reklam

24 Şubat 2005 Perşembe
Ana Sayfa > Haberler

Kapalıçarşı'yı yaşatabilmek

''...ve ben tükenir gibi oldum. Yoruldum! Etrafım bakımsız bağ bozumu, içim hastalıklı ciğer gibi... Halbuki diz çöktüğünüz yerden sizi yine ben kaldırabilirim ayağa. Kültür elbisesini giydirip, sizi ben katabilirim 'halay' a... Yapacağınız tek şey, hatırlamak...''

Atilla Özbey 'in imzasını taşıyan bu sözler, Kapalıçarşı Dergisi'ni okuyanları elbette heyecanlandırıyor; ama ya okumayanlar?

Kapalıçarşı 'yı acaba nasıl yeniden hatırlarız; yaşına ve gururuna yakışır bir ilgiyi yeniden nasıl gösteririz; 'yoruldum' diyen bir kent kahramanını yazgısıyla baş başa kalmaktan nasıl kurtarırız?

Bu sorular, Kapalıçarşı Esnafları Derneği 'nin 11-12 Şubat 2005 günlerinde İstanbul Ticaret Odası 'nda düzenlediği 'Kapalıçarşı Geleceğini Arıyor' başlıklı arama konferansının da gündemiydi.

Gündemde olmayan ise yine Kapalıçarşı'nın bu 'feryadı' na neden olan aymazlıklarımız, vefasızlığımız ve aslında ülkemiz kentlerindeki tüm tarihi çarşılarımızın baş düşmanı olan 'shoping-center' lara düşkünlüğümüzdü...

Nitekim toplantıyı izleyen günlerde, Kapalıçarşı'yla ilgili söylenenlere yer vermeyen medyamızdan, 'Avrupa'nın en büyük Carrefour mağazası' nın da İstanbul 'da açılacağını öğrendik. Başbakan Erdoğan 'ın da katıldığı tanıtım toplantısında, Avrupa'nın onca 'zengin' ülkesi varken en büyük tüketim merkezinin, kişi başına gelir düzeyi en aşağılarda olan Türkiye 'de kurulmasının 'yatırım gerekçesi' ise elbette ki açıklanmadı.

Çünkü ülkeyi sanayi ve üretimden uzaklaştıran politikaların ekonomideki en büyük dayanağı belki de halkın tüm parasını tüketmesi... Herkesin sadece ihtiyacını aldığı ve filesinde taşıyabildiği çarşılar ve pazarlar yerine, 'el arabasına gördüğünü doldurduğu' ve üstelik parasını da 'sayarak' değil 'kredi kartı' yla ödediği dev mağazaların Türkiye'ye üşüşmesi de galiba bu politikanın sonucu...

Kimlik yozlaşması
Nitekim o günkü konferansta da anlaşıldı ki, bu gerçeklik içinde Kapalıçarşı'nın geleceğini görmek bir yana, 'aramak' bile kolay değil...

Dünyanın herhangi bir kentinde, böylesine bir görkemli tarihsel çarşı olsaydı, onu sürekli onararak yaşatmanın ötesinde, etkin varlığını ve itibarını korumak için şu yeni alışveriş merkezlerinin rakip olmasına bile izin verilmezdi...

Gelin görün ki, 543 yıldır İstanbul'a ve hatta tüm ülkeye hizmet veren Kapalıçarşı, özellikle dev 'shopping-center' ların karşısında her geçen gün yalnızlaşmakta, eskimekte ve gözden düşercesine bir kenarda kalmakta...

Oysa kimi Avrupa ülkelerinde bile o ünlü süpermarketlerin 15 yıldır kent dışına çıkartılmalarının nedeni, oralardaki 'geleneksel çarşılar' ı ve pazarları korumak.

Kaldı ki insanlar, değişik dükkânlara uğrayarak ve farklı satıcılarla konuşarak alışveriş yapmak yerine, sadece 'raflar' la bakıştıklarında, sosyal yönleri köreliyor ve toplumsal ilişkileri daha da zayıflıyor... Çarşı ve pazarlarda ise 'alan' ile 'satan' arasındaki 'insani ilişkiler' , kentsel yaşamdaki beraberliği daha da güçlendiriyor...

İşte bu ilişkilere 'shopping' gibi sadece mekânı tanımlayan sözcüklerle yetinen toplumlar bile özen gösterirken 'alış' ve 'veriş' gibi tümüyle insanlar arasındaki ortak bir eylemi sözcük haline getirmiş olan bizlerin oralı bile olmaması, 'kimlik yozlaşması' nın ulaştığı düzeyi de göstermiyor mu?

Dilerseniz, Kapalıçarşı'yı da hayal ederek bir düşünün... Alışveriş ancak 'çarşıda yaşanır' ; süpermarketin rafları arasında 'yapılan' ise aslında sadece 'shopping' leşmek, yani 'dükkânlaşmak' ...

Tüketim düzenine inat
Toplantıda bunları da dile getirdikten sonra düşündük; yine de yapılacak bir şeyler yok muydu?

'Düzen böyle' deyip çözüm üretmemek artık geçmişte kalmıştı. 'Düzene inat' Kapalıçarşı'yı kurtarmak ve yaşatmak ise herkesin ortak görevi ve sorumluluğu olmalıydı...

Nitekim dernek Başkanı Hasan Fırat da tarihi çarşının 'durumunu' anlatabilmek için şu örneği veriyordu: ''25 bin dolara kolye alan bir hanımefendinin ihtiyacını giderebileceği temiz ve düzgün bir tuvaletimiz bile yok...''

Oysa Kapalıçarşı'da yaklaşık 3 bin 600 dükkân ve işyeri bulunuyor. 21 kapısından günde ortalama 500 bin kişi geçiyor. En küçük bir apartmanın bile 'yönetim kurulu' ve 'yöneticisi' varken ve onlar, binanın temizliğinden onarımına kadar tüm hizmetlerini ''daire sakinlerinin aidatları ve ek katkılarıyla'' yerine getirirken Kapalıçarşı'da buna benzer bir örgütlenme neden olamıyor?

Sorunun yanıtını yine 'esnaftan' katılımcılar verdiler. Kapalıçarşı'nın en önemli sorunu aslında 'dayanış(ma)ma' ... Yaklaşık yarısında kiracıların bulunduğu işyerlerinin sahipleri, aynı zamanda tarihsel bir değerin kullanıcısı olduklarını pek düşünmedikleri gibi, İstanbul'daki diğer 'modern' alışveriş merkezleriyle yarışabilmek için 'çağdaş gereksinmeleri' de karşılamaları gerektiğini hâlâ önemsemiyorlar...

Kapalıçarşı'nın çatısındaki yıpranmalar çoğu yerde artık 'onarılamaz' durumda. Tarihi taş duvarlar 'dükkân büyütmek' için oyula oyula taşıyıcı güçlerini yitirmek üzereler. Tadilatlar, onarımlar projesiz ve eski eser uzmanı olmayan 'usta' larla, üstelik kaçak yapılıyor. Çevredeki altın ve gümüş atelyelerinin zehirli atıkları temelleri tehdit ederken aynı kimyasal kirlilik ile güvercinlerde gözlenen toplu ölümler arasında da ilişki olduğu sanılıyor...

'Tarih İçin'de çağdaşlık
Peki... Buna rağmen ne yapılabilir?
Kapalıçarşı Derneği'nin özverili emektarları, koca çarşının sorunlarını çözmede 'gönüllü' bir kahramanlık içinde olsalar bile, 'dernek' olanakları ve statüsü içinde buna ne kadar güçleri yeter?

O gün, 'örgütlenme' için çözüm olarak, tüm esnafın ortak olacağı bir 'hizmet şirketi' nin kurulması; temizlikten güvenliğe, onarımlardan genel mekânların düzenlenmesine kadar tüm gereksinmelerin bu şirket tarafından yönetilmesi de akla gelenler arasındaydı...

En önemli saptama ise diğer alışveriş merkezlerindeki 'çağdaş çekicilik' lerin Kapalıçarşı'ya da artık kazandırılmasıydı. İnsanlar, 'dev modern çarşılar' a sadece alışveriş için değil, genellikle 'vakit geçirmek' ve hatta sosyal ve kültürel yaşamlarını renklendirmek için gidiyorlar. Buna olanak sağlayan cep sinemaları, sanat galerileri, kitabevleri, kafeler ile benzerlerinin Kapalıçarşı ve çevresinde de bulunduğunu düşünün... Üstelik eşsiz tarihsel bir atmosfer içinde...

İşte bu öneriye sözgelimi Vakko, Beymen gibi ünlü firmalarımızın da Kapalıçarşı'da şube açarak kültüre de katkıda bulunmalarını eklediğimizde İstanbul'un her tarafı 'shopping-center' larla dolsa bile artık ne yazar...
Cumhuriyet - Oktay Ekinci

 

Şubat 2005 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04 05 06
07 08 09 10 11 12 13
14 15 16 17 18 19 20
21 22 23 24 25 26 27
28            
diğer aylar için tıklayın

Yapı sektörünün uygulama alanına yönelik genel tartışma konuları Uygulama forumunda

Arkitera.com/forum

  

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz