|
Gaziantep'te 'İmar
Demokrasisi'
Gaziantep'te kentin merkezini yöneten
Şahinbey Belediyesi ile doktorlar karşı karşıya... Belediye Başkanı Ömer Can ,
imar planında da ''sağlık tesisleri'' ne ayrılmış alanda, yıllardır özlenen
''modern hastane'' yi gerçekleştirmek yerine, plan değişikliği yaparak burayı
''belediye hizmet alanı'' na dönüştürdü.
Bu karara Gaziantep-Kilis Tabip Odası
tepki gösterince de önceki belediye başkanı Yaşar Ağyüz döneminde doktorlara
verilen ve inşaatı yüzde 70 oranında tamamlanan ''lokal arsası'' nın
sözleşmesini feshetti.
Oda Başkanı Kemal Bakır bu misillemeye
özetle diyor ki:
''Yaklaşık 30 bin metrekarelik bu alanda zaten öteden beri çeşitli sağlık
tesisleri bulunuyor. Aynı yerde, artan ihtiyacı karşılayacak gelişkin bir
hastane yapmak dururken böyle bir olanağı yok etmek belediyecilik sayılamaz.''
20 yıllık deneyim
GAP'ın ekonomik başkenti ilan edilen Gaziantep'teki bu tartışmayı duyunca
düşündüm:
Ülkemizdeki ''imar ve planlama
yetkileri'' nin yerel yönetimlerce kullanılması 20. yılını dolduruyor...
1985'e kadar, bu konudaki söz ve karar
sahibi ''merkezi yönetim'' di... İmar planları ve bu planlarda yapılan
değişiklikler, bu ''işlev'' ine de uygun eski adıyla ''İmar ve İskân Bakanlığı''
tarafından onaylanmadan yürürlüğe giremezdi. Belediye meclislerinde ya da il
idare kurullarında alınan kararlar ise Bakanlığa ''yerel görüşün''
iletilmesinden öteye yasal bir anlam taşımazlardı...
Bu sistem, kentsel hizmetlerde
''yerinden yönetimi'' etkin kılmayı öngören anlayışla 1985'te yürürlüğe giren
3194 sayılı yeni İmar Yasası'nda terk edildi. Sadece belediye başkanlarını
değil, ''daha fazla inşaat hakkı'' özlemi içindeki girişimcileri ve bunun için
oluşmuş profesyonel ''iş takipçileri'' ni de Bakanlık bürokratlarının peşinde
koşturan 6785 sayılı yasa, bu ortamın yarattığı ''rüşvet dedikoduları'' yla
birlikte tarihe gömüldü...
Ne var ki asıl önemli olan, kent
planlarının ''kent yararına'' düzenlenmesi ve denetlenmesiydi. ''Ankara onayı''
bu konuda ''hizmetleri geciktiren bir merkezi bürokrasi'' yaratmıştı; ama
yerelde de aynı amaca uygun bir disiplini sağlayacak yapılanma olmadan,
kentlerin kaderinin sadece yerel siyasi kadrolara terk edilmesi uygun değildi.
Kaldı ki hemen hiç kimsenin aklına şu
soru da asla gelmedi: ''Peki ama demokratikleşme ve yerelleşme için onca konu ve
sorumluluk dururken, neden önce imardan başlanıyor?''
Nitekim aradan geçen 20 yılın
''sonuçlarına'' bakıldığında, sorunun yanıtı ''geç'' de olsa verilebiliyor;
çünkü ''imardaki yerelleşme, aslında demokrasi için değil, kentsel yağmanın ve
imar rantlarının yöresel siyaset tarafından belirlenmesi için öncelik taşıdı ve
hemen yürürlüğe sokuldu...''
Kuşkusuz, imar ve planlama yetkilerini
bilimselliğe saygı ve öncelikle kentsel değerleri gözeten bir duyarlılık içinde
kullanan yerel yöneticilerimiz de vardı ve hâlâ varlar...
Ancak, ne yazık ki ''azınlıkta'' olan
bu örneklerin yurt düzeyinde yaygın olmadığını da beldelerden metropollere kadar
her ölçekteki yerleşmelerimizin ''ortak görünümleri'' yeterince kanıtlıyor.
Eğer İmar Yasası'ndaki bu kural
gerçekten ''çözüm'' olsaydı, 20 yıl sonra kaçak yapı oranları yüzde 70'lere
tırmanmazdı; imar planları değişikliklerinde dünya rekorları kırılmazdı ve bu
değişikliklerin büyük çoğunluğu da genel toplumsal çıkarları göz ardı eden
''spekülatif'' imar haklarına yönelik yapılmazlardı...
Mevzuata rağmen
Şimdi yeniden Gaziantep'e dönersek; işte bu 20 yıllık aymazlığın sonucunu
yaşamıyor muyuz?
Gerçi yürürlükteki mevzuata göre
Şahinbey Belediyesi, ''aynı plan sınırları içerisinde ve aynı büyüklükte yeni
bir sağlık alanı göstermeden'' bu işlev değişikliğini yapamaz. Yapmış olsa bile
yargıdan kesinlikle dönecektir; bu süre zarfında belediye hizmet binası inşaatı
başlarsa merkezi hükümet de sadece seyredecektir.
Çünkü yerel imar yetkileri
''demokrasinin koruması'' altında... Böyle bir imar demokrasisi ise ancak
''seçenlerin haklarını seçilmişlerin keyfiliğine terk etme'' anlamına geliyor.
Cumhuriyet - Oktay Ekinci |