|
Değişimi Tasarlamak
“Mimarlık stille ilgili değildir, dünyada nasıl yaşadığımız ve nasıl
çalıştığımıza hitap etmesi ile ilgilidir” diyor Amerika’nın yıldızlaşan mimarı
Thom Mayne.
Thom Mayne’nin San Francisco’da tasarladığı Federal Ofis Binası,
demokratikleşmeyi vurgularcasına, hemen her çalışana manzaraya hakim olma
fırsatını vererek gökyüzüne yükseliyor.
Birkaç hafta gibi kısa bir süre önce, Mayne mimarlık alanındaki en büyük
ödüle layık görüldü. Mayne, Pritzker’in 14 yıllık geçmişinde cüretkar tarzıyla
100.000 Dolar’lık ödülü kazanan ilk Amerikalı mimar oldu.
Mayne’nin tasarımları ve değişime olan coşkulu tutkusu, Pritzker Jürisi
tarafından “cüretkar karakter” olarak anılmasına neden oluyor.
30 yılın ardından, 61 yaşındaki Mayne şu anda Güney Kaliforniya’da hükümet
binalarını ve yüksek yoğunluktaki projeleri tasarlayan 40 adet mimarlık
stüdyosunun başında.
Çok yakın zamanda Mayne’nin şirketi Morphosis, Alaska Juneau’da tasarladığı
Eyalet Meclisi Binası ile ödül kazandı. Bina devlet politikalarını ve kamuoyu
tartışmalarını bir çatı altında toplama düşüncesi ile tasarlandı.
Mayne’nin tasarımları, açılı, iddialı metal kullanımları, yaratıcı ve dışa
açılımları ile biliniyor.
Kansas Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve dünya çapında çalışmaları olan
mimar Peter Pran, Mayne’i çağdaş büyük dört mimar arasında gösteriyor.
Mayne’nin çalışmalarını “nefes aldıran” tasarımlar olarak nitelendiren Pran,
Mayne’i kentle güçlü bağlar kurarak farklılıklar kazandıran ve daha önce hiç
görülmemiş şeyleri bize göstermeyi sağlayan bir tasarımcı olduğunu vurguluyor.
Pritzker, Mayne’in tasarımlarını daha da ileri götürmesini sağladı.
Cooper Union ve 2012’de kullanılması planlanan Olimpiyat Köyü için
tasarlayacağı bir sanat ve mühendislik binası için New York’ta bulunan Thom
Mayne‘in 10 Nisan 2005’te telefonda yaptığı bir röportajında şunları söyledi;
Çalışmalarınız göze çarpan farklılıklarıyla biliniyor. Sizce bu 21.yy
mimarisinin bir getirisi mi?
Thom Mayne: Şöyle söyleyebilirim ki, günümüzdeki mimarların çoğu
tarafsız değil, etkisiz bırakılmışlar, yeni bir görev üstlenmek için
cesaretsizler. Ben yeni fikirlerle, aslında konuşan binalarla ilgileniyorum.
Onlar bir şeyler söylüyorlar, farklı kişilere farklı şeyler söylüyorlar. Bazı
insanlar onları korkutucu, saldırgan buluyor. Bu kişiye göre değişiyor. Binalar
çok farklı, sayısız şekilde yorumlanabilir ve herkes başka bir şey okuyabilir.
Bu nedenle insanların aynı fikirde olmasını istemek, tutarlı olacağını düşünmek
umutsuz bir davranıştır. Önemli olan o binayı tasarlarken sınırlar içerisinde
ortak bir nokta oluşturmaktır.
Pritzker Jürilerinden birisi size imalı bir şekilde sizin mimarlığı bir
“temas sporu” olarak gördüğünüzü söyledi. Sizce ne ima etti?
Thom Mayne: Hımm Ne demek istemiş olabilir?
Ben dobra konuşmalardan hoşlanırım. Mimarlık stille ilgili değildir, bu sizin
müşterinizle çok basit problemler bazında uyumunuzla ilgilidir. Bu mimarın
projedeki rolü nedir? sorusu ile başlar. Bu söylediğimin mimarlığı stille
ilişkili, dekoratif olarak gören kişiler için şaşırtıcı olacağını biliyorum.
Kaliforniya, Pamona’da 1999 yılında açılan Diamond Ranch Lisesi, örneğin
onunla bir yarışma kazandık. Bununla ilgili çok farklı gözlemler var. O zamanda
sorulan sorulardan hatırladığım ilk soru fonksiyonla ilgili idi. Ben bunların
yerine bir mimarın gençlerin eğitimine nasıl katkıda bulunabileceğini konuşmak
isterim.
Ben yoğun olarak talep edilen şeyi üretmekten hoşlanıyorum. Bu durum sizin
düşüncelerinizi bulandırabilir. Benim istediğim toprağın dönüşümü, binaların
yeryüzüne çıkmasıdır. Ekolojiye ve peyzaja hitap etmesidir. Bu sadece doğru
açılarla ilgili değildir. Binalar dinamiktir, yaşarlar. Daha önce gördüğünüz
gibi okula benzemiyor. Ama öğrenciler onu gerçekten seviyorlar.
Sizin için bir proje tam olarak nerde başlar?
Thom Mayne: Ben projeye görünüşle başlamam. Hiçbir şeyle başlamam
aslında. Tamamen boşluk…
İlk başta projenin neye benzeyeceğine dair hiçbir fikrim yoktur. Hiç bir şey
gelmez aklıma. Frank Lloyd Wright efsanesi yani alana bakar ve gözleriniz
kapatırsınız. İşte her şey o anda oluşur. Bu bana anlamsız geliyor. Tamamen
anlamsız. Hiç bir şey orada değildir.
Tartışmaya başlarsınız, problemi anlamaya çalışır, doğa ile bağlantılar
kurmaya çalışır, olanakları değerlendirirsiniz ve süreçle birlikte bazı şeyler
oluşmaya başlar. Çalıştığınız süre içinde çok büyük değişiklikler meydana
gelebilir.
Öyle görünüyor ki bu size Alaska Eyalet Binası projesinde kubbe kullanma
fikrini getiren düşünce gibi gözüküyor
Thom Mayne: Bu ilginç bir örnek. Yarışmada dört kişiydik. Ben sonunda
Moshe Safdie’nin kazanacağını düşünüyordum. Projeye çok hızlı başladık, sadece
üç haftam vardı. Bu tasarım için iki hafta sunum içinse bir haftamız var
demekti. Her şey olağanüstü bir şekilde hızlı gitmeliydi. Tüm bir günümüzü bu
projenin ne olduğunun üzerinde tartışmaya harcadık. Tasarıma ancak kafamızda
bazı fikirler ve strateji oluştuğunda başlayabildik. Yaptığımız araştırmada 49
eyalet binasından 41 tanesinin kubbesi olduğunu gördük. Bu da Alaska’da 21.yy.da
inşa edilecek son kubbe olacaktı. Bu daha önce sözünü ettiğimiz kabul edilmiş
ortak bir dil, bir semboldü.
Bizde buradan çıktık yola ve kubbenin çağımıza uygun transformasyonunu
düşünmeye başladık. Bunu yapan ilk kişi olmak beni şaşırttı. Biz radikal
mimarlardık. Sunuşumun ilk 20 dakikasını Thomas Jefferson, Hamilton ve
Washington’dan Eyalet binalarının ticaret binalarından ayrı olması gerektiğinin
doğası üzerine alıntılar yaparak geçirdim.
Teknoloji, bilgisayar, mühendislik yazılımları, materyallerdeki gelişmeler
günümüz mimarisinde hissedilir derecede rol oynuyor. Bunlara karşı tavrınız
nedir?
Thom Mayne: Daha fazla buluşun, ilerlemenin olduğu bir zamanda
yaşadığımı hayal bile edemiyorum. Bütün bunlar mimariye yansımalı diye
düşünüyorum. Biz dünyadaki en iyi mühendislerle çalışıyoruz. San Francisco’daki
bina belkide Amerika’nın ilk gökdeleniydi.
Berkeley Livermore Laboratuarı bir buçuk yıl gibi bir süre boyunca bizimle
çalıştı. Bu binanın diğer binalardan farkı enerji tasarrufuna yaklaşımıdır. Bu
bina yılda yarım milyon dolara yakın enerji tasarrufu sağılıyor
Binanın nasıl göründüğünü unutun. Bu tabi ki bir parçası ama benim konuşmak
istediğim binaların ulusal enerji politikasıyla olan ilişkisi. Eğer biz bu
şekilde binalar yapar ve teknolojiyi adapte edebilirsek Venezüella’dan ya da
Irak’tan petrol ithal etmeyi de durdurabiliriz. İşte benim görmek istediğim bu.
Şöyle düşünüyorum, bir kişi büyük daha da büyük binalar tasarlayabilir ama
estetikten önce düşünülmesi gereken ilk şey mali yönü olmalı. Bu araba
tasarlarken yaptığımızla aynı şey. Enerji tasarrufu için kendimi
hırpalamayacağım bir yerlerde Ferrari ile Purius arası daha seksi bir şeyler
tasarlamak isteyeceğimi tahmin ediyorum. Kimse bilinçli ve ahlaklı olarak bir
Hummer kullanmaz. Bu mümkün değil.
Bu yüzden binalarımda buna dikkat ediyorum. Ve bir mimar böyle olmalı.
Kansas
City
- Steve Paul
Çeviren: Müge Velioğlu- Arkitera |