|
Kıyılardan hemen geri
çekilin küresel iklim değişimi öyle diyor
Kyoto Protokolü imzalanınca aklıma
geçtiğimiz günler Marmara Denizi su seviyesindeki düşüş sonucu ortaya çıkan
asılsız deprem söylentileri ve gelişmiş ülkelerin uzun süredir yanıtını arayıp
kesin bir karara bağlamış olduğu çok önemli bir soru geldi.
O çok önemli soru şuydu: ‘İleride kıyı şeridindeki yerleşim alanlarımız yükselen
deniz suyuyla kaplanırsa mı daha fazla ekonomik kaybımız olur, yoksa
kıyılarımızda su baskınlarını önlemek için devasa setler inşa etmek zorunda
kalırsak mı?’ Siz ne dersiniz bilmem ama bilimin ışığında varılan ve şu an
uygulanmakta olan kararı görmemezlikten gelemeyiz...
Marmara’daki su seviyesi değişiminin neden olduğu söylentiler üzerine Kandilli
Rasathanesi’nde toplanıp bir açıklama bile yaptık. Her nedense yıllardır bilim
insanları, önümüzdeki yıllarda küresel iklim değişimi sonucu deniz su
seviyesinde büyük bir yükselme yaşanacak diyor, ama ülkemizde henüz bu konuda ne
paniğe kapılan, ne de aldıran var...
İsterseniz ‘felaket tellalı’ deyin; işte yine yazıyorum: Küresel iklim değişimi
sonucu yükselen deniz suyu seviyeleri bizim kıyılarımızı da tehdit ediyor.
Aslında Asya’daki tsunami faciası, kıyılardaki yaşamın ne kadar kırılgan
olduğunu bir daha gösterdi. 1997’de Van Gölü civarındaki su seviyesi
yükselmesinde de görüldüğü gibi kıyılarımızdaki her şey su seviyesi
yükselmesinden etkilenebilir...
Bugün Riva Deresi etrafında yaşayanlar
da bilir. Kuvvetli bir poyraz estiğinde Riva Deresi’ni Karadeniz’in kabaran
tuzlu suları basar. Böyle günlerde derenin tuzlu suyu bahçe sulamada
kullanılamaz. Özetle deniz suyu seviyesinin yükselmesinin nelere mal olacağını
görmek için 2050’li yılları beklememiz hiç gerekmiyor!
Riva Deresi’ne benzer bir durum ileriki yıllarda Nil Nehri gibi birçok akarsu
için de geçerli olacak. Küresel iklim değişimi sonucu Akdeniz’de su seviyesinin
yükselmesi, örneğin Nil Nehri’nin tuzlanmasına neden olacak. Mısır halkı bu
nehrin sularını içmekte ve onunla tarlalarını sulamakta. Bu durumda, Nil’in
tuzlanması, Mısır’ın yok olması anlamına geliyor.
Artık nüfusun büyük bir çoğunluğu deniz kıyılarında veya deniz kıyılarına yakın
yerlerde yaşamakta. Halbuki su seviyesi yükseldiğinde kıyı ve nehirlerin
ağzındaki koylarda ekolojik sistem yok olabilecek ve alçak araziler de sular
altında kalabilecek. IPCC raporlarına göre bu tehlike, Türkiye’deki kıyı ve
deltalar için de söz konusu... Okyanus,
deniz ve kıyı sularının ısınması birçok doğa sistemini de etkileyecek. Su
sıcaklığı arttıkça birçok canlı türü ya artan sıcaklıklara uyum gösterecek ya da
(bu seneki hamsinin yaptığı gibi) daha soğuk sulara göç edip gidecek. Fakat
başka bir yere gidemeyen duyarlı organizmalar hızlı ısınmanın olduğu yerlerde
kitleler halinde ölecek... Rahmetli
Prof. Dr. Aykut Barka ile yıllar önce Van’da düzenlenen bir sempozyuma
katılmıştık. Literatüre bakacak kadar vakti olmayanlar, ‘Van Gölü yükseldi ama
derinliği değişmedi, demek ki gölün tabanı iki metre yükseldi’ diyordu. Barka
Hoca ise göl tabanında iki metrelik bir yükselmeye neden olacak kadar büyük bir
depremin olmadığını anlatıyordu. Ben de bir yandan burnumu gösterip, ‘Bunun
nedeni Bruun Kuralı’dır’ deyip durmuştum...
Bruun Kuralı’nı bilmeyenler için deniz su seviyesinin yılda birkaç milimetre
yükselmesi, büyük bir tehlikeymiş gibi görünmez. Bruun Kuralı’na göre deniz
seviyesi ne kadar yükselirse onun 100 katı kadar bir uzunluktaki sahil erozyona
uğrar. Yani yükselen su seviyesinin neden olduğu kıyı erozyonundan oluşan
süprüntü maddelerinin dipte birikmesi ile deniz ve göllerin derinliği değişmeden
su seviyesi yükselir. Diğer bir deyişle, deniz seviyesi ne kadar yükselirse
kıyılarda taban da o kadar yükselir.
Örneğin Akdeniz kıyılarında yapılan
yüzlerce arkeolojik çalışma sonucunda Akdeniz su seviyesinin son 2000 yıldır 40
santimetre yükseldiği belirlenmiş. Böylece Bruun Kuralı’na göre kaybedilen sahil
şeridi 40 metre olmuş. Bu durumun önümüzdeki yıllarda çok daha hızlanarak devam
etmesinden korkuluyor. Bilimin sesine kulak verilen ülkelerde halk ve yetkililer
sadece bu durumdan korkmuyor; aynı zamanda ona göre önlemler alıyor ve kıyı
kullanımını ona göre düzenliyor.
Astar pahalı olabilir
Artık hangi senaryoya bakılırsa bakılsın iklim değişikliğinden dolayı, diğer
Güney Avrupa ülkeleri gibi, Türkiye’nin karşılaşacağı en büyük problemlerden
biri, deniz su seviyesindeki yükselmelerdir. Bu şekilde bazı plajlar ve yollar
yükselen deniz suyuyla kullanılamaz hale gelebilir. Tuzlu deniz suyu, nehirler
ve yeraltı suları gibi, tatlı su kaynaklarımızın bir kısmını yok edebilir.
Ayrıca kıyı şeridindeki tarım alanlarımız da kullanılamaz bir hale gelebilir...
Ukrayna, Mechnikov Üniversitesi’nden Yurii D. Shuisky’e göre Karadeniz’de 2050
yılına kadar beklenen su seviye yüksekliği 70 santim ila 120 santim arasında
değişiyor. Başkaları ise bu değişimin 144 santim ila 345 santim arasında
olacağını tahmin etmekte.
Bu durumda, ‘Fırtınalı bir günde
Karadeniz’in tuzlu suları kıyılarımızda nelere mal olur?’ diye oturup bir
düşünmemiz gerekiyor. Örneğin Bruun Kuralı’na göre deniz su seviyesindeki 70
santimlik bir yükselme bile, kıyılarımızdaki 70 metrelik bir kıyı şeridini
dalgalar tarafından erozyona uğratabilir. Diğer bir deyişle, dalga erozyonu ve
su basması tehlikesine karşı kıyılarımızdaki tesislerin korunması ileride astarı
yüzünden pahalı bir iş haline gelebilir...
Özetle, son yıllarda yapılan çalışmalar ve gözlemler kıyılardan hemen geri
çekilmenin daha ekonomik ve doğru olacağını söylüyor. İleride, ‘Türk’ün aklı
gözündedir’ sözünü doğrulayan bir durumla karşılaşmak istemiyorsak bilimin
sesine hemen kulak vermeliyiz!
Hürriyet - Mikdat Kadıoğlu |