|
Kapalıçarşı'yı
yaşatabilmek
''...ve ben tükenir gibi oldum.
Yoruldum! Etrafım bakımsız bağ bozumu, içim hastalıklı ciğer gibi... Halbuki diz
çöktüğünüz yerden sizi yine ben kaldırabilirim ayağa. Kültür elbisesini
giydirip, sizi ben katabilirim 'halay' a... Yapacağınız tek şey, hatırlamak...''
Atilla Özbey 'in imzasını taşıyan bu
sözler, Kapalıçarşı Dergisi'ni okuyanları elbette heyecanlandırıyor; ama ya
okumayanlar?
Kapalıçarşı 'yı acaba nasıl yeniden
hatırlarız; yaşına ve gururuna yakışır bir ilgiyi yeniden nasıl gösteririz;
'yoruldum' diyen bir kent kahramanını yazgısıyla baş başa kalmaktan nasıl
kurtarırız?
Bu sorular, Kapalıçarşı Esnafları
Derneği 'nin 11-12 Şubat 2005 günlerinde İstanbul Ticaret Odası 'nda düzenlediği
'Kapalıçarşı Geleceğini Arıyor' başlıklı arama konferansının da gündemiydi.
Gündemde olmayan ise yine
Kapalıçarşı'nın bu 'feryadı' na neden olan aymazlıklarımız, vefasızlığımız ve
aslında ülkemiz kentlerindeki tüm tarihi çarşılarımızın baş düşmanı olan
'shoping-center' lara düşkünlüğümüzdü...
Nitekim toplantıyı izleyen günlerde,
Kapalıçarşı'yla ilgili söylenenlere yer vermeyen medyamızdan, 'Avrupa'nın en
büyük Carrefour mağazası' nın da İstanbul 'da açılacağını öğrendik. Başbakan
Erdoğan 'ın da katıldığı tanıtım toplantısında, Avrupa'nın onca 'zengin' ülkesi
varken en büyük tüketim merkezinin, kişi başına gelir düzeyi en aşağılarda olan
Türkiye 'de kurulmasının 'yatırım gerekçesi' ise elbette ki açıklanmadı.
Çünkü ülkeyi sanayi ve üretimden
uzaklaştıran politikaların ekonomideki en büyük dayanağı belki de halkın tüm
parasını tüketmesi... Herkesin sadece ihtiyacını aldığı ve filesinde
taşıyabildiği çarşılar ve pazarlar yerine, 'el arabasına gördüğünü doldurduğu'
ve üstelik parasını da 'sayarak' değil 'kredi kartı' yla ödediği dev mağazaların
Türkiye'ye üşüşmesi de galiba bu politikanın sonucu...
Kimlik yozlaşması
Nitekim o günkü konferansta da anlaşıldı ki, bu gerçeklik içinde Kapalıçarşı'nın
geleceğini görmek bir yana, 'aramak' bile kolay değil...
Dünyanın herhangi bir kentinde,
böylesine bir görkemli tarihsel çarşı olsaydı, onu sürekli onararak yaşatmanın
ötesinde, etkin varlığını ve itibarını korumak için şu yeni alışveriş
merkezlerinin rakip olmasına bile izin verilmezdi...
Gelin görün ki, 543 yıldır İstanbul'a
ve hatta tüm ülkeye hizmet veren Kapalıçarşı, özellikle dev 'shopping-center'
ların karşısında her geçen gün yalnızlaşmakta, eskimekte ve gözden düşercesine
bir kenarda kalmakta...
Oysa kimi Avrupa ülkelerinde bile o
ünlü süpermarketlerin 15 yıldır kent dışına çıkartılmalarının nedeni, oralardaki
'geleneksel çarşılar' ı ve pazarları korumak.
Kaldı ki insanlar, değişik dükkânlara
uğrayarak ve farklı satıcılarla konuşarak alışveriş yapmak yerine, sadece
'raflar' la bakıştıklarında, sosyal yönleri köreliyor ve toplumsal ilişkileri
daha da zayıflıyor... Çarşı ve pazarlarda ise 'alan' ile 'satan' arasındaki
'insani ilişkiler' , kentsel yaşamdaki beraberliği daha da güçlendiriyor...
İşte bu ilişkilere 'shopping' gibi
sadece mekânı tanımlayan sözcüklerle yetinen toplumlar bile özen gösterirken
'alış' ve 'veriş' gibi tümüyle insanlar arasındaki ortak bir eylemi sözcük
haline getirmiş olan bizlerin oralı bile olmaması, 'kimlik yozlaşması' nın
ulaştığı düzeyi de göstermiyor mu?
Dilerseniz, Kapalıçarşı'yı da hayal
ederek bir düşünün... Alışveriş ancak 'çarşıda yaşanır' ; süpermarketin rafları
arasında 'yapılan' ise aslında sadece 'shopping' leşmek, yani 'dükkânlaşmak' ...
Tüketim düzenine inat
Toplantıda bunları da dile getirdikten sonra düşündük; yine de yapılacak bir
şeyler yok muydu?
'Düzen böyle' deyip çözüm üretmemek
artık geçmişte kalmıştı. 'Düzene inat' Kapalıçarşı'yı kurtarmak ve yaşatmak ise
herkesin ortak görevi ve sorumluluğu olmalıydı...
Nitekim dernek Başkanı Hasan Fırat da
tarihi çarşının 'durumunu' anlatabilmek için şu örneği veriyordu: ''25 bin
dolara kolye alan bir hanımefendinin ihtiyacını giderebileceği temiz ve düzgün
bir tuvaletimiz bile yok...''
Oysa Kapalıçarşı'da yaklaşık 3 bin 600
dükkân ve işyeri bulunuyor. 21 kapısından günde ortalama 500 bin kişi geçiyor.
En küçük bir apartmanın bile 'yönetim kurulu' ve 'yöneticisi' varken ve onlar,
binanın temizliğinden onarımına kadar tüm hizmetlerini ''daire sakinlerinin
aidatları ve ek katkılarıyla'' yerine getirirken Kapalıçarşı'da buna benzer bir
örgütlenme neden olamıyor?
Sorunun yanıtını yine 'esnaftan'
katılımcılar verdiler. Kapalıçarşı'nın en önemli sorunu aslında 'dayanış(ma)ma'
... Yaklaşık yarısında kiracıların bulunduğu işyerlerinin sahipleri, aynı
zamanda tarihsel bir değerin kullanıcısı olduklarını pek düşünmedikleri gibi,
İstanbul'daki diğer 'modern' alışveriş merkezleriyle yarışabilmek için 'çağdaş
gereksinmeleri' de karşılamaları gerektiğini hâlâ önemsemiyorlar...
Kapalıçarşı'nın çatısındaki yıpranmalar
çoğu yerde artık 'onarılamaz' durumda. Tarihi taş duvarlar 'dükkân büyütmek'
için oyula oyula taşıyıcı güçlerini yitirmek üzereler. Tadilatlar, onarımlar
projesiz ve eski eser uzmanı olmayan 'usta' larla, üstelik kaçak yapılıyor.
Çevredeki altın ve gümüş atelyelerinin zehirli atıkları temelleri tehdit ederken
aynı kimyasal kirlilik ile güvercinlerde gözlenen toplu ölümler arasında da
ilişki olduğu sanılıyor...
'Tarih İçin'de çağdaşlık
Peki... Buna rağmen ne yapılabilir?
Kapalıçarşı Derneği'nin özverili emektarları, koca çarşının sorunlarını çözmede
'gönüllü' bir kahramanlık içinde olsalar bile, 'dernek' olanakları ve statüsü
içinde buna ne kadar güçleri yeter?
O gün, 'örgütlenme' için çözüm olarak,
tüm esnafın ortak olacağı bir 'hizmet şirketi' nin kurulması; temizlikten
güvenliğe, onarımlardan genel mekânların düzenlenmesine kadar tüm
gereksinmelerin bu şirket tarafından yönetilmesi de akla gelenler arasındaydı...
En önemli saptama ise diğer alışveriş
merkezlerindeki 'çağdaş çekicilik' lerin Kapalıçarşı'ya da artık
kazandırılmasıydı. İnsanlar, 'dev modern çarşılar' a sadece alışveriş için
değil, genellikle 'vakit geçirmek' ve hatta sosyal ve kültürel yaşamlarını
renklendirmek için gidiyorlar. Buna olanak sağlayan cep sinemaları, sanat
galerileri, kitabevleri, kafeler ile benzerlerinin Kapalıçarşı ve çevresinde de
bulunduğunu düşünün... Üstelik eşsiz tarihsel bir atmosfer içinde...
İşte bu öneriye sözgelimi Vakko, Beymen
gibi ünlü firmalarımızın da Kapalıçarşı'da şube açarak kültüre de katkıda
bulunmalarını eklediğimizde İstanbul'un her tarafı 'shopping-center' larla dolsa
bile artık ne yazar...
Cumhuriyet - Oktay Ekinci |