Yazıya bir tavsiye ile başlamak istiyorum. Eğer vaktiniz yoksa ve eğer de İstanbul dışındaysanız 17 Eylül’e kadar bir fırsatını mutlaka yaratın ve Osmanlı Bankası’nın Bankalar Caddesi (Voyvoda Caddesi)’ndeki Müze Binasının 1. katındaki Sergi Salonu’nda yer alan “Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor – Türkiye’de Hayat Tarzı Temsilleri 1980-2005” konulu ve küratörlüğünü Meltem Ahıska, Zafer Yenal’ın yaptığı sergiyi mutlaka gezin.
Hayatımızın son 25 yılını kapsayan günlük yaşam dinamiklerinin, sembollerinin, göstergelerinin, stillerinin, modalarının nasıl değiştiğinin izlerini sürmek bu sergide yer alan ürünlerle mümkün kılınmış ve iletişimin en güçlü araçlarından yazılı basın ve televizyon ile bu değişim izleyicilere sunulmuş. Serginin içeriğinin çeşitliliği ve sunumundaki çarpıcılık, bu yazının odağında yer alan mekansal değişimin moda ile ilişkisinin kurulabileceğinin de izlerini taşıyor.
Moda deyince aklımıza öncelikle tekstil sektörü, hazır giyim piyasası gelir. Sezon sezon esen moda rüzgarları, nasıl giyineceğimizi belirleyen tasarımcılar ve bunların “haute couture” defileleri (Paris, Milano, New York, Tokyo) ilk etapta aklımıza gelenlerdir. Kış ve yaz mevsimlerinde kadınların ve erkekleri hatta çocukların bile ne renk giyineceğinden, neler giyineceğine, giysilerin darlığından bolluğuna, kısalığından uzunluğuna, kumaşların dokumasından rengine, kalınlığından inceliğine kadar bir çok unsur modanın belirledikleri olarak karşımıza çıkar. Biraz daha düşündüğümüzde otomobillerin, buzdolaplarının, televizyonların, tabak bardak çatal kaşıkların, okunan kitapların, hazır gıda ürünlerinin, yemek yenen restoranların, gidilen alış veriş merkezlerinin, oturulan evlerin, yaşanan semtlerin, gidilen tatil bölgelerinin, yapılan tatil türlerinin bile moda ile ilişkisi olduğunu görebiliriz. Peki moda nedir ki tüm bu günlük yaşam ile böylesi sıkı bir ilişkisi vardır.
Moda değişimi temsil eder. Değişim olmadan modadan bahsedemeyiz. Sayılamayacak kadar çok mal ve hizmetin kuşattığı bir dünyada bireyin özgüllüğe, biricikliğe ve değişime duyduğu ihtiyacın bir sonucudur moda. (Simmel, 2003) Hiç bir mal ve hizmet kitlesel üretim ve kitlesel tüketim örüntüleri içinde biricik olamaz ama sürekli değişim çarkının içinde tutulabilir. Bu kitlesellik aynı zamanda değişimin bireyselleşmesini de engeller, dolayısıyla değişimin bireysel değil toplumsal bir ifadesi vardır. İnsanlar da bireysel değişimin değil, ait oldukları toplumsal grubun değişiminin peşindedirler; toplumsal düzende gruplar arasında farklılaşma çabası vardır, bir sosyal grup diğer sosyal gruptan farklılaşmaya uğraşır. (Simmel, 2003) Bu yüzden değişimi toplumsal bir durum olarak açıklayabiliriz. Simgeler, semboller, göstergeler bu değişimin ürünleridir. Değişimdeki toplumsallık aynı zamanda toplumsal grubun bireyleri arasındaki taklit mekanizmasını da işletir.
Moda toplumsal gruplar arasındaki bölünmenin bir ürünüdür. Hem belli bir toplumsal grubu birada tutar hem de onları diğerlerinden ayırır ve kapalı bir hale getirir. (Simmel, 2003) Modanın toplumsal olarak yerleşmesi ve yaygınlık kazanması için de bireylerin hem bir toplumsal gruba ait olma isteği taşıması yani bütünleşme isteği hem de diğer gruplardan farklılaşma beklentisinin bir arada olması gerekir. Öte taraftan da, hem bir toplumsal gruba bağlanıp onun içinde erime eğilimi hem de bireysel farklılaşma ve grubun diğer mensuplarından ayırt edilebilir olma eğilimi vardır. (Frisby, 2003) Tüm bunlarla beraber modanın tüm toplumsal gruplar içinde de yaygınlaşmaması gerekir, çünkü yaygınlaşması onun ayırt edici olma özelliğini de ortadan kaldırıyor demektir. Toplumsal düzende modaya uyanlarla uymayanlar arasındaki fark, farklılaşma ihtiyacına cevap veren bir durumdur. Bu durum modanın değişimle olan ilişkisini de kurmaktadır.
Moda hızlı, sürekli ve düzenli değişen bir mekanizmayı ifade eder ve aynı zamanda bir yenilik talebi tatminidir ama bu değişim ve yenilikler eski stil ve modellerin çeşitlenmesi ve sık sık onların tekrarından öteye de çok geçmez. Ekonominin tarihçilerinin belirttiği gibi yenilik talebinin yeni mal ve hizmetlerle tatmini sadece kitlesel üretimin gerçekleştiği ilk dönemlerde yani 18. yy’a denk gelen dönemlerde mümkündü. Çünkü, tüm mal ve hizmetler üretim biçiminden, pazarlanmasına, satışına ve tüketimine kadar yeniydi. Oysa günümüzde bu yenilik tekrarın ötesine geçememektedir. (Gronow, 1997)
Modanın tekrara dayanan değişimi toplumsal grupların hayat tarzını da aynı tekrarla farklılaştırmaktadır. Hayat tarzının değişimi ile modanın değişimi tüm toplumsal gruplarda eşzamanlı hareket etmez. Burjuva sınıfının bu ikili değişim ilişkisinde belirleyici bir rolü vardır. Burjuvazi modanın toplumsal düzeyde yaygınlaşmasının öncüsü durumundadır, bunu yaparken; modanın hızlı değişimini teşvik eder ve toplumsal tabakanın alt gruplarının üst grupları taklit etme yeteneğini hızla geliştirir. Aynı zamanda üst tabakanın alt tabakalar tarafından benimsendiğini de gösteren bu durum modanın da artık toplumsal olarak vazgeçilmezliğinin bir göstergesidir.
Modanın değişime dayanan yapısına rağmen moda olan bir malın sonsuza kadar yaşamak için piyasada var olduğu anlamını değiştirmez. Tüm mallar bu anlamı taşısa da tüketicilerin büyük bir kısmı 3-5 yıl önce piyasaya sunulmuş bir malı satın almak istememektedir.
Modanın kuramsal çerçevesinden biraz dışarı çıkarak mekan ile ilişkisini, özellikle konut ile olan ilişkisini hem özel alanda hem de kamusal alanda modanın mekanı nasıl etkilediği üzerinde duralım birazda.
Konutu tek başına bir ürün olarak ele aldığımızda daha doğrusu piyasada dolaşıma giren bir mal olarak ele aldığımızda konutun değişimindeki sürekliliği nasıl izleyebileceğimiz önemli bir konudur. Günlük, haftalık, aylık, mevsimlik ve yıllık tüketilen bir mal gibi değişimini takip etmek mümkün müdür? Oysa bir malın moda ile ilişkisini kurmak değişimindeki süreklilik ile olanaklıdır. Konutun değişimi diğer malların değişimine benzemez. Kullanım süresi çok daha uzun bir üründür. Ve bu kullanım süresi içinde de sürekli bir değişim içindedir. Bu değişim konutun mekanları ve bu mekanları oluşturan donatıların değişimi ile sağlanır. Moda ile ilişkisinin özel mekandaki izleri de bu donatıların değişimi ile sürülebilir. Konut, sürekli değişimini bitirmeler dediğimiz ince işler ve özellikle de mutfak ve banyo gibi servis alanlarındaki donatılar aracılığıyla yapar. Moda, bu bitirme ürünlerinin ve donatıların değişimi ile takip edilir. Yukarıda sözünü ettiğim sergi kapsamında “ev”in modernleşmesinin izleri bu donatılar ile sürülmüş. Teknolojiye ayak uydurma veya teknolojinin sunduğu imkanlar olarak da ifade edilen bu değişim süreklilik kazanmaya başladığında ise teknoloji ile olan ilişkisinden öte moda ile olan ilişkisi üzerinde durmak daha anlamlı görünmektedir. Sergi kitabında yer alan şu ifade “...üst orta sınıf evlerinde mutfak ve banyolar bir tasarım işi haline gelirken, daha sessiz çalışan, daha az yer tutan, daha estetik görünümlü yerli ya da ithal ankastre ürünler moda oluyor...evlerin yeni yeni makineleşmeye başladığı 1960’lı, 1970’li yıllarda, buzdolabı ya da çamaşır makinesi sahibi olmak kendi başına bir statü göstergesiyken, şimdi hangi model, ne marka aletlerin kullanıldığı sınıfsal bir farklılığa işaret ediyor...” (Ahıska-Yenal, 2006) konuttaki değişimin geldiği son noktayı da ortaya koyuyor. Bunun yanında bitirmeler olarak adlandırdığımız duvar ve döşeme kaplamalarındaki sürekli değişim artık hepimizin aşina olduğu bir durum. 2000’li yıllarda bitirme ürünlerinin piyasasına (ahşap, taş-toprak, beton, metal, kimya, cam, beton, vb sanayinin ürettiği ürünlerin piyasası) baktığımızda gerek ürünün fiziksel özellikleri gerek boyutu ve hatta rengi bakımından 1980 ve hatta 1990’ların ürünlerinlerinden oldukça farklı olduğunu söyleyebiliriz. Burada hemen şunu hatırlatmakta fayda var, yukarıda da ifade edildiği gibi moda olanın toplumsal boyutta yaygınlaşması istenen bir durum değildir. Moda olanın belli toplumsal bir grup içinde kalması istenir. Yayılmaya başladığında değişimin de işareti verilmiştir. Bu değişim hareketinin esası da toplumun üst gruplarından alt gruplarına doğru olmasıdır. Dolayısıyla konutun özel alanındaki değişimde de bu hareket esastır.
“Konutun kamusal alanı”nın moda ile ilişkisi kurmak daha karmaşık bir durumdur. İşe “konutun kamusal alanı”nın ifadesi ile başlamak gerek; “konut” ve “kamusal alan” kentteki özel yaşamı ve kamusal yaşamı ayrı ayrı ifade ediyorken, “konutun kamusal alanı” kentteki belli bir grubun belli bir alandaki kamusal yaşamını ifade edebilmektedir. Bu grubun en önemli özelliği aynı konut alanınında aynı yaşam tarzını benimsemeleri ve bu belirli yaşam tarzının da konutun kamusal alanlarını belirlemesidir. Dolayısı ile “konutun kamusal alanı”nın moda ile ilişkisi yaşam tarzları ve bunların gerektirdiği hizmetlerin değişimi ile kurulabilir. “Konutun kamusal alanı” parsel ölçeğindeki konut üretiminde sokaktan başlayarak, yapı adası ölçeğinde konut üretiminin, “gated community” - kapalı yerleşimin, rekreasyon alanları, alışveriş merkezleri, kültür ve eğlence alanlarını kapsayan bir çeşitliliğe sahiptir. Sokaktaki kamusal yaşam ile kapalı yerleşimlerin kamusal alanlarındaki yaşam 20 yıllık değişimin iki ucudur. Bu süreçteki değişimi yalnızca moda ile ilişkilendirerek açıklamak tabii ki doğru olmaz. Toplumsal yapının dünya ile entegrasyonunun bir sonucu olarak yorumlayabileceğimiz bu değişim sürecinin moda ile ilişkisi kazandığı ivme ile kurulabilir. Son yıllarda bu alanda yaşanan değişimin sürekliliği modanın çok ötesinde bir yorumu gerektirmemektedir. Değişimlerin sürekliliğinin arkasında tüketim ve onun yarattığı yeni marka ve sembol arayışları, yeni göstergeler yatmaktadır. Değişimi tetikleyen ise yukarıda da söz edildiği gibi moda olanın toplumun tüm gruplarına yaygınlaşmaya başlamasıdır. Toplumun üst gruplarına bu aşamada düşen rol ise “haute couture” tasarımlara başvurarak sezonun modasının öncüsü olmaktır. “Haute couture” konut tasarımı, üretimi ve bu süreçte rol alan aktörler üzerine eminim yazacak ve söylenecek çok şey vardır...
Kaynaklar
1 Ahıska, M., Yenal, Z. (2006) Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor – Türkiye’de Hayat Tarzı Temsilleri 1980 – 2005, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, İstanbul
2 Gronow, J. (1997) The Sociology of Taste, Routledge, London
3 Simmel, G., (Sunuş; David Frisby) (2003) Modern Kültürde Çatışma, İletişim Yayınları, İstanbul
- Kalıcı Bir Değişim
- Masumiyet, İçe kapanma, Teşhircilik... ve Hüzün
- Sonradan Yetişmenin Psikolojisi
- Aradığınız Kişiye Şu An Ulaşılamıyor





