Köşe Yazısı

Kadın Parkları ya da Kamusal Mekandan Tecrit

Yazan: Efe Gönenç Tarih: 7 Eylül 2006
Son zamanlarda bazı belediyelerin kadınlar için özel parklar yaratma, bu parkları erkeklere yasaklama çalışmalarına şahit oluyoruz. Toplumun bir yarısının vakit geçireceği düşünülen söz konusu kentsel - kamusal mekanlar, toplumun diğer yarısına ancak 12 yaşına kadar ulaşılabilir olmakta, o yaştan sonra da muhtemelen 'tehlikeli ve taciz edebilir' statüsüne ulaştığı için bu kesimin parklara girişi yasaklanmakta. Bu parklar, evlerinde oturan bayanların dışarıya rahat çıkabilmeleri için düşünülmüş, onların dört duvar arasında oturmak yerine dışarıda birbirleriyle dertlerini paylaşabilecekleri güzel mekanlar olarak belediyeler tarafından lanse edilmekte.

Türkiye'de kamusal alanın ve mekanın nereler olduğu ve kime ait oldukları yeni bir tartışma değil. Aslında bunun literatürdeki tarifi çok basit: Kamusal mekanlar; bir kentin caddeleri, parkları, meydanları, kıyı promenatları ve hatta dar sokakları herkese aittir ve bu olgunun hem fiziksel hem de sosyal ve politik anlamları var. Kentin kumsallarının belli kesimlerce kullanımını istemeyen gazeteci de, kamusal açık alanda politik gösteriye müdahale eden kamusal erk de, kadınlara özel park yapan belediye başkanı da aynı şeyi yapıyor: Toplumda belli kesimler arasında zaten halihazırda var olan kutuplaşmayı artırmak. Piknik yapanlar ve jogging yapanlar birbirlerini görmesin, politik derdi olan, olmayana bir şey anlatmasın, hatta kadın ve erkek bir araya gelmesin. Toplum içerisindeki iletişim, birbirini görme ve anlamaya çalışma veya kızma ve tepkisini gösterme kent kültürünün olağan dinamikleri. Otobüs duraklarında karşılaşan, vapurda karşı karşıya oturan, kuyruklarda birbirini uyaran, meydanlarda beraber yılbaşını kutlayan, sokak kafelerinde yan yana oturan, görülen, gören ve gördüğünü yorumlayan kentli, ötekini tanıyor, onunla iletişime geçiyor ve bu anlarda ve mekanlarda olup bitenler kent kültürü denilen olguyu yaratıyor. Bu planlı veya tesadüfi karşılaşmalar kent hayatına dair tecrübeleri yaratıyor ve bu karşılaşmaların olasılığını azaltan her kentsel müdahale, kamusal yaşama zarar veriyor.

Bu eksende bakılınca, bayanların rahatını sağlamak için sadece onları gittiği bir park yapan belediye, aslında kent kültürünün ayrılmaz bileşeni olan ‘bir arada, beraber olabilme’ olgusunun önemini hiçe sayıyor. Yararına hizmet yaptığını sandığı bayanların kamusal mekandan tecridine yol açıyor. Öyle ki, durum sadece kadın – erkek arasındaki kutuplaşmaya değil, o parklara giden kadınlarla ve (erkeklerin de gidebildiği) başka parklara giden diğer kadınlar arasında da ayrışmaya sebep olacak gibi görünüyor. Bireyler ve gruplar arasında karşılıklı gerilim, anlayışsızlık ve ayrışma bu tavrın olağan sonucu olsa gerek. Kamusal mekanın kullanımının ve yerel yönetimlerin buna etkilerinin arkasındaki sosyal sonuçlar bu örnekte açıkça ortaya çıkıyor.

Nüfusun büyük oranının kentlerde yaşamaya başladığı Türkiye'de, herkese açık ve ulaşılabilir kentsel kamusal mekanlar, öncelikle toplumsal barış, beraber yaşama kültürü ve demokrasi açısından hayati önem taşımakta. Herkesin birbirini tanıdığı ve ne yaptığını bildiği kırsalın aksine, yabancılarla dolu şehir denilen ortamda anonimleşen kentli, ancak diğer kentlilerle bir arada - yan yana olabildiği mekanlarda var olur. O mekanlarda kentliler birbirlerini karşılıklı eğitir, düşündürtür ve iletişime geçerler. Bu iletişim görsel veya sözel, hatta sanatsal olabilir ama hep gerçek bir iletişimdir ve medyanın aksine gayet dolaysızdır. Kentliler arasında bu iletişim, karşılıklı anlayış, beraber sevinme, başkası için üzülme veya ona kızma gibi çeşitli şekillerde olabilir ama her durumda iletişimdir ve kentteki sosyal hayat da zaten bir ilişkiler ve iletişimler toplamıdır.

Tabii, kimse kentliler için bu tecrübelerin pürüzsüz ve kolay yaşanacağı yanılsamasında değil. ‘Ötekiyle’ bir arada olmanın getireceği rahatsızlıkları ve gerilimleri, iyimser bir yaklaşımla önyargıların getirdiği toplumsal refleksler olarak algılamalı belki de. Kentsel yaşamın iyi ve kötü yönlerine dair her olayın sahnelendiği kamusal mekanlarda olup bitenler aslında bizim kendi aynamız, beraber yaşamayı becerip beceremediğimizle ilgili olsa gerek. Kamusal hayat ve ortak yaşam kültürü, her toplum gibi bizim için de bir eğitim süreciyle kazanılan alışkanlıklar.

Farklı sınıflar arasında ekonomik ve sosyal farkların uç boyutlara vardığı, siyasi, sosyal anlayışsızlığın ve yaşam tarzları açısından ‘öteki’ne karşı önyargıların, hatta müdahalenin günlük yaşamda kendini iyiden iyiye gösterdiği kentlerimizde, kentlinin aidiyet duygusunu tekrar güçlendirecek ortak yaşam alanları oluşturulması elzemken, herhangi bir sınıfın, zümrenin veya cinsiyetin baskın çıktığı veya tecrit edildiği kentsel mekanlar herkes için tehlikeli.
Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

ÝPUCU: sayý beþ, sayý üç, sayý yedi, sayý üç, büyük harf "N", sayý 9

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız