Mimarlık mesleğinde yapı, araç mıdır ya da amaç mıdır?
Sanırım, 21. Yüzyılın başlarında bu sorunun cevabını, aralarda gezinmeden dolandırmadan, net olarak yanıtlamak gereği var.
Herzaman yapının insana hizmet veren bir araç olduğuna inandım. Yapının adeta tapınılacak, değiştirilemeyecek kutsallığına hiç inanmadım. Değişen insan ve onun gereksinimleri yürüyüp giderken, bireyin mimarın kutsanmış yapısına adapte olma hapisliğini bir türlü anlamadım.
Kanımca yapı hedef değil; zorunlu bir ihtiyaçtır. Zevk için yaptırılmaz. Eğer dünya cennet gibi bir yer olsaydı, yapı ya da bina diye bir kelime oluşmayacaktı. Yanlızca mekan’ı konuşacaktık.
Bu bakış açısı, içinde bulunduğumuz zaman dilimindeki mimari anlayış ile tam ters yönde duruyor. Bütün alanlarda da olduğu gibi mimarlıkta da Medya’nın işlevi çok arttı. Değişen değerlerle birlikte marka olmak gittikçe artan bir önem kazanıyor. Bu ortamda yetişen insanlar artık kendilerini kendi öz varlıkları ile değil, satın aldıkları, sahip oldukları, objeler aracılığıyla tanımlıyorlar. Artık, en çok satan ama en az okunan yazarlarımız var.
Kullanım ve yaşam kalitesi yerini sahip olmanın dayanılmaz ifade gücüne bıraktı. Artık yaptıracağınız evin yaşamımıza katacagı kalite, ya da hayatımıza getireceği rejim önemli değil. Eve bakış tarzı, bir gerdanlığa bakıştan hiç farklı değil. Boynunuza takıp sağa sola göstereceksiniz ve ekleyeceksiniz;
-“Bununun sahibi benim, öyleyse; Ben buyum.”
Ne yazık ki, “Dekorasyonun” da içine tuz ve biber ektiği bu dergi mekanları, içine hiç insan girmemiş; steril, rafine, minimalist (???), kül tablasında sigara söndürülmemiş bu medyatik yapılar, önümüzde özü olmayan bir kültür oluşturmaya doğru yol alıyor.
Yeni geldiğimiz bu mimari yaklaşım; Sunumun tek kriter olduğu, yapıyı dergilerde yayınlansın diye fotoğrafları için tasarlıyan bir anlayış.
İnsan ilişkilerinin kurgusu, toprak ilişkisi, denizin manzarası, doğu güneşinin yatak odası, kuzeyin serin rüzgarı, bahçedeki zeytinin mekanı, meşenin gölgesi ve hatta arazi eğimi önemsiz şeyler. Çünkü rüzgarın, güneşin, gölgenin ve gerisinin fotoğrafını çekemezsiniz. Bütün bunlar pek insanca ve avam. Biz artık uzaydayız.
Doğaldır, gerdanlıkta da bunların bir önemi olması zaten beklenemezdi. Unutmadan, cansıkıcı önemsiz ayrıntı var; plan. Buna kabuğun zorunlu olarak oluşturduğu alan diyebilirsiniz. Gerdanlık yaparken plan yapılmasına gerek yok, çünkü gerdanlığın içinde zaten insan yaşamıyor. Genellikle boş bir dikdörtgen uygun bulunuyor.
Böylece mimarların sanat adına (???) modacılara yaklaştığını izliyoruz. Gündeliklik, biçimsellik ve değişiklik en önemli parametreler. Mimarlık artık arkasında bir "öz"e gereksinim duymuyor, keyfi ideolojisiz ve insansız. Pazarlamacı.
Mimarlar artık yanlızca kendi aralarında konuşabiliyorlar. İnsanlar; “Bırak onu o mimardır” demeye başladılar. Mimar olduğu için mazereti var. Uzaylı bir T.C. vatandaşı.
Sanırım, 21. yüzyılın başlarında yazının başındaki sorunun cevabını, aralarda gezinmeden dolandırmadan, net olarak yanıtlamak gereği var;
Mimarlık yapıya mı hizmet eder yoksa insana mı?
Kuyumcu muyuz, yoksa mimar mı?





