Köşe Yazısı

Mimar Uyanırsa 1; F-Tipi Cezaevleri

Yazan: Simla Sunay Özdemir Tarih: 5 Nisan 2007

Sosyal vicdan hiçbir zaman cüzdanın içine konmayacak bir kimliktir.

Yazımda uyanık mimarlardan söz etmeyeceğim. Bu yazı daha çok, güzel ofislerinde uyuyan mimarlara; vicdanın nasıl bir kimlik göstergesi olduğunu hatırlatan öz fikirlerimden (düz) ve yorumsuz dizilen alıntılardan (italik) oluşuyor. Mimar Uyanırsa başlığının yanındaki 1, tamamen sayın Gürhan Tümer’e bir atıf ve bundan başka öz fikirlerimle de sizi rahatsız edeceğimin bir izi sadece. F-Tipi Cezaevleri konusu ise bu yazımın oturduğu, sosyal duyarlılık zemininde, mimarlara en uzak olması amacıyla özellikle seçilmiş, iğneli bir koltuk ki bu iğneler kendisini görenlere değil göremeyenlere batacaktır kuşkusuz.

Birbirinden bağımsız, alt alta geçilen alıntılar bir çalar saat gibi farklı zamanlarda çalacak...

19 Aralık 2000 günü güvenlik güçlerinin 20 cezaevinde yürüttüğü operasyon sonucu 30 tutuklu/mahkum ve 2 asker öldü. Bunun ardından yüzlerce tutuklu üç yeni F tipi cezaevine transfer edildi. 2001 yılında üç tane daha F tipi cezaevi açıldı. 18 Ocak 2002’de Adalet Bakanı, haftada beş saatten fazla olmamak üzere 10 kişiye kadar grupların belirlenmiş alanlarda bir araya gelmelerine izin veren bir kararname yayınladı. Tecriti ağırlaştıran “Yeni İnfaz Kanunu’nu” 2005’te çıkarıldı. Bugüne kadar ölüm orucu eyleminde 122 insan hayatını kaybetti. 600’den fazlası sakat kaldı.

“Ben Avukat olarak 6 yıldır elimden geleni yaptığımı düşünüyorum. Suç duyuruları, davalar, şikayetlere rağmen tecritin kaldırılması konusunda hiçbir adım atılmamıştır. İşte bu nedenle 5 Nisan Dünya Avukatlar Günü’nde yapabileceğim son şeyi yaparak Ölüm Orucu’na başladım. Kendime ait bir talebim yoktur. Hapishanelerdeki tecritin kaldırılması tek talebimdir. Beni bu eylemi yapmaya iten Adalet Bakanlığı’dır. Eylemime intihar eylemi olarak bakmıyorum. Elbette yaşamayı ben de seviyorum ve istiyorum. Ama müvekkillerimin tecrit koşulları altında tutulduğunu seyrederek yaşamak istemiyorum. Her gün eriyip yok olmalarını izleyerek yaşamak istemiyorum. Onlara karşı bir vicdan borcum var ve bunu ödemeliyim.”

Ölüm orucunda olan Avukat Behiç Aşcı eyleminin 293. gününde Gülcan Görüroğlu ve Uşak F Tipi Hapishanesi'nde hükümlü olan Sevgi Saymaz 263. gününde, yaşanan olumlu gelişmeler sonucu direnişlerine ara verdiler. Adalet Bakanlığı’nca 22 Ocak 2007’de yayınlanan genelge ile tutuklu ve hükümlülerin 10 kişiyi aşmayacak gruplar halinde bir araya gelebileceği belirtildi. Bu sayının zamanla 20'ye çıkarılabileceği de ayrıca ifade edildi. Tecride karşı 2.284 gün süren dünyanın en uzun ölüm orucu eylemi de böylece sonlanmış oldu.

F-Tipi Cezaevleri ile ilgili mimari söylemde; Melda Türker’in, aşağıda da bir alıntısı yer alan makalesi, Gürhan Tümer’in;“Cezaevleri, Mimarlar ve Mimarlık”, Arredamento Mimarlık, sayı: 2000/11, Hasan Kıvırcık’ın www.tecritekarsi.com adresindeki raporu dışında kayda değer bir yazı yok ne yazık ki.

Doktor, avukat ve mimardan oluşan meslek grubunun, etik çemberinde bulunan F-Tipi Cezaevleri Meselesi için, doktorların; hazırladıkları raporlar ve yayınlarla, avukatların; il il yayınladıkları bildirilerle ve ölüm orucuyla elinden geleni yaptığını gözlüyoruz. Soru şu; mimar bu çemberin neresinde?

2000’den bu yana geçen süreçte TMMOB ve bağlı odaları, Baroları takiben verdikleri bildirilerde ve (tek kişi de olsa) temsilciliklerde gördük. Bu temsiliyet bir görev bilinciyle aksatılmadan yapılmıştır hiç kuşkusuz, etkili olmuş mudur?
Bu soruyu; TMMOB, 14 Ekim 2006 tarihinde Ankara’da yürürken, 25 maddelik gerekçesindeki;
Tutuklu ve hükümlülerin tecridine dayalı hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmesi, cezaevlerinde insani yaşam koşullarının hâkim kılınması için,
İbaresini, 6. sırada yer vermesini ya da TMMOB’ün, Behiç Aşçı’yı 28 Eylül 2006’da ziyaret etmesini yadsımadan soruyorum.
Sadece F-Tipi Cezaevleri Meselesi için ne yaptık?
Çalar saat kuruldu.
Mimar uyanırsa…

F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumları
F Tipi Kapalı Cezaevleri 50.000 m² alan üzerine kurulmuştur. Üç kişilik (103 adet) ve tek kişilik (59 adet) odalardan oluşmuştur. Toplam kapasitesi 368 kişidir. Hükümlü ve tutuklulara ayrılmış tek kişilik odalar 10 m² den oluşmakta ve yan yana bulunan iki veya üç oda aynı havalandırma bahçesini kullanmaktadır. Havalandırma alanları 42-50 m² arasında değişmektedir.

Üç kişilik odalar ise; 25 m² alt ve 25 m² üst olmak üzere toplam 50 m² olarak planlanmış, yine bu bölüme ait havalandırma alanları 50 m² olarak düzenlenmiştir. Tek ve üç kişilik odalarda hükümlü ve tutuklular, gündüz saatleri içinde havalandırma bahçesinde birlikte olabilecekler, konuşma ve iletişim gibi sosyal ihtiyaçlarını karşılayabileceklerdir.Bu şekilde, hükümlü ve tutukluların tecrit edilme hissine kapılmamaları düşünülmüştür.

Bu alanlar planlanırken, Avrupa Standartlarının üstünde tutulmasına özen gösterilmiştir. Blok ve oda pencereleri gerekli aydınlatmayı sağlamak üzere standartların üzerinde bir genişlikte yapılmıştır. 1
1 Adalet Bakanlığı'nın F Tipi'yle ilgili metninden

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İzmir Şubesi'nden doktor ve klinik psikolog Türkcan Baykal, F Tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamasının tartışa götürmez bir insan hakları ihlali olduğunu, kişinin bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlığının devlet eliyle zedelendiğini söylüyor. Baykal, "Ne yapılmalı?" sorusuna kısa bir yanıt veriyor: "F Tipi cezaevleri kapatılmalı." Ama devam ediyor... "Eğer kapatmak mümkün değilse, ortamı insani koşullara dönüştürmek gerekiyor. Yani cezaevinin sağlık bozucu etkilerinin minimuma indirilmesi için çaba gösterilmeli. Duyusal olanakların, toplumsal, insan insana ilişkilerin ve aktivite olanaklarının artırılması gerekli." 2
2 BİA Haber Merkezi 15/12/2006 Tolga KORKUT

F Tiplerinde Farklı Tecrit Uygulaması
F tipi mimari modeli Pennsylvania modelinde olduğu gibi yatılan yerlerdeki mahkum sayısını kısıtlamak ve onların birbirlerini etkilemelerine engel olmak yolu ile cezaevinde kontrolü hedeflemekle beraber, Pennyslavania modelindeki katı ve mutlak izolasyonu getirmemiştir. Mahkumların yatırıldığı yerler üç kişilik ve tek kişilik odalar olarak düzenlenmiş olup, tek kişilik odalar, diğer mahkumların volta atabileceği bir havalandırmaya bakan hücrelerdir; oysaki Pennyslvania modelinde bütün hücreler tek kişilikti ve yatanların birbirlerini görme ve işitme imkanları yoktu. Ancak hemen kaydetmek gerekir ki F tipindeki tecrit düzenlemeleri, çağdaş infaz kriterleri göz önüne alındığında ve zamanımızda gelişmiş olan hukuk prensipleri doğrultusunda kabul görmeyecek bir tecrit uygulamasıdır.

Bu modeldeki tecrit uygulaması, zamanımızın infaz prensipleri ve infaz hukukuyla bağdaşamayan bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Çağdaş İnfaz hukuku gerekleri doğrultusunda, cezaevlerinde yaşamın "normallik" çerçevesinde olması gerekir. Cezaevlerinde "yaşamın normalliği" nosyonu, infaz hukuku içtihatlarında tarif edilmiş olup,tutuklu ve mahkumların bilimsel /objektif sınıflandırma sistemleri doğrultusunda tespit edilen güvenlik statülerine göre, cezaevlerinde özgürlüklerini en az kısıtlayıcı şartlarda yatırılmalarını öngörür.

F tipinde düzenlendiği şekli ile, tutuklu ve mahkumların yaşamının binanın gerekleri doğrultusunda kısıtlanmış olması bu "normallik" gereğine uymayan bir düzenlemedir. Buradaki biçimde yasamın kısıtlanması, ancak cezaevinde "normallik" düzeyindeki şartları ihlal eden tutuklu ve mahkumların disiplin cezası neticesi geçici sürelerle barındırılabileceği yerler olmalıdır. 3
3 Melda Türker; F Tipi Cezaevi Mimari Tasarımının Çağdaş Cezaevleri Modellerinin Gelişme Sürecinde Yeri

Bursa Barosu'na bağlı avukatlar 11 Aralık 2006 Pazartesi günü Bursa Adliyesi'nin içinde yaptıkları basın açıklamasında Adalet Bakanlığı’na çağrı da bulundular;

Her şeyden önce söz konusu modelin ceza infaz rejimimizin içine taşınması öncesinde uzun yıllara dayalı olması gereken araştırma-inceleme çalışmaları gerçekleştirilmemiş, modern ülkesel, uyarlama bir programa ve ceza infaz planlamasına dayandırılmamıştır. Yeni modelin genel sistemin içine sokulması öncesinde konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının görüş, öneri ve eleştirileri alınmamış, yaptırılacak anket çalışmaları ile ilgili tutuklu ve hükümlülerin değerlendirilmelerine başvurulmamış, bu anlamı ile toplumun bütününü ilgilendiren yapısal bir dönüşüm yaşanırken gerekli olan geniş katılım ve sosyal konsensüsün sağlanması adına herhangi bir çalışma gerçekleştirilmemiştir.

Yeni bir cezaevi modelinin her şeyden önce yeni bir mimari tasarımı ifade etmesi nedeniyle, toplumların, infaz sistemlerindeki sağlıklı bir dönüşüm için ceza infaz kurumlarının yeni mimariye uygun bir biçimde yeni baştan inşa etmeleri gerekir. Ülkemizde ise bu yöntemin yerine ağırlıklı olarak eski ve yıpranmış E Tipi Cezaevi mimarisi üzerinde gerçekleştirilen tadilat çalışmaları ile yeni tip ceza infaz kurumları oluşturulması yolu izlenmiştir. Örneğin Türkiye'nin en eski cezaevi olan Bayrampaşa cezaevi koğuşlarının küçültülmesi yoluyla oluşturulan odalar vasıtasıyla, Modüler Tip Yeni Ceza İnfaz Kurumuna dönüştürülmeye çalışılmıştır.Bu devşirmeci yaklaşım nedeniyle ülkemizin kendine özgü F Tipi ceza infaz kurumları, Avrupa'da uygulanmakta olan "Modüler Tip Ceza İnfaz Kurumlarına mimari tasarım anlamında benzemediği gibi" yine mimari anlamda ciddi hata ve sorunları da içinde barındırmaktadır.

F Tipi Cezaevi modeli sistemin içine dahil olduğu andan itibaren ise ülkemizdeki uygulanma şekli nedeniyle başta insan hakları örgütleri olmak üzere, gerek ulusal, gerekse uluslar arası sivil toplum kuruluşları tarafından bilimsel nitelikte yoğun eleştirilere tabi tutulmuştur. Uygulamaya sokulan bu yeni cezaevi modelinin mahkum hak ve özgürlükleri ihlal ettiği ve bu alandaki uluslar arası standartlara uygun olmadığı, tutuklu ve mahkumların vücut ve özellikle ruhsal sağlıklarına ağır biçimde zarar verdiği, mimari yapılanmalarının bütünüyle problemli ve hatalı olduğu şeklindeki bu eleştirileri dile getiren söz konusu Sivil Toplum kuruluşlarından bazıları şunlardır;

AI (Uluslar arası Af Örgütü),CPT (Avrupa Parlamentosu İşkence ve Kötü Muameleyi İzleme ve Önleme Komitesi), Uluslar arası Demokratik Hukukçular Derneği, Belçika İnsan Hakları Birliği,İHD (İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi), TTB (Türk Tabipler Birliği), TMMOB (Türkiye Mimarlar ve Mühendisler Odası Birliği), DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu), KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu), ÇHD (Çağdaş Hukukçular Derneği) ve Türkiye'nin çeşitli illerinde barolar ve insan hakları komisyonları.

Hatırlatılması gerekmektedir ki; F Tipi yüksek güvenlikli ceza infaz kurumu adı verilen cezaevi modelinin ceza infaz sistemimizin içine sokulması, 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevinde birden yürütülen ve 30 tutuklu/mahkumun ölümüne, yüzlercesinin ise yaralanmasına neden olan bir operasyon sonucu yaşama hakkı adına ve fakat "ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve mahkumların yaşam" vücut bütünlüklerini koruma, sağlık ve mülkiyet hakları devletin güvencesi altındadır" diyen uluslararası ceza infaz hukukunun en temel prensibinin ihlal edilmesi pahasına gerçekleştirilmiş bulunmaktadır.

Ayrıca başta F Tipi ceza infaz kurumlarına nakilleri gerçekleştirenler olmak üzere ülkemizdeki binlerce siyasi mahkum, bu yeni cezaevi modeli içinde yaşanan ruhsal ve fiziksel tahribatı eleştirmek amacıyla Ekim 2000 tarihinden itibaren süresiz açlık grevine başlamış ve bu mahkumlar arasından 122 kişi son 6 yıllık zaman süreci içerisinde yaşamlarını yitirmiştir.

Son olarak ise, İstanbul Barosu Avukatı ve ÇHD Genel Yönetim Kurulu üyesi Av.Behiç Aşçı, F Tipi Ceza Kurumlarında kalan müvekkillerinin yaşadıkları problemlerine dikkat çekmek adına yürüttüğü hukuksal ve idari nitelikteki çabalarının tümüyle karşılıksız ve sonuçsuz kalması üzerine, 5 Nisan avukatlar gününde süresiz açlık grevine başlamıştır.
4
4 http://www.ozgurluk.org/news.php?h_newsid=3585

Abdi İpekçi Parkı’ndaki, yukarı doğru açılmış el heykeli, tam 3 yıldır TAYAD’lı ailelerin meskeni oldu. Fi tipi cezaevlerindeki tecridin kaldırılması için 3 yıl önce bugün başlattıkları eyleme; kışın soğuğuna, yazın sıcağına, gözaltılara, çadır niyetine kullandıkları naylonlarının, battaniyelerinin alınmasına rağmen devam ettiler. 5
5 www.evrensel.net, “TECRİDİ ARTIK KALDIRIN”, Özgül Yıldızer



Avukatların İstanbul’da düzenlediği gösteride, F- Tipi Cezaevleri protesto edilirken, adil yargılanma ve savunma hakkının engellendiğine dikkat çekildi. Gösteriye, İstanbul Barosu’nun yanı sıra Ankara, Kocaeli, Tekirdağ ve Diyarbakır baroları da destek verdi. İstanbul Barosu’nun Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde düzenlediği yürüyüşe, bine yakın avukat katıldı.6
6 NTVMSNBC ve ajanslar  Güncelleme: 12:20 TSI 16 Aralık 2006 Cumartesi

Konuyla İlgili Linkler
YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

ÝPUCU: büyük harf "A", küçük harf "p", sayý altý, sayý yedi, büyük harf "X", sayý dört

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız