Bugün kentlerimiz hızlı bir gelişim süreci yaşamaktadırlar. Bir yandan kırsal alanların yapılaşmaya açılmasıyla büyürlerken, bir yandan da yapılı alanlar yenilenmekte ve değişmektedirler. Süregelen bu kentleşme sürecinde özellikle “imar plan değişiklikleri” ile yaratılan yeni kentsel alanların kentin dengeli gelişmesini ne kadar sağladığı, sağlıklı ve kaliteli bir çevrenin ne ölçüde yaratılabildiği ve özellikle de kentin kimliğini oluşturan öğelerin ne düzeyde korunabildiği ve geliştirilebildiği önem kazanmaktadır.
Bilindiği gibi, imar planlarının ve daha sonraki aşamalarda yapılan değişikliklerin gerçek amacı bir beldeyi geliştirmek iken, gelinen noktada sadece yollar, bulvarlar açmak, var olan kent dokusunu daha yoğun bir yapılaşmaya dönüştürmek amacı için birer araç haline gelmişlerdir. Elbette ki planlama yol, bulvar vb. oluşum ve değişimleri de beraberinde getirmekle birlikte kent kimliğini koruyarak ve geliştirerek, gerek mekansal organizasyon gerekse de kentin kimliğini sürdürülebilirliği anlamında yapılı çevrenin üretilmesi sürecini yönlendirmesi ve denetleyebilmesi gerekmektedir.
İmar plan değişikliğini şehir plancısı Yeşim Altın “mevcut yerel fiziksel planın bütünlüğünü, sürekliliğini, teknik ve sosyal donatı dengesini bozmayacak şekilde ulaşım sisteminde ya da kentsel donatıların yerleşimi, büyüklüğü ve yoğunluğunda yapılan değişikliklerdir” olarak tanımlamıştır. Bu açıdan bakıldığında imar planlarında yapılan değişiklikler aslında düzenleme yapan idari işlemlerdir. İmar planı değişikliği yapılabilmesi için bazı temel koşulların yerine getirilmesi gerekmektedir. Şöyle ki; plan değişikliklerinin bir gerekçeye dayanması, kamu yararına uygunluk ilkesi ve yapılacak olan değişiklikle bütünlüğün bozulmaması temel koşullardır. Türk imar mevzuatında, sosyal ve teknik altyapı ile ilgili değişiklikler; yoğunluk artırımı, yol genişlikleri ya da yön değişiklikleri ve bir alanın kullanımına ilişkin değişiklikler olmak üzere dört tip plan değişikliği tarif edilmiştir (Altın, Türk, 2005).
Özellikle de 1985 yılında yürürlüğe girmiş olan 3194 sayılı imar kanunuyla imar planlarını yapma, yaptırma, değiştirme ve onama yetkileri belediyelere verilmiştir. Bu tarihten itibaren imar planlarında yapılan değişikliklerin arttığı bilinmektedir.
Bu noktadan hareketle, Antalya özelinde yapılmış olan bu çalışmada, Antalya – Lara Bölgesi’nin alınan planlama kararları ve yapılan imar plan değişiklikleri baz alınarak, hem turizm hem de konut yapılaşması ile kazandığı yeni çehresinin –kentin gelişim aksı olması sıfatıyla– kentleşmedeki rolü ve sonuçları irdelenmeye çalışılmıştır. Çalışma genelinde gerek kentte gerekse bölge özelinde yapılmış olan imar plan çalışmaları kentin ve özellikle de Lara Bölgesi’nin bugününü iyi okuyabilmek adına kronolojik bir sıra içinde verilmeye çalışılmıştır.
Antalya’nın kentsel gelişiminde özellikle imar plan çalışmalarının verdiği yön oldukça önemli olmuştur. 1950 sonrasında her ne kadar göç almış ve diğer tüm göç alan kentlerimiz gibi gecekondu sorunu ile karşılaşmış olsa da bugün Antalya’nın ve özellikle de Lara Bölgesi’nin yaşadığı sorunlar yapılan imar plan çalışmalarına ve süreçte alınan değişim kararlarına bağlıdır. Bu açıdan, bildiri kapsamında ilk olarak Antalya’nın kentleşme süreci özellikle imar planları ve değişiklikleri bağlamında incelenmiştir.
Bir sonraki aşama olarak Lara Bölgesi imar planları merkez olmak üzere, şu ana kadar yapılmış olan uygulamalara da yer vererek bugün nasıl bir çehreye kavuştuğu açıklanmıştır. Zira, artık Lara Bölgesi yalnızca bir konut yerleşim alanı değil, aynı zamanda bir ucu kent merkezine, diğer ucu ise geniş turizm alanlarına ve turistik tesislere ulaşan bir aks, ikincil bir merkez olmuştur. Söz konusu ikincil merkez, Lara kıyı yerleşimini, iç kısımlara yayarak Lara Bölgesini bütünüyle kapsar hale gelmiştir. Öyle ki; henüz yapılaşmanın yeni ama hızla başladığı bir bölgesinden –Eski Lara Yolu paralelinde– Özgürlük Bulvarı olarak anılan bir yol geçirilmiştir. Böylece bulvarın varlığından önceki dönemlerinde seracılığın yaygın olduğu tarım alanı bugün artık semt içinde ikincil bir merkezi hat olma yolundadır. Bu yeni bulvar ile tartışılması gereken başlıca konu kentin gelişiminde önemli bir role sahip olan bölgenin özellikle doğal kimliğinin yok sayılması ve bu anlamda tarım geçmişinin de giderek yok edilmesi ile hiç şüphesiz ki sürekli olarak yapılan parselasyon çalışmalarının yapılaşmaya kazandırdığı ivmenin Antalya’nın kentsel gelişimine verdiği yöndür.
Dolayısıyla, Lara Bölgesi’nin gelişimi kentin kentleşme sürecine paralel bir gelişim izlemiş, Antalya’nın genelinde yapılmış olan imar plan çalışmaları bölgeye de ana kararlar anlamında yön vermiştir. Bu nedenle, kentle ve özellikle de bölge ile ilgili yerel yönetimlerce hem yapılmış hem de sürdürülmekte olan planlama çalışmaları ile sürmekte olan uygulamalar, çalışmanın ana eksenini belirlemiştir.
Antalya’nın Kentleşme Süreci
Eski liman (bugünkü yat limanı) çevresinde kurulmuş olan Antalya, 1950’li yıllara kadar tarımsal bir hinterlandın merkezi olan, ekonomisi ağırlıkla ticaret ve hizmet sektörlerine dayanan bir kıyı kenti iken, 1950 sonrasında hızlanan göç ve yaşanan nüfus artışı ile dönüşüm ve değişimlere uğramıştır (Mimarlar Odası, 2004).
Antalya’nın gelişim sürecini başlıca beş dönemde tanımlamak mümkündür. Bu dönemler; 1923 öncesi; Cumhuriyet’ten önceki Antalya, 1923-1950 dönemi; tarımsal hiterlandın ticaret, hizmet ve yönetsel merkezi, 1950-1970 dönemi; göçle gelen nüfus artışı, kamu yatırımlarına dayanan sanayileşme ve değişimin başlangıçı, 1970-1985 dönemi; göç, nüfus artışı ve gecekondulaşma, kentin planlanmasına yönelik yeni arayışlar, 1985 sonrası dönem; tarım ve sanayiye dayalı gelişmeden, turizm gelişmesine dayalı ticaret ve kültür kenti fonksiyonlarına dönüş ve kentte kültür, spor, ticaret ve hizmetlerde uzmanlaşmaya yöneliş olarak özetlenebilir (Mimarlar Odası, 2004).
Yürütülen İmar Plan Çalışmaları
1950 yılından günümüze kadar kentte üç kez imar planı çalışması yapılmıştır. İlk imar planı 1957 yılında İller Bankası tarafından hazırlanmış, İmar İskân Bakanlığı tarafından onaylanmıştır. Bu plan Kaleiçi ile Bahçelievler, Yenikapı ve Şarampol ile sınırlı kalmıştır. Planlama aşamasında kentin özellikleri göz önüne alınmamış, kent yazların uzun ve sıcak geçtiği bir kıyı yerleşiminden çok bir kara kenti gibi planlanmıştır. Konyaaltı Caddesi’nde inşa edilmiş olan sekiz katlı binaların her biri bu planın birer sonucudur (Esengil, 1995).
1965 yılında planın yenilenmesine karar verilmiş, 1969 yılında başlanan ancak 1973 yılında durdurulan bu plan çalışması özel bir büro tarafından yürütülmüştür. 1977 yılında nazım imar plan çalışmaları başlatılmış, 1980 yılında onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir. Söz konusu çalışma sırasında kentin gelişimi öngörülememiş, arsa spekülasyonu disiplin altına alınmak yerine teşvik edici kararlar getirilerek Antalya’nın bugünkü durumuna zemin oluşturulmuştur. Yerleşmeye uygun, tarımsal niteliği olmayan araziler dururken, kentin gelişimi adına özgün kent dokusu zarar görmüş ve narenciye bahçeleri yok edilmiştir. Öyle ki; 1994 yılında yapılmaya başlanan son imar plan çalışmalarına kadar mevcut plana lejant maddeleri ekleyerek devam eden “kentleşme” aslında 15 yıl içinde kentin büyük bölümünün yıkılması ve yeniden yapılmasıyla “kentin gelişimi”nden çok kent kimliğinin yok edilmesini tariflemektedir. 1997 yılında tamamlanan son imar planı çalışmaları da güncel sorun ve baskılara cevap veren uygulamalardan daha fazlasını gerçekleştirememiştir. Bunun en iyi örneğini bu tarihte uygulamaya giren 1/25 000 ve 1/5000 nazım imar planlarının, 8 ay içinde değişiklik baskılarının yapılması oluşturmaktadır (Esengil, 1998).
Özellikle de 3194 sayılı imar kanun, Antalya ve Lara kıyı bandında bilimsel verilerden uzak kararlar alınmasına ve uygulanmasına yaramıştır. Bu sürecin sonucu olarak, kent bugün yoğun ve çarpık bir yapılaşma ile karşı karşıyadır. Sözkonusu yapılı çevre yapısal kirlilik boyutuna ulaşmış, kentin narenciye bahçeleri hiç kalmamış, hatta sıra tarım arazilerine gelmiştir. Bu kirlilik sadece bitki örtüsünü, kentin açık alanlarını ve özgün dokusunu değil, aynı zamanda da havasını, güneşini, doğal manzarasını ve kent görünümünü de yok etmektedir.
Lara Bölgesi’nin Planlanma Süreci
Antalya’nın doğusunda kumsal ve kayalık olmak üzere iki farklı özellikteki doğa yapısına sahip olan Lara, bir kıyı bölgesidir. Bir yandan “Lara Kumsal Bölgesi”, kıyı şeridinin bazı kısımlarındaki kumsallık alanları diğer yandan da “Lara Falez Bölgesi” denizden değişen yüksekliklerdeki falezleri ve koyları bünyesinde barındırarak arkasındaki Kundu Bölgesi ile birleşmektedir (Mimarlar Odası, 1996).
Lara İmar Planı kent planı içinde önemli bir bölgeyi oluşturmaktadır. Antalya’nın 1979 yılına ait kıyı kullanımı kararları, korumacı bir yaklaşım sergileyerek kentin derinlemesine genişlemesini amaçlamış ve bu nedenle de tüm kıyıyı yalnızca turizm ve rekreasyon kullanımına açılmıştır. 1980 yılında onanan 1/5000 ölçekli Antalya Nazım İmar Planında Lara Falez Bölgesi’nde yaklaşık 8,5 km uzunluğunda 150 m. eninde bir kıyı bandı “Doğal Sit Alanı” ilan edilmiş, planlama çalışması bu amaca uygun olarak yürütülmüştür. Bandın ilk bölümü halka açık alanlar (yeşil alanlar, plaj tesisleri vb.), ikinci bölümü ise kıyı kullanımını arttırabilmek için turistik tesislere ve daha gerisindeki bölgede de konut alanlarına ayrılmıştır. Konut bölgesinin gerisinde de tarımsal karakteri korunacak alan bulunmaktadır.
Ancak 1985 yılında yapılan imar plan değişiklikleri sadece bu bölgenin değil, tüm Antalya kent makro formunu etkileyen kararlar almıştır. Eski ve yeni plan kararları karşılaştırıldığında önemli iki nokta dikkati çekmektedir.
Bunlardan birincisi; eski planda tarımsal karakteri korunacak yerleşim alanları iskana açılarak, plan hedefleri ve kentin makro formu verilen bu kararla büyük değişikliğe uğramıştır (Esengil, 1995). Antalya kenti nazım imar planı sentez raporunda verilen iki önemli karar aslında yapılmış olan plan değişikliği ile çelişkilidir. Söz konusu kararlardan bir tanesi “arazi başına kentleşme maliyetini minimize, sosyal faydasını maksimize eden optimal bir kent formunun elde edilmesi”, diğeri ise “kenti doğudan çevreleyen tarım alanlarının niteliğinin korunması”dır. Oysa planda tarımsal karakteri korunacak alanlar % 80 gibi yüksek bir emsalle ve geniş bir band halinde iskâna açılmış, kentin bu yönde büyümesine neden olmuştur. Kentin gelişim aksının zengin tarım potansiyeline sahip bölgelere kaydırılmasının temelde hatalı bir yaklaşım olmasının yanı sıra yapılan plan değişikliği aslında planın bütünlüğünü bozmuştur. Ayrıca planlama sonrasında iskâna açılan alanlarında gerisinde kalan tarım alanları üzerinde iskana açma baskısı artmış, Lara Bölgesinin doğal özelliklerinin yitirilmesi süreci başlamıştır.
İkinci önemli değişiklik kararı ise; Lara kıyı bandının kullanım anlayışında meydana gelen değişikliktir. Eski planda deniz kıyısında yeşil alan ve gerisinde turistik tesisler yer almakta iken, yeni planda turistik tesislerin deniz ile birebir ilişkisinin bulunmasının gerekliliği fikri üzerinden yeşil alanların bir kısmı yok edilmiş, turistik tesislerin aralarına sıkıştırılmıştır.
Ayrıca, 1983–84 yıllarında Kültür ve Turizm Bakanlığı bu fikri savunan yeni bir turizm yatırım politikası yürüterek “Doğal Sit Alanı” sınırının Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Yüksek Kurulunca 150m.’den 35 m.’ye indirilmesini sağlamıştır. Böylece yeni kent duvarları örülmeye başlanmıştır. Uygulamada ortaya çıkan yapı yoğunluğu süreçte rahatsızlık yaratmış, ancak Kıyı Komisyonu tarafınca yapılan çalışmalar doğrultusunda her ne kadar belediye olumlu bir adım atarak, doğal sit sınırını 60 m.’ye çıkarmış olsa da yöneticilerden gelen baskılara dayanamayan meclis, kararı 15 gün sonra yeni bir karar ile iptal etmiştir (Mimarlar Odası, 1996). Böylece, önceden turistik tesislerin arkasında yer alan konut alanlarının kıyı bandına talebi kıyıda ayrılmış yeşil alanlarla sağlanırken, bir yandan azalan rekreasyon alanları, diğer yandan iskana açılan tarım alanları sahil kullanımı konusunda daha çok baskı yapar hale gelmiştir.
1980 yılında onanla planda kıyıda yer alan bu kumsal alan halkın yararlanabileceği plaj tesisleri, kumsal gerisindeki ormanlar ise çadırlı kamp alanları olarak önerilmiştir. Ancak 1984 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca Lara Kumsal Bölgesi “Lara Turizm Bölgesi” olarak ilan edilmiş ve “Turizm Alanı” statüsü kazanmıştır. Böylece, 1986 yılında yapılan planlama çalışmaları Bakanlığın belirlediği ilkeler doğrultusunda daha çok yatak kapasitesine ulaşma bağlamında yürütülmüştür (Mimarlar Odası, 1996).
Sonuç olarak, 1985–1995 yılları arasında denebilir ki; Antalya Belediyesi’nin gündemini rutin işleri dışında plan tadilatları oluşturmuştur. Lara kıyı bandında yapılan diğer imar plan değişikliklerine kısaca değinmek gerekirse;
- Subasman kotunun değiştirilmesi: Lara imar planında konutlarda +0.50 m ve turistik tesislerde +1.00 m olan subasman kotu +2.50 m’ye çıkarılmış, bu kotun altında kalan 1. bodrum katının iskan edilmesine karar verilmiştir.
- Kapalı çıkmalar ile merdiven alanları inşaat alanı hesabı dışında bırakılmıştır.
- Lara kıyı bandında parsellerde kullanım biçimleri değiştirilmiştir. Bazı konut alanları turistik tesise yönelik alanlara dönüştürülürken, bazı turistik tesis alanları konut alanlarına dönüştürülmüştür.
- Turistik tesis alanlarına bir yatak katı ilavesi yapılmıştır.
Yapılan bu imar değişikliklerinin yanı sıra yol kotları tespit edilmeden inşaatlar başlamış, yol kotları inşaatın başında tahmini verilen parsellerde sonuç 2 katlı olması gereken yapıların 5 kata çıkabilmesi olmuştur.
2000’li yıllara gelindiğinde yaşanan odur ki; Lara Falez Bölgesi’nden iç kısımlarına doğru verilen yeni yapılaşma izinleri ve yürütülen parselasyon ve imar çalışmaları ile Lara Bölgesi hızla yapılaşmakta, yerel yönetimce yürütülen altyapı çalışmaları ile de yüreklenmektedir.
Elbette hızla gelişen böylesi bir bölgede bölge içindeki alanları gerek birbirleriyle ve gerekse de kent merkeziyle birleşmesini sağlamak kentin bütünlüğü açısından önem taşımaktadır. Ancak var olan eski ulaşım ağları üzerinden yürütülmesi daha olası bir çalışmanın yerine, alanları öncelikle birbirlerine bağlayan ve birbirine bağlanan ve giderek yapılaşma ile bütünleşmeye başlayan bu alanları (Lara Kumsal Bölgesi ve/veya Kundu Bölgesi – Lara Falez Bölgesi) bölgesel olarak kent merkezine taşıyan yeni bir bulvar, eski tarım alanlarının ortasından geçirilerek oluşturulmuştur. 2000’li yılların başında etrafı tarım arazileri ile dolu olan yapılaşmanın tek tük görüldüğü sadece basit bir asfalt yoldan ibaret olan Özgürlük Bulvarı, bugün artık üzerinde alış-veriş merkezleri, kolejler açılan, giderek daha çok yapılaşan ve yoğunlaşan bir hat haline gelmiştir.
Lara Bölgesi ile ilgili olarak alınmış olan ikincil bir kent merkezi oluşturma kararı bu aksın varlığından da okunmaktadır. Söz konusu aks henüz tamamlanmamış olmakla birlikte, Düden Çayı’na kadar ulaşan ve ulaştığı noktaya kadar da yapılaşan bir süreç izlemiştir. İleride “turizm bölgesi” – kent merkezi bağlantı yoluna bağlanacak olan Bulvar Lara Bölgesi’nde rantın konuşulduğu yeni bir alan olmuştur. Çevresinde hızla iskana açılan tarım alanları yüksek bloklarla şimdiden yok olmaya başlamıştır.
Sonuç Yerine; Bölgenin Kentleşmedeki Rolü ve Gelişiminin Değerlendirilmesi
Lara Bölgesi Antalya’nın kentleşmesinde ve gelişiminde çok önemli bir role özellikleri nedeniyle sahiptir. Bu özellikler;
- Kent merkezine en yakın turizm bölgesidir.
- Kente havayolu ile gelen tüm turistlerin karşılandığı bölgedir.
- Lara kıyı bandını kentin tüm sahil şeridinden ayıran çok önemli bir doğal güzelliğe sahiptir ki; o da falezlerdir.
- Doğru değerlendirilebildiğinde aslında kentin sürdürülebilirliği ve ekolojik dengesinin korunabileceği ve yeniden oluşturulabileceği bir noktasında hala varlığını sürdürmeye çalışan tarım alanları ile durmaktadır.
Ancak kentleşme sorunlarını derinden yaşamış bir bölge olarak yoğun yapılaşması nedeni ile bugün turizm merkezi olma özelliğini giderek yitirmektedir. Turizmin en önemli unsurlarından bir olan doğal güzelliklerini koruyamamakta ve giderek, yeşil alanlarını, tarım arazilerini ve onunla birlikte üretimini ve falezlerini kaybetmektedir.
Antalya 1970’li yılların sonlarından itibaren Türkiye’nin turizm metropolü olma sürecine girmiştir. Ancak 3194 sayılı imar yasası ile imar planlarının yapılma, değiştirme ve onama yetkilerinin Belediyelere verilmesi ve belediye meclislerini denetleyen daha üst bir mercinin bulunmaması görülmektedir ki; imar planlarını bilimsel ve teknik kural ile gerekçelerden uzaklaştırmıştır. Böylece bir turizm kenti olarak planlanması ve kimliğini koruması gereken Antalya, bu özelliği göz önüne alınmadan herhangi bir kent gibi planlanmıştır. Yapı yoğunluğu ve kat adetleri çeşitli kararlarla arttırılırken kentsel ve sosyal altyapı donatılarına gereken önem verilmemiştir.
Oysa, özellikle Lara Bölgesi’nin önemi turizm açısından ele alınmalı, değerlendirilmeli ve buna göre planlanmalı idi. Zira, turizm kentin geleneksel kimliğinin korunması, tarihi ve doğal çevrenin sürdürülebilir kılınmasıyla geliştirilebilir. Bu açıdan yaklaşıldığında, bölgedeki tarım alanlarının iskâna açılmasının turizme ne denli zarar verdiği görülmektedir. Bölgedeki yerel halk yerleşimi terk ederken, çok değerli tarım arazileri yüksek bloklarla dolmaktadır. Bunun sonucu olarak da bölgeye gelen turist, bölgenin bölgesel ve otantik özellikleri ile birlikte olamamakta, mevcut tesisler yiyecek ihtiyaçlarını yakın çevreden karşılayamamakta, yiyecek girdileri artmaktadır. Ayrıca, turizm tesislerinin hemen arkasında yoğun bir kentli nüfusun varlığı doğal kaynakların ve denizin kirlenmesini hızlandırmaktadır (Esengil, 1995).
Bölgenin konut yapımına açılması bir yandan kıyı bandının en önemli özelliği olan falezleri bozarken bir yandan da bölgenin görünümü giderek kent içi bir görünüme dönüşmektedir. Böylece, bölgeye ait turistik tesisler tatil turizmi yerine kent içi otelleri işlevini yüklenmektedirler(Esengil, 1995).
Yapılan sürekli imar plan tadilatları ile iskâna açılan yeni tarım alanlarının kent merkezi ve bölge ile bütünleşmesi amacıyla yeni bulvarlara yollara ihtiyaç duymakta, bunlar karşılanmaya çalışılırken iskâna açılmamış alanlar üzerinde iskan baskısı giderek yoğunlaşmaktadır.
Gelinen noktada Antalya’nın kentleşmesinde çok önemli bir yere sahip olan Lara Bölgesi her yeni imar plan değişikliği kararıyla biraz daha herhangi bir kentin herhangi bir bölgesi olmaktadır. Sonuç olarak; gelecekte gerçek bir turizm kenti olabilmesi için bölgenin ve Antalya’nın öneminin kavranması, yapılan plan tadilatlarının kentin ve bölgenin kimliğine katkıda bulunacak şekilde oluşturulmaları, geç kalınmış koruma kararlarının ve bölgenin bundan sonra daha fazla yoğunlaşmaması için gerekli önlemlerin yerel yönetimce acilen alınması gerekmektedir.
Referanslar
Altın, Y., Türk, Ş.Ş., 2005. “İstanbul Metropoliten Alanında İmar Planı Değişiklikleri ile İlgili Bir Analiz”, 29th of Symposium – Planlamada Yeni Politika ve Stratejiler – for 8 November World Urbanism Day, ITU and Chamber of Urban Planners, Turkey, pp. 485-499.
Chamber of Architects, 1996. Antalya Kıyı Yerleşmeleri Planlama yapılanma Kullanma ve Sorunlar, Chamber of Architects, Antalya, pp. 60-107.
Chamber of Architects, 2004. 50 Yılda Antalya’da Planlama-Kentleşme ve Mimarlar Odası, Chamber of Architects, Antalya, pp. 42-48.
Esengil, N., 1995. Kent Planlama Aşamasında Yerel Yönetimlerin Turizme Etkileri; Antalya Örneği Lara Kıyı Bandında Bir Araştırma. Master’s Thesis, Institute of Social Science, Akdeniz University, Turkey.
Esengil, R., 1998. “Antalya’nın Son Dönem Mekansal Oluşumu ile Geleneksel Kent Kimliğindeki Değişim”, Sanatsal Mozaik, 32(3), pp. 48-51.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------
8-10 Ekim 2007 tarihleri arasında Kıbrıs, Gazimagusa’da Doğu Akdeniz Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen Uluslararası Gazimagusa sempozyumu- Medi3ology’de sunulmuş ve sempozyum kitabında yayınlanmış bildiridir.
Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin




