reklam

15 Nisan 2005 Cuma
Ana Sayfa > Haberler

Değişimi Tasarlamak

“Mimarlık stille ilgili değildir, dünyada nasıl yaşadığımız ve nasıl çalıştığımıza hitap etmesi ile ilgilidir” diyor Amerika’nın yıldızlaşan mimarı Thom Mayne.

Thom Mayne’nin San Francisco’da tasarladığı Federal Ofis Binası, demokratikleşmeyi vurgularcasına, hemen her çalışana manzaraya hakim olma fırsatını vererek gökyüzüne yükseliyor.

Birkaç hafta gibi kısa bir süre önce, Mayne mimarlık alanındaki en büyük ödüle layık görüldü. Mayne, Pritzker’in 14 yıllık geçmişinde cüretkar tarzıyla 100.000 Dolar’lık ödülü kazanan ilk Amerikalı mimar oldu.

Mayne’nin tasarımları ve değişime olan coşkulu tutkusu, Pritzker Jürisi tarafından “cüretkar karakter” olarak anılmasına neden oluyor.

30 yılın ardından, 61 yaşındaki Mayne şu anda Güney Kaliforniya’da hükümet binalarını ve yüksek yoğunluktaki projeleri tasarlayan 40 adet mimarlık stüdyosunun başında.

Çok yakın zamanda Mayne’nin şirketi Morphosis, Alaska Juneau’da tasarladığı Eyalet Meclisi Binası ile ödül kazandı. Bina devlet politikalarını ve kamuoyu tartışmalarını bir çatı altında toplama düşüncesi ile tasarlandı.

Mayne’nin tasarımları, açılı, iddialı metal kullanımları, yaratıcı ve dışa açılımları ile biliniyor.

Kansas Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve dünya çapında çalışmaları olan mimar Peter Pran, Mayne’i çağdaş büyük dört mimar arasında gösteriyor.

Mayne’nin çalışmalarını “nefes aldıran” tasarımlar olarak nitelendiren Pran, Mayne’i kentle güçlü bağlar kurarak farklılıklar kazandıran ve daha önce hiç görülmemiş şeyleri bize göstermeyi sağlayan bir tasarımcı olduğunu vurguluyor.

Pritzker, Mayne’in tasarımlarını daha da ileri götürmesini sağladı.

Cooper Union ve 2012’de kullanılması planlanan Olimpiyat Köyü için tasarlayacağı bir sanat ve mühendislik binası için New York’ta bulunan Thom Mayne‘in 10 Nisan 2005’te telefonda yaptığı bir röportajında şunları söyledi;

Çalışmalarınız göze çarpan farklılıklarıyla biliniyor. Sizce bu 21.yy mimarisinin bir getirisi mi?

Thom Mayne: Şöyle söyleyebilirim ki, günümüzdeki mimarların çoğu tarafsız değil, etkisiz bırakılmışlar, yeni bir görev üstlenmek için cesaretsizler. Ben yeni fikirlerle, aslında konuşan binalarla ilgileniyorum. Onlar bir şeyler söylüyorlar, farklı kişilere farklı şeyler söylüyorlar. Bazı insanlar onları korkutucu, saldırgan buluyor. Bu kişiye göre değişiyor. Binalar çok farklı, sayısız şekilde yorumlanabilir ve herkes başka bir şey okuyabilir. Bu nedenle insanların aynı fikirde olmasını istemek, tutarlı olacağını düşünmek umutsuz bir davranıştır. Önemli olan o binayı tasarlarken sınırlar içerisinde ortak bir nokta oluşturmaktır.

Pritzker Jürilerinden birisi size imalı bir şekilde sizin mimarlığı bir “temas sporu” olarak gördüğünüzü söyledi. Sizce ne ima etti?

Thom Mayne: Hımm Ne demek istemiş olabilir?

Ben dobra konuşmalardan hoşlanırım. Mimarlık stille ilgili değildir, bu sizin müşterinizle çok basit problemler bazında uyumunuzla ilgilidir. Bu mimarın projedeki rolü nedir? sorusu ile başlar. Bu söylediğimin mimarlığı stille ilişkili, dekoratif olarak gören kişiler için şaşırtıcı olacağını biliyorum.

Kaliforniya, Pamona’da 1999 yılında açılan Diamond Ranch Lisesi, örneğin onunla bir yarışma kazandık. Bununla ilgili çok farklı gözlemler var. O zamanda sorulan sorulardan hatırladığım ilk soru fonksiyonla ilgili idi. Ben bunların yerine bir mimarın gençlerin eğitimine nasıl katkıda bulunabileceğini konuşmak isterim.
Ben yoğun olarak talep edilen şeyi üretmekten hoşlanıyorum. Bu durum sizin düşüncelerinizi bulandırabilir. Benim istediğim toprağın dönüşümü, binaların yeryüzüne çıkmasıdır. Ekolojiye ve peyzaja hitap etmesidir. Bu sadece doğru açılarla ilgili değildir. Binalar dinamiktir, yaşarlar. Daha önce gördüğünüz gibi okula benzemiyor. Ama öğrenciler onu gerçekten seviyorlar.

Sizin için bir proje tam olarak nerde başlar?

Thom Mayne: Ben projeye görünüşle başlamam. Hiçbir şeyle başlamam aslında. Tamamen boşluk…

İlk başta projenin neye benzeyeceğine dair hiçbir fikrim yoktur. Hiç bir şey gelmez aklıma. Frank Lloyd Wright efsanesi yani alana bakar ve gözleriniz kapatırsınız. İşte her şey o anda oluşur. Bu bana anlamsız geliyor. Tamamen anlamsız. Hiç bir şey orada değildir.

Tartışmaya başlarsınız, problemi anlamaya çalışır, doğa ile bağlantılar kurmaya çalışır, olanakları değerlendirirsiniz ve süreçle birlikte bazı şeyler oluşmaya başlar. Çalıştığınız süre içinde çok büyük değişiklikler meydana gelebilir.

Öyle görünüyor ki bu size Alaska Eyalet Binası projesinde kubbe kullanma fikrini getiren düşünce gibi gözüküyor

Thom Mayne: Bu ilginç bir örnek. Yarışmada dört kişiydik. Ben sonunda Moshe Safdie’nin kazanacağını düşünüyordum. Projeye çok hızlı başladık, sadece üç haftam vardı. Bu tasarım için iki hafta sunum içinse bir haftamız var demekti. Her şey olağanüstü bir şekilde hızlı gitmeliydi. Tüm bir günümüzü bu projenin ne olduğunun üzerinde tartışmaya harcadık. Tasarıma ancak kafamızda bazı fikirler ve strateji oluştuğunda başlayabildik. Yaptığımız araştırmada 49 eyalet binasından 41 tanesinin kubbesi olduğunu gördük. Bu da Alaska’da 21.yy.da inşa edilecek son kubbe olacaktı. Bu daha önce sözünü ettiğimiz kabul edilmiş ortak bir dil, bir semboldü.

Bizde buradan çıktık yola ve kubbenin çağımıza uygun transformasyonunu düşünmeye başladık. Bunu yapan ilk kişi olmak beni şaşırttı. Biz radikal mimarlardık. Sunuşumun ilk 20 dakikasını Thomas Jefferson, Hamilton ve Washington’dan Eyalet binalarının ticaret binalarından ayrı olması gerektiğinin doğası üzerine alıntılar yaparak geçirdim.

Teknoloji, bilgisayar, mühendislik yazılımları, materyallerdeki gelişmeler günümüz mimarisinde hissedilir derecede rol oynuyor. Bunlara karşı tavrınız nedir?

Thom Mayne: Daha fazla buluşun, ilerlemenin olduğu bir zamanda yaşadığımı hayal bile edemiyorum. Bütün bunlar mimariye yansımalı diye düşünüyorum. Biz dünyadaki en iyi mühendislerle çalışıyoruz. San Francisco’daki bina belkide Amerika’nın ilk gökdeleniydi.

Berkeley Livermore Laboratuarı bir buçuk yıl gibi bir süre boyunca bizimle çalıştı. Bu binanın diğer binalardan farkı enerji tasarrufuna yaklaşımıdır. Bu bina yılda yarım milyon dolara yakın enerji tasarrufu sağılıyor

Binanın nasıl göründüğünü unutun. Bu tabi ki bir parçası ama benim konuşmak istediğim binaların ulusal enerji politikasıyla olan ilişkisi. Eğer biz bu şekilde binalar yapar ve teknolojiyi adapte edebilirsek Venezüella’dan ya da Irak’tan petrol ithal etmeyi de durdurabiliriz. İşte benim görmek istediğim bu.

Şöyle düşünüyorum, bir kişi büyük daha da büyük binalar tasarlayabilir ama estetikten önce düşünülmesi gereken ilk şey mali yönü olmalı. Bu araba tasarlarken yaptığımızla aynı şey. Enerji tasarrufu için kendimi hırpalamayacağım bir yerlerde Ferrari ile Purius arası daha seksi bir şeyler tasarlamak isteyeceğimi tahmin ediyorum. Kimse bilinçli ve ahlaklı olarak bir Hummer kullanmaz. Bu mümkün değil.

Bu yüzden binalarımda buna dikkat ediyorum. Ve bir mimar böyle olmalı.

Kansas City - Steve Paul
Çeviren: Müge Velioğlu- Arkitera

 

Nisan 2005 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
      01 02 03
04 05 06 07 08 09 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30  
diğer aylar için tıklayın

Mimarlık ve tasarım dünyası ile ilgili genel tartışma konuları Mimarlık forumunda

Arkitera.com/forum

  

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz