|
Son Yüzyılın En İyi
Konser Salonlarından Birisini Koolhaas Tasarladı

Çok az insan Rem Koolhaas’ın düşünsel
niteliğini sorgular: Koolhaas çok uzun zamandır mimarlık dünyasının en cüretkar
düşünürlerinden biridir. Yakın zamanlarda biten konser salonu projesi Casa da
Musica Rem Koolhaas için bir ilktir. İlk kez düşünsel gayret, duyusal güzellikle
birarada var olmuştur.
Porto’nun tarihi semti ve düşük gelirli
çalışanların oturduğu mahalle arasında konumlanan bina, 1300 kişilik oturma
kapasitesi, prova salonları ve Porto Ulusal Orkestrası’na ait kayıt stüdyoları
ile göze çarpıyor. Keskin hatlarla kesilmiş betonarme formu ve ana konser
salonunu oluşturan dikdörtgen kutuyla bu yapı, Koolhaas’ın şimdiye kadar
yarattığı en kışkırtıcı yapı.
Projenin kütlesel ve heykelsi
nitelikleri, kaçınılmaz olarak Casa da Musica ve Frank Gehry’nin Guggenheim
Müzesi arasında bir kıyaslamayı da beraberinde getirecektir. İkisi de aslında
uzun süredir düşüşte olan endüstriyel kentleri canlandırmak amacıyla yapılan
planlamanın bir parçası ve ikisi de görkemli birer ustalık örneği.
Ama eğer Gehry’nin başyapıtı
dizginlenemez bir id’i patlatıyorsa, Koolhaas’ın eseri daha kendi içine dönük –
duygusal ve psikolojik gerilimlerle titreşen- bir deneyim. Sizi daha derin,
bilinçsiz bir deneyime çekmek ister gibi, sürprizlerini yavaş yavaş açığa
çıkarır. Tasarımındaki özgünlük açısından Casa da Musica, Gehry’nin Walt Disney
Konser Salonu (2003) ve Scharoun’un Berlin Filarmoni Salonu ile beraber son
yüzyılın en önemli konser salonlarından.
İşin garibi bu proje insani bir
ihtiyaca yönelik bir arayıştan türemiştir. Bu ihtiyaç; oda veya hücre mekan diye
isimlendirilebilir. Birkaç yıl önce bir müşterisi Koolhaas’tan Rotterdam’ın
banliyösünde bir konut tasarlamasını istemişti. Koolhaas tarafından tipik bir
“Hollandalı Kalvinist” olarak nitelendirilen müşteri, düzen konusunda
takıntılıydı ve çok temiz hatlara sahip, fazlalıksız bir yaşama mekanı
istiyordu. Mimar da bu isteğe kesilmiş bir beton blok ve içinden bir kütle
çıkarılarak oluşturulmuş bir boşluk tasarlayarak cevap vermeye çalışmıştı.
Boşluk ailenin yaşama alanı, boşluğu çevreleyen mekanlarda gündelik
dağınıklıkları emen alanlar olarak düşünülmüştü.
Tam Rem Koolhaas’ın bu konser salonu
için yarışmaya girdiği dönemde, müşteri projeyi iptal etti. Bu tasarımı bir
kenara koymak yerine Koolhaas ölçeği büyüttü ve yeni işleve göre adapte etti.
Çekirdek kısım ana performans salonu olurken, onu çevreleyen alanlar da
fuayelerden, prova salonları ve ofislerden oluştu. Ölçekteki bu uç değişim,
tekil bir müşterinin isteklerini daha dinamik bir kamusal deneyime dönüştürdü.
Ama bütün bu değişimlere rağmen tasarımın temel noktaları aynı kaldı: rasyonel
bir biçimde düzenlenmiş çekirdek alan ve ona dinamizm katan, kaotik sosyal ve
ruhsal kuvvetler.
Koolhaas binanın tek başınalığını
vurgulayarak başlıyor. Yapı, göz alıcı bir kumaş parçasının üzerinde duran bir
mücevher gibi, yumuşak pembe travertenden bir altlığın üstünde yükseliyor. Belli
noktalarda, bu traverten meydanın çevresine dağılmış irili ufaklı yapıları –
otobüs durağı, cafe, yeraltı otoparkının girişi gibi - örtmek için kıvrılıyor.
Bu görüntüsüyle traverten bir halı gibi, çevredeki yapılar da halının altına
süpürülmüş elemanlar gibi duruyorlar.
Sokağın çarprazındaki parktan görünen
haliyle adeta biçimsel bir zarafet sergiliyor. Yine de etrafında dolaşırken,
binanın eğimli duvarları bizim perspektif duygumuzu bozuyor ve binanın
boyutlarını algılamamızı engelliyor. Diğer açılardan, kesikli biçimi de
orantısız bir biçimde dışarı fırlayarak, tüm yapının dengesini bozuyor.
Her zamanki gibi Rem Koolhaas burada
da, Porto’nun modernist geleneğinden, 1970’lerin jenerik alışveriş merkezlerine
kadar birçok faktörden etkilenmiş. Binanın dıştaki kontrollü zarafeti , içinde
dolaştıkça kendini yavaş yavaş gösteren binalarıyla ünlü yerel mimarlar Álvaro
Siza ve Eduardo Souto de Moura’ya işaret ediyor. Ama bu beton kabuk aynı zamanda
bir maske, içindeki zengin ve yaratıcı deneyimi dışardan saklayan boş bir
konteyner gibi.
Girişten kendinizi içeri atar atmaz, sizi lobiye götüren dar bir merdiven
görürsünüz. Merdivenin hemen yanındaki bir yarıktan şehrin sıra evlerini
görebilmek mümkünken, vestiyerin hemen arkasındaki duvarda da şehrin videoya
çekilmiş panoramik görüntüleri yanıp söner. Beklenmedik hazları müjdeleyen
ikinci bir merdiven de birkaç kat boyunca devam eder ve sonra ana konser
salonunun arkasında kaybolur. Ağır betonarme kirişler, sıkışma duygusunu daha da
artırır.
Ana salon oldukça hiperrasyonel
görünüyor. Geleneksel normlara göre akustik olarak dünyanın en iyi konser
salonları ayakkabı kutusu şeklinde olduğundan, Rem Koolhaas da bize bir ayakkabı
kutusu vermiş. Buna benzer olarak oturma yerleri de bir meclis sırası gibi,
basit tekrarlayan sıralardan oluşuyor. En heyecan verici olan da salonun başında
ve sonunda bulunan inanılmaz büyüklükteki, ondüle cam panellerdir. Kıvrımlı
perdeleri anımsatan bu levhalar, dışardaki şehrin görüntüsünü çarpıtarak
yansıtır ve konser salonundakilerin kendilerini hayal meyal bir biçimde şehir
görüntüsünün içinde hissetmelerini sağlar.
Ama bunlar aynı zamanda Rem Koolhaas’ın
bütün şehirleri canladıran, yasak köşelere ve sosyal sürtüşmelere duyduğu
sevgiye işaret ediyor. Çeşitli fuaye katlarında aşağı inerken, sanki şehrin
içerisinden kopartılıp getirilmiş birçok odayla karşılaşırsınız. Örneğin bir
V.I.P odası burjuvazinin avlularında çokça görülen mavi-beyaz seramiklerle
kaplanmıştır. Daha yukarıdaki bir toplanma alanı ise eğimli bir cam çatı
tarafından kapatılır, bu çatı zaman zaman açılarak uzaktaki şehir ve Atlantik
Okyanusu manzarası içeri alınır.
Bina içindeki bunun gibi parçalar, bir
zamanlar Modernist gündemin merkezini oluşturan estetik saflığa karşı Rem
Koolhaas’ın başkaldırısını yansıtır. Çağdaşı birçok mimar gibi, Koolhaas da bu
tip bir saflığın bir baskı unsuru olduğunu düşünüyor. Geçtiğimiz on yıllar
boyunca, Koolhaas modernistlerin yok saydığı karmaşık sosyal, psikolojik ve
ekonomik gerçeklerin peşine düşmüştür. Porto’daki konser salonu ile de bu
vizyonunu yansıtan mükemmel bir ifade yakalamıştır.
NY Times - Nicolai Ouroussoff
Çeviren: Şevin Yıldız - Arkitera |