Köşe Yazısı

“Project Muten Istanbul”

Yazan: Korhan Gümüş Tarih: 30 Haziran 2006
İşlevini yitirmiş olan endüstriyel alanlar için genellikle “yeniden işlevlendirmeyi tanımlayacak” kamusal öznenin inşa edilmesi gerekiyor. Çünkü bu kamusal alanların mülkiyet sahipleri eski sahipleri. Yani geçmişte kamusal işlevi yerine getirmek için oluşturulmuş bulunan kamu kurumları. Bu kurumların çok doğal olarak kente dair yeni bir kamusallık tanımı geliştirmeleri mümkün değil. Bu kamusal alanları kendi perspektiflerinden tanımlamaya çalışıyorlar. Karşımıza genellikle özelleştirme gibi kamusal işlevin nihayetlendirilmesini amaçlayan kararların ortaya çıkmasının da nedeni bu. Çoğunlukla ya projeleri tartışıyoruz, ya da bazen sorunlu hale gelmiş bulunan politik kararı. Oysa bu tartışmalarda dile gelmeyen bu dönüşümü hangi öznenin, hangi yöntemlerle gerçekleştirdiği. Bunun sonucu olarak karşımıza alternatifsiz bir biçimde özelleştirme çıkıyor. Oysa bu tür alanların yeni kamusal işlevlere açılmaları, politikayı da köklü bir değişikliğe uğratacak olan ağ sistemi içinde yeniden örgütlenen bir kamusallık biçimini gerektiriyor. Devraldığımız kamusallık biçimi ise endüstri kent ilişkisinde ayrışmış, hatta kentle ilişkisi kalmamış bir işleve denk düşüyor.

Hepimizin bildiği gibi endüstri kenti ayrıştırılmış ve araçsallaştırılmış kamusal mekanlar yarattı. Bu ihtisaslaşmış mekanlar, kentin mevcut mekansal ve sosyal ağlaşmasını kendisine eklemliyordu. Kentin yerine geçmiyordu. Bu nedenle her ne kadar endüstrinin yarattığı radikal dönüşümler kenti derinden etkilese de, kentin dönüşümünde kamusal öznenin oynadığı rol sınırlıydı. Gaz, elektrik, su dağıtmak gibi işlevlerle kendisini sınırlandırıyordu. Betimlediği kenti bir tasarıma dönüştürecek bütünsel bir rol oynamasına imkan yoktu. Bu mekanların kuruluş mantığında ihtisaslaşmış üst dillerin egemenliği yer alıyordu.

 



Bugün kentin endüstrisizleşmesi sonucu ortaya çıkan bu kamusal alanların yeniden işlevlendirilmesi ilk kuruluş mantıklarının tersine çevrilmesini gerektiriyor Bir makine gibi araçsallaştırılmış ve ayrıştırılmış mekan düzenlerinin kente dair kapsayıcı bir işleve nasıl dönüştürüleceği sorunu “kentsel dönüşüm” fikrinin ana sorunsalını oluşturuyor.
Şulan Kolatan’ın küratörlüğünü yaptığı Garanti Galeri’deki sergi Galataport için alternatif bir şehir tasarımı önerisi getiriyor. “Muten Şehirciliği” başlığı altında şehir ve endüstri ilişkisi için 19. ve 20. yüzyılın şehir ve endüstri paradigmalarından belirgin bir şekilde farklı olan “standart dışı” bir paradigmanın söz konusu olduğu vurgulanıyor.
Söz konusu olan endüstri-kent ilişkisine sürdürülebilirlik söylemi ile yontulmuş, konformist bir cevap vermek değil.

“Muten Şehirciliği”

Sergi broşüründe yer alan metinde sürdürülebilirlik söyleminin politika üzerine odaklandığı, ortaya yeni malzemeler, teknolojiler, tasarımlar koyduğu ama tasarım metodolojisi ile ilgilenmediği vurgulanıyor. Ekolojik paradigmanın problem çözme gibi dar bir yaklaşımdan farklı olduğunu söyleyen “Muten Şehirciliği” daha dünyevi, çevreye daha uyumlu, daha yalın gibi sözde ekolojik kavramlara mesafe koymakla işe başlamak gerektiğini öneriyor. Bu kavramlar aslında hala tek boyutlu ve endüstri doğa ikilemini temsil eden paradigmanın ögeleri olarak işlev görüyor: Biz onları ne kadar başka bir bağlama taşımaya gayret edersek edelim, farklı tercihleri değil, var olan pratikleri temsil ediyorlar.

Endüstri devriminin dönüştürdüğü kentin kamusal özneleri aynı zamanda bu metaforları doğallaştıran pratikleri üretenler. Bu pratiklerin sürdürülebilirliğini sağlayan onların aynı zamanda bir metafor, aynı zamanda da “meta söylem” olarak işlev görmeleri. Bu nedenle içeriklerinin değişmesi bir şey ifade etmiyor. Burada mimarlığın maddi pratiklerinin tasarım paradigmalari ile ilişkisine dikkat çeken kah Althusseryen, kah Foucaultcu bir ele alış sözkonusu. “Muten Şehirciliği” hem bir maddi pratik olarak mimari tasarımı, hem de kopuşların arkasında nasıl bir paradigma değişikliği olabileceğini irdeliyor. Üstelik bunu her zaman yapıldığı gibi mimari nesne üzerinden yapmıyor, mimari temsil araçlarını sorgulayarak, açığa çıkarmaya çalışarak yapıyor. “Muten Şehirciliği” doğrudan nesne olarak mimari mekanı değil, kendisini, yani temsil araçlarını sorunsallaştırıyor. Bir bakıma gizlenen nesneyi, ya da yerine geçen nesneyi ortaya çıkarıyor. Bu da profesyonelliğin nerede ve nasıl devreye girmesi gerektiğini tartışmayı gerektiriyor.

Bu girişimi nasıl adlandıracağız? Kamusal alanda bağımsız bir sorumluluk üstlenmiş olan profesyonellerin kamusal öznenin de inşa edilmesinde bir rolü olabilir mi? Bu soruya cevap aramak için herkesin Garanti Galeri’de 22 Temmuz’a kadar açık kalacak olan “Project Muten Istanbul” sergisine bir uzanmalarını diliyorum.

Konuyla İlgili Linkler
YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

ÝPUCU: sayý sekiz, sayý iki, sayý 9, büyük harf "R", sayý iki, küçük harf "t"

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız