|
“Eskiyen Kent
Dokularının Yenilenmesi”
Eskiyen kent dokularının yenilenmesi, korunması ve kullanılması hakkında 1
Mart 2005 tarihinde Başbakanlıkça TBMM Başkanlığı’na sunulan kanun tasarısı
üzerine Mimarlar Odası görüşlerini bildirdi. Mimarlar Odası’nın 14 Mart 2005
tarihinde ilgililere ve kamuoyuna sunulan değerlendirmesindeki başlıca
çekinceler, şöyle sıralanıyor; “• Söz konusu tasarının “tarihi kent dokularını
kurtarma” gerekçesine rağmen, öngörülen maddelerin yasadışı yapılaşma
bölgelerinde “imar affı” sonucu yaratabilecek “haksız rant düzenlemelerine”
olanak sağlayabilecek hükümler içermesi;
• Konuyla ilgili temel yasa olan 5226/2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Yasası’nın gözetilmemesi ve bu yasayla çelişkiler taşıması;
idi.
Bu kez incelenen ve TBMM Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu’nun
18.04.2005 tarihli raporu ekinde TBMM Başkanlığına “İçişleri Komisyonu’na tevdi
edilmek üzere” iletilen; “Eskiyen Kent Dokularının Yenilenmesi Korunması ve
Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı”nda ise gerek isim, gerekse amaç
değişikliği itibariyle, yukarda özetlenen çekincelerin de dikkate alındığı
görülmekte ve bu yaklaşım genelde “olumlu” bulunmaktadır. Bu nedenle aşağıdaki
görüş ve öneriler, bu kez tasarının “geri çekilmesi” dileğiyle değil, “amacına
uygun sonuçların alınabilmesine yönelik” katkıda bulunma amacıyla
düzenlenmiştir.
Tasarı; 5226/2863 sayılı yasa kapsamında ve bu yasaya ek maddelerle
düzenlenmelidir. Tasarının başlıca maddelerine ilişkin aşağıdaki
değerlendirmelerimiz ve çekincelerimize bağlı önerilerimiz dikkate alındığında,
aslında bu düzenlemenin ayrı bir yasa şeklinde değil, sit alanlarının korunması
ve yaşatılması konusundaki temel yasa olan 5226 sayılı kanunla değişik 2863
sayılı yasa kapsamında, gerekirse bu yasaya “yeni bir bölüm eklenmesiyle”
düzenlenmesinin daha uygun olacağı görülecektir.
Böylece, tasarının amaçları arasında olan “mevcut yasal yetersizliklerin
giderilmesi” doğrudan Koruma Yasası’nda çözümlenmiş olacak; ayrıca iki ayrı yasa
karmaşasına olanak sağlanmayacak ve yine iki yasa arasında uyum konusu da
kendiliğinden gerçekleşebilecektir.
Mimarlar Odası, tasarının öncelikle bu açıdan ele alınarak, amaç ve içeriği
itibariyle doğrudan ilişkili olduğu 2863 sayılı Kanuna eklenmesini önermekte ve
maddelere yönelik olarak da aşağıdaki değerlendirmelerin gözetilmesini
dilemektedir. Tasarının Temel Maddelerine Göre Değerlendirmeler
Tasarının adı; (Tasarının 5226/2863 sayılı yasada bir bölüm olarak yer alması
önerimiz saklı kalmak üzere) “Amaç” maddesinin birinci paragrafındaki son
ifadeye de uygun olarak: “Eskiyen Kent Dokularının Korunarak Yenilenmesi ve
Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun Tasarısı” şeklinde olmalıdır. Çünkü
tarihi kent dokuları kültürel mirastır; geçmişleri ne kadar derin olursa olsun
koruma söylemi açısından ve uygarlık değerleri olarak “eski”mezler, fakat
yıpranmaktadırlar… “Yenileme” eyleminde de temel hedef “özgünlüklerini
yitirmeden” ömürlerini uzatmak olduğundan, “korunarak yenileme” deyimi, bu
konudaki olası “değiştirmeleri” de baştan önleyecek, tarihe karşı saygılı ve
daha doğru bir yaklaşımı ifade etmektedir.
Benzer şekilde yine bu dokuların “müze” anlayışıyla ya da “turistik dekor”
olarak değil, “kentsel ve toplumsal yaşamla bütünleşerek” korunmaları da esas
olması gerektiğinden, bunun yasanın adında da “yaşatılarak” sözcüğüyle
vurgulanması önerilmektedir.
1) Amaç Maddesinde:
Yukardaki nedenlerle, amaç maddesindeki “eskiyen” sözcüğünün
yerine de “yıpranan” sözcüğü kullanılmalıdır. Bu maddedeki “kentin gelişimine
uygun” vurgulamasının amacı anlaşılamamıştır. Çünkü, tarihi dokuların
kurtarılmasıyla “çelişebilecek” bir kentsel gelişme söz konusu olamaz. Tam
tersine, kentsel koruma her zaman kentsel gelişmenin ön koşuludur; “kimlikli
gelişme” için olmazsa olmaz bir önceliktir; esasen ülkemizde yıllardır bu
sağlanamadığı için de kentlerimiz sağlıksız ve karakterlerini yitirerek
gelişmektedirler. Bu nedenle, “olumsuz gidişe uyarlanmayı” da çağrıştıran bu
ifade çıkartılmalı; gerekirse yerine “kentin kimlikli gelişmesini sağlamak
üzere” şeklinde bir vurgulama yeğlenmelidir. Korunması Gereken “Köy”ler de
var: Tasarının sadece “belediye sınırları” içinde geçerli olması da ülkemizdeki
“kentsel sit”ler açısından gerçekçi değildir. Çünkü, belediye olmamalarına
rağmen, sit kararlarıyla korunan ya da korunması gereken, özgün ve geleneksel
mimari dokulara sahip “köy”lerimiz vardır. (Örneğin Karadeniz yaylalarındaki
geleneksel yerleşmeler, antik kentlerle bütünleşmiş köyler vb. )
Bu tarihsel nitelikli ve yöresel mimari geleneklere ait örneklerin yoğun
olduğu köylerimiz de yıpranmakta, değerlerini yitirmektedirler. Kırsal
alanlardaki bu gibi yerleşmelerimizin de korunarak yenilenmesi ve kendi
sakinlerinin burada yaşamlarını sürdürmeleri, yanısıra kültür turizmine yönelik
yaşatılarak kullanılmaları için de yasa düzenlemesinde “il özel idareleri”ne de
bu görevler verilmeli, aynı olanaklar sağlanmalıdır.
2)”Yenileme Alanlarının Belirlenmesi” konusunda tasarıdaki düzenleme; “amaç
dışı beklentilere” karşı ve özel çıkarlara önemler içeren, daha “demokratik” ve
ilgili diğer yasalarla “uyumlu” bir niteliğe getirilmelidir.
Bu alanlar için öncelikli koşulun “yıpranmışlık düzeyi”, “metrukluk”,
“tescilli bina yoğunluğu”, “sahipsiz kalma” vb. gibi durumlar olacağı
vurgulanmalıdır.
Belediye meclisi (ve köyler için il genel meclisi) kararı alınmadan önce;
“amaç, işlev ve sınırlar” konusunda ilgili meslek odalarının, üniversitelerin,
TÜRSAB vb. gibi turizm amaçlı sivil toplum kuruluşlarının görüşleri ve önerileri
de alınmalıdır. Bunun sağlanabilmesi için de 5226/2863 sayılı yasa ile sit
alanlarıyla ilgili katılımcı süreçleri öngören ve daha geçen yıl yürürlüğe giren
“yönetim alanları” kavramının bu maddede gözetilmesi uygun olacaktır.
Aynı nedenle, yenileme alanları için ölçütün “büyüklük sınırlaması” yerine
(tasarıdaki 10 bin m2 sınırı, daha küçük alanlarda uygulamayı
engellemektedir) öncelikle “sit alanı sınırları” olması; sit ilan edilmeyen
ancak korunması gerekli tarihi ve geleneksel mimari dokuları nedeniyle yasa
kapsamına alınabilecek alanlar için de öncelikle “sit kararının” oluşturulması;
böylece 2 ayrı yasa ile farklı ve çelişkili uygulamalara olanak sağlanmaması;
aynı bağlamda korunması gereken alanlarda yeni bir yetki karmaşası da
yaratılmaması; onay sürecinde Koruma Kurulları denetiminde boşluk
oluşturulmaması ve tüm bu alanlarda “Koruma Amaçlı Planlama” ilkesinin
sürdürülerek, (gerekçedeki “zaman kaybına fırsat vermemek” adına) yeni bir
planlama tanımı ve kavramıyla yeni bir kaosa neden olunmaması yönünde de 2.madde
yeniden düzenlenmeli ve bu eksikler, çelişkiler, uyumsuzluklar giderilmelidir.
Uygulamanın kentsel ölçek ya da önem yerine özel çıkarlara dönük gerçekleşmesi
olasılığına karşı önlem olarak ise yine sit alanları içinde “en az bir yapı
adası”, “koruma planında öngörülen alanlar” vb. gibi kriterler de getirilebilir.
Bu açıdan, 2.maddenin sonuna eklenen ve önceki “Kentsel Dönüşüm Yasası
Tasarısı”ndan alınan, ayrıca bu yeni tasarıda “dönüşüm” kavramından vazgeçildiği
halde yine aynı deyimin kullanıldığı bölüm de genel yaklaşımla uygunsuzluğu
nedeniyle maddeden çıkartılmalıdır.
3) Tasarının “Uygulama” başlıklı 3. maddesinin de yukardaki çekince ve
önerilere göre yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Özellikle maddedeki “uygulama esnasında her türlü kontrol, denetim ve takip
işlemleri” şeklinde tanımlanan görev ve yükümlülükler konusunda, yine 5226/2863
sayılı yasa ile yeni getirilen ve kültür varlıklarıyla ilgili yerel yönetim
yetkilerinin kullanılmasında, “bu konuda uzman birimlerini kurmuş belediyelerin
ve il özel idarelerinin” yetkili olabileceklerini öngören hükümler bu yasada da
gözetilmelidir.
Bunun yerine, belediyelerin bu hizmetleri “özel firmalara yaptırmaları” ise
konunun içeriği ve kültürel mirasa karşı kamusal sorumluluklar açısından uygun
değildir.
Tarihi kent dokularının korunması ve yaşatılması konusunda, kültürel mirasın
özgünlüğünün ve değerlerinin yitirilmemesi için bilimselliğin ve uzmanlığın
hassasiyetle aranması evrensel kural olduğundan, ancak buna uygun kadrolarını ve
uzman birimlerini oluşturmuş belediyelerin ve il özel idarelerinin böyle bir
görevi ve sorumluluğu da üstlenebilecekleri, 5226/2863 sayılı yasayla da uyumlu
bir yaklaşımla bu yasanın temel ilkeleri arasında yer almalıdır.
Yine tasarının 3. maddesinde, “söz konusu alanlar için” ifadesiyle birlikte
sadece bu yasaya göre belirlenecek yenileme alanlarından sorumlu yeni ve adeta
“özel görevli” Koruma Kurulları oluşturulmasının öngörülmesi de çok
sakıncalıdır. Yenileme bölgesi hangi Koruma Kurulunun yetki alanına giriyorsa, o
Kurulun bu yasadaki bilimsel denetim hedefi için görevli olması mümkündür,
yasalar arası uyum açısından da öyle olması gerekir ve yeterlidir. 4)
Tasarının “tasarrufların kısıtlanması ve kamulaştırma”ları düzenleyen 4.
maddesinde de bu uygulamalar için öncelikle Koruma Amaçlı Plan hedeflerine göre
hareket edilmesi kuralı açıkça yer almalıdır.
Ayrıca, yenileme alanlarındaki temel hedefin; “tescilli ve tescil edilecek
kültür varlığı niteliğindeki yapıların öncelikle kendi sahiplerince
kullanılmalarının sağlanması” olması, bu maddede öne çıkmalıdır. Bu mümkün
olamadığı taktirde, “kültürel mirasa kamusal sahiplenme” olarak kamulaştırmanın
devreye girebilmesine yönelik bir anlayışın da aynı maddede egemen kılınması
gerekmektedir.
Sonuç
Mimarlar Odası, “yıpranmış” eski kent dokularının belediyeler ve il özel
idareleri eliyle “ Korunarak Yenilenmesi ve Yaşatılarak Kullanılması”nı
amaçlayan bir yasa düzenlemesini ilkesel olarak desteklemektedir.
Ancak bunun ayrı bir yasa şeklinde değil, 5226/2863 sayılı Kültür ve Tabiat
Varlıklarını Koruma yasası kapsamında ele alınmasının da mümkün ve zorunlu
olduğu yönündeki görüşünü yinelemektedir.
Bu nedenle Kültür ve Turizm Bakanlığı uzmanları, Odamız, ilgili diğer odalar
ve üniversitelerden katılımla oluşacak bir danışma kurulundan katkı, görüş ve
öneri alınmadan, tasarının bu şekliyle ayrı bir yasa olarak TBMM’ne
sunulmamasını diliyor, ilgililerin ve kamuoyunun bilgi ve değerlendirmelerine
sunuyoruz.
Saygılarımızla,
Mimarlar Odası.” Arkitera |