|
Kimin İçin Bienal?
Kentin Neresinde Bienal?

9.Uluslararası İstanbul Bienali
Eylül ayında gerçekleşecek. İçinde sanat yapıtı, sanatçı, sanat izleyicisi,
sanat eseri biriktiricisi, sanat eleştirmeni vb. gibi çok parçalı bir yapı
bulunduran “sanat”ın sergileneceği, izleneceği, konuşulacağı, eleştirileceği bir
etkinlik beraberinde birbirinin içine geçmiş, kendi kadar kompleks sorunları da
getirir.
Ancak bu sefer 13 Nisan Çarşamba akşamı Garanti Platform
Güncel Sanat Merkezi’nde yapılan panelde Vasıf Kortun problemi kendilerinin
yarattığını söylüyordu. Deyim yerindeyse her şey Eylül ayında gerçekleşecek
sergiyi kentin tarihi / turistik merkezinde konumlandırmak istemediklerinden
emin olmaları ile başlamış. Yazıyı okuyanlar için bu basit bir mekan problemi
olarak gözükmesin. Bu kararın sonrası kentle Bienal gibi bir serginin birbirleri
ile kurdukları ilişkiyi sorgulamaktır ve görünen o ki öyle de olmuş.
“Dokuzuncu İstanbul Bienali zor durumda.” diyerek
Bienal’in problemlerini, önemini, kentle, sermaye ve yerel yönetimlerle olan
ilişkisini, sanatın bu noktada kazandığı anlamı tartışmak için panelde bir araya
gelen Vasıf Kortun, Korhan Gümüş, Charles Esche, Ali Akay, Orhan Esen ve Mustafa
Pancar’ın ve sanatla ilgilenen çok sayıda kişinin bulunduğu panelde öncelikli
olarak Bienal’in kentle ilişkisi, Charles Esche’nin konuşmasında öne sürdüğü
“Bienal kente ne yapar, ne yapmaz, kente nasıl katılır ve nasıl ayrışır?” ve
“Sanat bir dekorasyon mudur, direniş midir, bir mutenalaştırma aracı mıdır?”
soruları üzerinde duruldu.
İki saatten fazla süren paneli birebir bir etkinlik
haberi gibi açıklamanın sanırım pek imkanı yok. Ancak çok can alıcı ve
düşündürücü konulardan biri olan özelleştirme ve ekonomik gelişmelerin kente ve
Bienal’e etkisi gibi bir konudan bahsetmemek milyonlarca insanın birlikte
yaşadığı bir kentin yönetimi ve kullanımı ile ilgili mekanizmaları ve
aksaklıkları görmezlikten gelmek olacaktır.
Kamusal
Alan Nedir ve Kimindir? Bienal Alanı Neresi Olabilir?
Panelde belirtilen en önemli söylem Bienal’in kente nasıl daha faydalı bir
hale getirileceğiydi. Korhan Gümüş, konuya hizmet üretenlerle kamu kararlarını
verenlerin rollerinin değişmelerine değinerek başladı.
Sürekli olarak “katılımcılık”ın öneminden bahseden
yöneticilerin informel katılımcılığı oluşturduklarını söyleyen Gümüş,
müteahhitler veya şirketler gibi aslında hizmet üretmesi gereken kesimin
yöneticilerin bu tutumu sayesinde informel biçimde kamusal alanlarda hizmet
üretimine geçtiklerine değindi.
Çıkar amaçlı bu grupların özelleştirmenin etkisi ile
kamusal alanlara karışması ve hatta hizmet üretir duruma gelmesi, dolayısıyla
kültür ve sanata, başkanı mimar olan bir kentte bile mimarlığa yeterince bütçe
ayrılmadığını vurgulayan Korhan Gümüş, bu grupların yaptığı yatırımların kamunun
yapacağı yatırımlar kadar özgürleştirici olmayacağını söyledi. Bienal ya da bu
çerçevedeki kamuyu ilgilendiren projelerde özelleştirme ile çıkar ilişkisi işin
içine girince birden projelerden vazgeçildiği, bu ilişkiler içerisinde kar
nereyi işaret ediyorsa mekanın da oraya tahsis edildiğine dikkat çeken Korhan
Gümüş’ten hemen sonra Vasıf Kortun Bienal için mekan ararken seçilen yerlerin
her seferinde mekanların ne şekilde kaybedildiğini Camialtı Tersanesi, Tepebaşı,
Antrepo ve Şişhane Metro Binası örneklerini vererek açıkladı.
Diğer bienallerin tam tersine bütçe talep etmeden
kendini döndüren İstanbul Bienali’nin kente hizmet verirken, bu karşılıksız
ilişkiyi kabul etmişken bile kamusal alanın bir parçası olarak görülmemesi
“kamusal alan” kavramının gerçekten de tehlikede olduğunu gösteriyor. Üstüne
üstlük panelde belirtildiği gibi kamusal alan tehlike altına girdiği anda başka
birçok şey gibi sanat da tehlike altına giriyor.
Korhan Gümüş konuşmasının bir yerinde “Güncel sanat bazı
şeyler için araçsallaştırıldığı anda yönetimlerden destek alıyor, araçsallığını
kaybettiği anda destek de yok oluyor.” diyerek bence çok açıkça bir tehlikeyi de
işaret etti:
Eğer sanat, sunumu ve kentle ilişkisi kamusal alan
dahilindeyse ve kendi örneğinde olduğu gibi çıkar gruplarının çizdiği kadere
göre biçimleniyorsa kamusal alan nasıl tanımlanabilir?
Kamusal alan nedir ve kimindir?
Peki Bienal kimindir?
Merak edenler olursa, Eylül Ayı’nda 9.İstanbul
Bienali’nin Beyoğlu, Galata ve Karaköy arasında birbirinden mekansal olarak
bağımsız yerlerde yapılması planlanıyor.
Eylül’de “Kamusal Alan”ın - kentte her seferinde tekrar
tekrar tanımlanan - bizlere ayrılan yerlerinde gönül rahatlığı ile dolaşmak
dileği ile...
Arkitera - Gülin Şenol |