkon şiirleri okumanın tadı başkaydı:

Kimdir gülümseyen yeşillik balkonundan;
Demek gecelerden sonra, gün doğuyor...
Ne var ki iki karga bu kez hainlik etti; acı haber getirdi.

Kapı komşum sevgili Mimar Derviş'i kaybettik. Bir gün önce de Papa II. Jean Paul ayrılmıştı dünyadan ve son iki gün içinde kim bilir daha kimler...

Bin yıl boyunca, Vatikan'ın kadınsız yaşar görünen papaları yönetti ortaçağ Avrupa'sını...

1215'te ise İngiltere Kralı Yurtsuz Jean, Manga Carta Libertatum'un hâlâ geçerli olan 39. maddesini yazıyordu:

"Hiçbir özgür kişi, kendi denklerinin hukuken geçerli bir hükmü, ya da ülke yasalarının gerektirdiği durumlar dışında tutuklanamaz, hapse atılamaz, mallarından ve yasal haklarından yoksun bırakılamaz, sürgüne gönderilemez, ya da hiçbir biçimde zarara uğratılamaz."

Ola ki iki yüz yıl geçince de, Fransız Devrimi'nden sonra modern silahlarla yaşanan ve şimdi de "Üçüncü Dünya" ülkelerine kaymış görünen, kanlı savaşlarla liderlik kavgalarını; "siyasetçilerle silahçıların gizli ittifak dönemi" diye özetleyecekler..

Acı haber getirmeden, benimle dalga geçmeye gelen yaşlı kara kargaya da anlatmıştım bunları...

Yanıtı hep aynı olmuştu:
- Gag...

Sanki o da politikaya özeniyormuş gibi...
Milliyet - Çetin Altan

 

Nisan 2005 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
      01 02 03
04 05 06 07 08 09 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30  
diğer aylar için tıklayın

Mimarlık ve tasarım dünyası ile ilgili genel tartışma konuları Mimarlık forumunda

Arkitera.com/forum

  

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz