Köşe Yazısı

Çağdaş Bir Mimarlık Yapıtının Korunamaması Üzerine Taze Bir Anı

Yazan: Aykut Köksal Tarih: 24 Nisan 2004

Son aylarda peş peşe gelen haberler, Türkiye'deki çağdaş mimarlık ürünlerinin korunması sorununu gündeme taşıdı: Vietti Violi, Fazıl Aysu ve Şinasi Şahingiray'ın yapıtı olan 1947 tarihli İnönü Stadyumu'na BJK'nın yaptığı izinsiz müdahale, Ertuğrul Arf'ın Adana'daki Bossa Apartmanı'nın yıkımına başlanması ve en sonunda Taksim Eczanesi'nin acımasızca ortadan kaldırılması. İstiklal Caddesi'nde, güçlü bir vurguyla caddeye inen örtüsünün altında kendini saklayan bu eczane 1963 tarihini taşıyordu ve Muammer Onat'ın -sayısı çok olmayan- inşa edilmiş çalışmalarından biriydi. Bu olaylara yalnızca mimarlık çevresinden tepki gelmesi, bu tepkinin de alabildiğine sınırlı olması, aslında sorunun kendisini de tarif ediyordu. Üzerinde toplumsal bir uzlaşma yoksa korumacılığı hayata geçirmek de olanaksızlaşır. Korumanın üzerinde uzlaşılmış ana nesnesi olan "tarihsel çevre"nin korunmasında yaşanan sıkıntılar göz önüne alındığında, çağdaş mimarlığın nitelikli yapıtlarının korunmasının ne denli zor olduğunu yinelemeye bile gerek yok. Ne var ki bu saptama, üstyapı kurumlarının görev ve sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Kuşkusuz bu noktada gözler Koruma Kurullarına ve bu kurulların bağlı olduğu, üstelik kurul üyelerinin de önemli bir bölümünü atayan Kültür ve Turizm Bakanlığı'na çevrilecektir. Peki bu kurum(lar)dan böylesi bir koruma duyarlığı beklenebilir mi? Gelin, dört yıl önce Eski Şark Eserleri Müzesi'nin başına gelenleri yeniden anımsayalım. Ama önce bu yapının tarihine kısaca göz atalım.

Eski Şark Eserleri Müzesi'nin içinde yer aldığı yapı 1883'te Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi) olarak mimar Alexandre Vallaury tarafından tasarlanır. Kısa bir süre sonra okul Cağaloğlu'na taşınınca yapı müze işlevi taşımaya başlar. Müze, 1963'ten 1974'e dek süren uzun ve titiz bir çalışmanın ardından mimar Nezih Eldem tarafından çağdaş müzecilik anlayışıyla yeniden düzenlenir. Sergilenecek eserlerden yola çıkan bir senaryonun büyük bir ustalıkla mekâna yansıtılmasıyla, müze mimarlığının yetkin bir örneği ortaya çıkmıştır. Ulaşılan çözüm, Carlo Scarpa'nın Castelvecchio çalışmasıyla yarışacak niteliktedir. Eldem'in binaya yaptığı tek radikal müdahale, Vallaury'nin cepheye yerleştirdiği, birinci kata ulaşan giriş merdivenini ortadan kaldırmak ve girişi anıtsal bir saçakla zemin düzeyine almak olur. Belki günümüzün korumacılık anlayışının yadsıyacağı bir çözümdür bu. Ne var ki Nezih Eldem yetkin bir çözüme ulaşmak için bir şeyleri feda etme riskini almış, sonuçta kazanılan yitirilenin önüne geçmiştir. Başka bir deyişle artık yeni bir koruma nesnesi vardır, bu da Eldem'in yapıtı olan müzedir.

Dört yıl önce yaşananları ise birinci elden tanıklığıma dayanarak aktarmak istiyorum: 2000 yılının Haziran ayında, İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde çalışan bir dosttan, Eski Şark Eserleri Müzesi'nde büyük bir inşaat faaliyeti olduğunu, Nezih Eldem'in düzenlemesinin ortadan kaldırıldığını öğrendim. Hemen Eldem'i arayarak konudan haberi olup olmadığını sordum. Tahmin edilebileceği gibi hiçbir bilgisi yoktu ve konuyu ilk kez benden öğreniyordu. Bunun üzerine ne olup bittiğini görmek için müzeye gittim ve şu görüntüyle karşılaştım: Binanın girişinde yer alan Eldem'in saçağı ortadan kaldırılmış, onun yerine Vallaury'nin merdiveni -eldeki tek belgesel kayıt olan fotoğraflara dayanılarak- yeniden inşa edilmeye başlanmıştı. Bu sahte "özgün" merdiven pırıl pırıl bir kitsch olarak cephedeki yerini almaktaydı. Doğal olarak, girişin zemin kattan birinci kata aktarılmasıyla birlikte, müzenin tüm mekân kurgusunu değiştirmek de kaçınılmaz olmuştu. Bu yüzden içerideki mekânsal yapı tümüyle bozulmuş, Eldem'in düzenleyici işlev taşıyan senaryosu ortadan kaldırılmış, zemin kattan birinci kata ulaşan ve Eldem'in virtüozitesini tüm ayrıntılarıyla taşıyan anıtsal merdiven de artık zemin kattaki servis mekânlarına inen bir merdivene dönüşmüştü. Halbuki bu merdiven, senaryonun başlangıç noktasını oluşturan, izleyiciyi adım adım müze bağlamına katan yapı kurucu öğeydi.

Evet, durum açıktı: Bakanlık, hem Eldem'in müzesini ortadan kaldırmış, hem de onun yerine yeni bir mimari düzenleme koymak yerine, tam anlamıyla bir "dekorasyon" etkinliğine girişmişti. Girişin yanına oturtulmuş dev tabeladan, bu "dekorasyon"u hayata geçirenin, inşaatın sponsorluğunu yüklenmiş bir banka olduğu anlaşılıyordu. Bankanın logosu -o zamanki adıyla- Kültür Bakanlığı'nın logosuyla birlikte yer alıyor, her iki kurum müzeciliğe yapılan bu "önemli katkı"yı iftiharla sunuyordu...

Konuyu hemen Mimarlar Odası'nın İstanbul Büyükkent Şubesi'ne ilettim. Oda konuyla yakından ilgilendi, 26 Haziran 2000'de bir basın toplantısı düzenlendi, "Eski Şark Eserleri Müzesi'nde Mimarlık Kıyımı" başlıklı bir bültenle de basına bilgi verildi. Doğrusu bu kez basın da kayıtsız kalmadı ve konu birkaç gazetede ayrıntısıyla işlendi. Peki sonuçta ne mi oldu? İnşaat başladığı gibi tamamlandı ve dönemin Kültür Bakanı'nın da katıldığı görkemli bir törenle, seçkin konukların huzurunda "yeni müze" ziyarete açıldı.

Şimdi yeniden yukarıdaki soruyu yineleyelim: Türkiye'de koruma konusunda görev ve sorumluluk yüklenmiş üstyapı kurumlarından, çağdaş mimarlığın nitelikli ürünlerinin korunmasına yönelik bir duyarlık beklenebilir mi?

Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

ÝPUCU: küçük harf "e", sayý beþ, küçük harf "m", sayý iki, küçük harf "w", küçük harf "f"

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız