|
Topbaş'ın organik
tarımı
Bana, büyük kentlerimizin karmakarışık büyük sorunlarla karşı karşıya
kalmasının başta gelen nedenini sorarsanız, 'İçgöçü doğru görmediğimiz için'
derim. Trafikte takılınca, altyapı yetersizliğinin sorunlarından bunalınca,
kentlerin çirkinlikleri görülünce hep 'köylerden kentlere gelenler' hatırlanmış,
başımıza ne geldiğiyse, göçe bağlanmıştır.
Gerçekte bu sorunların temelinde göçün olduğunu düşünenler haksız değildir,
ama göçe takılı kalıp düşünmeyi bırakmak yanlışlığın nedeni olmuştur. Göçe
takılıp kaldığımız için, göçün süreceğini kabul etmek yerine, 'Ne yapsak da
gelmelerini önlesek?', 'Ah.. nüfus bu kadar artmasa!' arayışına girilmiştir.
"Göç toplumsal bir olgudur, sürecektir, durması söz konusu olamaz, belediye
başkanlarının işi göçün azalmasıyla uğraşmak değildir!" denilmedi.
Geçen hafta, köyden kente gelen 'yeni hemşerilerimizi' nasıl
yerleştireceğimizi düşünmek yerine, 'Ne yapsak da gelmelerini önlesek?'
anlayışının yeni söylemiyle karşılaştık: Gazetede 'İstanbul'a göçü önleme
projesi' manşetini görünce, '50 yılda çekilenler yetmemiş' diye düşündüm. (26
Mayıs, Akşam)
Yavuz Rençperler'in çok güzel yazdığı haberi özetlemeye çalışayım:
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın 'Doğu Anadolu Sözleşmeli
Organik Tarım Gelişimi' projesiyle, ilk dönemde 14 il ve 30 ilçedeki
çiftçilerden en az beş yıl organik ürün alınacak, bölgede tarım ve hayvancılık
desteklenerek, köyden kente göçe 'dur' denilecekmiş. İstanbul Halk Ekmek
Fabrikası'nın ilk doğal ekmeği de 1 Temmuz'da çıkacakmış. Ayrıca İstanbul'un
tarımsal alanlarında organik tarımın teşvik edilmesi, belediyenin arazilerinin
çiftçi ve girişimcilere organik üretim için kiralanması ve İstanbul Sarıyer'de
doğal ürünlerin satılacağı market kurulması planlanmış!
Köyden kente göçün azaltılması amacıyla oluştuğu anlaşılan bu projenin;
İstanbul Belediyesi'nin organik tarıma girmesinin, çiftçilerle satın alma
garantisiyle sözleşme yapmasının, doğal buğdaydan ekmek üretmesinin, arazilerini
çiftçilere kiralamasının, doğal ürünlerin satılacağı market açmasının, birlikte
veya teker teker başarısızlıkla sonuçlanacağı bana göre çok açıktır. Halk Ekmek
ne kadar başarılıysa, doğal ürünler marketi de o kadar kârlı olacaktır!
Diğer yandan bu projenin AKP programıyla nasıl bağdaştırıldığını anlamak da
zordur. Devletin üretim ve dağıtım işine girmesini yanlış bulan bir partinin bir
büyük kentte, üretimin en netamelisine girmesi nasıl kabul edilebiliyor?
Kafalarda, 'Göçü nasıl durdururuz?' takıntısı olmasa, bu proje söylendiğinde
herkes karşı çıkardı, ama içimize yerleşmiş yargılardan kurtulmak kolay olmuyor.
Tekrarlayalım; önümüzdeki 20 yıl içinde en az 25 milyon kişi kırsal kesimi
terk edip, kentlere yerleşecektir. Bugüne kadar gelenler hangi nedenle
köylerinden kopmuş; toprağını evini, anasını bırakıp tanımadığı yere gelmiş ise
bu 25 milyon insan da aynı nedenlerle kentlere geleceklerdir.
Bugün hükümetin ve belediye başkanlarının görevi, yeni gelecek 25 milyon
kişiyi, 50 yıldan beri gelenlerin zabıta ve polisten çektikleri eziyeti
çektirmeden planı ve altyapısı hazır yerlere yerleşmelerini sağlamaktır.
İstanbul'da çavdar ekmeğini de, organik ürünü de satan yerler var, ama yeni
hemşerilerine yer gösteren kurum yok; birincisi esnafın işi, ikincisi
belediyenin.
Radikal - Tarhan Erdem |