|
Balkonlar ve kargalar
Bendenizin çocukluğunda İstanbul'un
Kadıköy yakasında Selamiçeşme'den Bostancı'ya doğru, tarlalar ve gelişigüzel
toprak yollar ortamına serpilmiş, büyük bahçeli ahşap köşklerin ikinci kat
balkonlarından, Marmara ve Adalar genellikle çok rahat görünürdü.
III. Selim'den bu yana; okyanusların
500 yıllık kullanımı sonucu, Avrupa'da aristokrasiye karşı büyüyerek çiçeklenmiş
olan burjuva sınıfının, suyuna tirit bir taklitçiliğiyle çağdaşlaşmaya özenen
İstanbul; "alafranga" ile "alaturka" arasında çeşitli semtlere bölünmüştü.
Batı yakasında Haliç'in eski Bizans
surlarıyla çevrili bölümü "alaturka"; Galata bölümü ise Tünel, Beyoğlu, Taksim,
Harbiye, Nişantaşı"na doğru "alafranga" ağırlıklıydı.
Boğaz kıyılarının da batı yakası,
Arnavutköy'den sonra "alafranga"; doğu yanı Asya yakası "alaturka"ydı.
Asya İstanbul'unun "alafranga" semti
de, özellikle Moda'ydı.
Usul usul gelişen ve sonunda bir taşra
patlamasıyla, eski İstanbul dükalığını, bir anlamda da yağmalayan köy ve kasaba
kökenli kuşaklar; şimdilerde yeniden burjuvalaşmaya yöneliyorlar.
Can Paker, "orta sınıftaki gelişme"
diye etiketlendiriyor bu değişimi...
İstanbul'un, 200 yıldan bu yana
özendiği burjuvalaşma... Ve yine de bir türlü "onlar-biz" ayrımından
kurtulamama; tuvaletlerle balkonları doğru dürüst kullanamama...
Bir de buna, oligarşik bir yapının
"meslek"ten önce gelen "makam" sahipliği afur tafuru ile; anadilinin
"okuma-yazma" boyutundan kopukluğun harmanladığı demagojik bir hamaset; ve bir
de, kestirmeden zengin olma hırsıyla kurnazlıkları eklenince...
Tam bir makyajlı "Üçüncü Dünya"
ilkelliğinin havuzunda bunalıp kalıyorsunuz...
Eski köşk mirasçılarının, taşra
patlaması yap-satçılarıyla ortaklaşa gerçekleştirdikleri rezalet yapılanmaya
bakıyorum. Bir tanesi de bendenizin doğduğum köşkün, kaybolan güzelim
bahçeleriyle birlikte dikine yükselen apartmanı...
Kazancakis'in "Zorba"sında olduğu gibi,
sonuna kadar karşı koymaya gücünüz yetmiyor toplumsal anaforlara...
Artık eski köşklerin ikinci kat
balkonlarından değil; gökdelen özentisi yapıların tepelerinden görünebiliyor
Marmara ile Adalar...
Ve Fındıklı'nın üstlerinden Cihangir'le
Ayazpaşa'ya doğru bakınca...
Deniz görmesi engellenmiş balkonların,
nasıl bir atılmış eşya ardiyesi olarak; paslı bidon, kırık kanape, yırtık odun
sepeti yığınlarına tutsak düşmüş olduğunu seyrediyorsunuz.
Bizde de böyle olur burjuvalaşma
dediğin...
Papa II. Jean Paul'ün ölümünden bir gün
sonra, kat komşum Mimar Derviş Aydeniz de ayrılıverdi yaşamdan...
25 yıllık tanışım Derviş'in, son
dakikalarını haber vermek ister gibi iki yaşlı kara karga konmuştu balkonun
demirlerine ve gak gak diye ötüp uçmuşlardı...
Arada sırada yaşlı bir karga gelip
konardı demirine balkonun. Benimle dalga geçmek için geldiğini sanır ve ona
"balkon" şiirleri okurdum.
Örneğin Baudlaire'in Cahit Sıtkı çevirisi "Balkon" şiirini:
O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan;
Ya pembe buğulu akşamlar, balkonda geçen;;
Başım göğsünde, ne severdin beni o zaman.
Ne söyledikse çoğu ölmeyecek şeylerden;
O akşamlar, kömür aleviyle aydınlanan.
Balkona gelen alaycı kargaya, balkon
şiirleri okumanın tadı başkaydı:
Kimdir gülümseyen yeşillik balkonundan;
Demek gecelerden sonra, gün doğuyor...
Ne var ki iki karga bu kez hainlik etti; acı haber getirdi.
Kapı komşum sevgili Mimar Derviş'i
kaybettik. Bir gün önce de Papa II. Jean Paul ayrılmıştı dünyadan ve son iki gün
içinde kim bilir daha kimler...
Bin yıl boyunca, Vatikan'ın kadınsız
yaşar görünen papaları yönetti ortaçağ Avrupa'sını...
1215'te ise İngiltere Kralı Yurtsuz
Jean, Manga Carta Libertatum'un hâlâ geçerli olan 39. maddesini yazıyordu:
"Hiçbir özgür kişi, kendi denklerinin
hukuken geçerli bir hükmü, ya da ülke yasalarının gerektirdiği durumlar dışında
tutuklanamaz, hapse atılamaz, mallarından ve yasal haklarından yoksun
bırakılamaz, sürgüne gönderilemez, ya da hiçbir biçimde zarara uğratılamaz."
Ola ki iki yüz yıl geçince de, Fransız
Devrimi'nden sonra modern silahlarla yaşanan ve şimdi de "Üçüncü Dünya"
ülkelerine kaymış görünen, kanlı savaşlarla liderlik kavgalarını;
"siyasetçilerle silahçıların gizli ittifak dönemi" diye özetleyecekler..
Acı haber getirmeden, benimle dalga
geçmeye gelen yaşlı kara kargaya da anlatmıştım bunları...
Yanıtı hep aynı olmuştu:
- Gag...
Sanki o da politikaya özeniyormuş
gibi...
Milliyet - Çetin Altan |