Yazar: Güngör KaftancıYayın Evi: Mimarlar Odası İzmir Şubesi Yayınları
Dil: Türkçe
Sayfa Sayısı: 209
Boyut: 24 cm x 24 cm
Tarih: 2001
Yer: İzmir
ISBN: 975-395-459-X
1960'ların başında Türkiye'ye döndüğümde İstanbul'u, İzmir'i, Ankara'yı yeniden dolaştım önce... "Yurdumda, nerede, nasıl bir mimarlık yürütülüyor?" sorusunun yanıtını belirtmekti amacım.
İzmir'de kimi yapılar, benim gibi modernizmin içine doğmuş ama onu da tartışmaya başlamış bir kişi için ilginçti. Bu yapılar yalındılar, gerçekçiydiler. Son ayrıntılarına dek düşünülmüş, önceki deneylerden edinilmiş birikimin bilincinde gerçekleştirilmiş çözümlerdi... İçinde bulundukları ortamın gereç ve teknik olanakları sonuna dek kullanılmıştı.
Biçim adına bir şey yapılmamış gibi görünüyorlardı. Ama bu açıdan da sofistikasyonun sonucuydular.
Işıklıydılar...
Akdenizliydiler...
"Ayinesi iştir kişinin..." denir ya hani, işte tam öyle, bir kişiyi önce işlerinden tanıdım kısacası... Daha sonra kendisini tanıdığımda herşeyin çakıştığını saptamanın mutluluğuna eriştim. Titizliği, bilgisi, deneyim birikimini kullanışı beni de etkiledi. İşlerimde ona da "hesap" verme sorumluluğunu duydum hep.
Güngör Kaftancı İzmir'i seçmişti.
Hep İzmir'de, İzmir için çalıştı. Başka yerde sıkıldığını biliyorum. İzmir onun ortamıdır, evidir. Sokaktaki bir ayrıntı bozukluğu (kanalizasyon kapağından, kaldırıma) onu mutsuz etmeye yetip artar. Ama yakınmakla kalmaz... Yaşamı daha yaşanılır kılmak için çırpınır. Kendi işini, sosyal koşullar içinde yapabileceğinin en iyisini yapmakla yetinebilirdi.
Oysa o kentinin tüm mesleği adına sorumluluğunu taşıdı hep... Hem Mimarlar Odası'nca (yönetimde olmasa bile) hem de İzmir Belediyesi'nce danışılacak kişilerin başında oldu hep.
Bütün bu söylediklerime, onun toplumuna karşı sorumluluk duygusuna bu yapıt tanıklık ediyor. Sözüyle yaptığı bir, bir mimarın yaşam öyküsünü okuyacaksınız, göreceksiniz bu yapıtta...
Kendini güncelin geçici değerlerine yüz vermeden, kaptırmadan tutabilmiş, alkışa önem vermemiş; işine, kendisine de daha geniş açılı bir zaman perspektifinden bakabilmiş bir kişinin yaşam öyküsü bu...
Bu nedenle yalnız mimarları değil, bu ülke üzerine düşünen, çevre (her anlamda) duyarlılığı olan herkesi ilgilendirecektir bu yapıt...
Cengiz Bektaş





