Köşe Yazısı

Katılımcılık, yaratıcılık, yarışkanlık

Yazan: Korhan Gümüş Tarih: 15 Ekim 2004
Geçenlerde İstanbul Tarihi Yarımada Planları ile ilgili bu köşede yeralan yazıma belediyeden bir cevap geldi. Bu cevapta "belediyenin plan hazırlığı için yeterli katılımı sağlamadığı" görüşünün doğru olmadığı, bu iş için -en az- 40 uzman kişinin görüşlerine başvurulduğu veya katkısının alındığı söyleniyor. Doğrusu bu cevaba hiç şaşırmadım. Meseleyi açıklığa kavuşturduğu için bu belediye görevlisine öncelikle teşekkürlerimi iletmek istiyorum.

Benim yazıda sorgulamaya çalıştığım tam da bu katılım anlayışıydı. Son zamanlarda katılım, açıklık, hesap verebilirlik gibi kavramlar sık sık telaffuz edilmekte. Ancak bu sözlerin bu kadar kolaylıkla telaffuz edilmesi acaba neyi değiştiriyor? Bu soruya cevap verebilmek için neler yapıldığına, neler söylendiğine daha yakından bakmamız gerekli.

1. Hizmet almak için görev verdiğimiz kişiler bizi yönetiyor
Kent yönetimlerinde karar mekanizmasını destekler mahiyette oluşturulan istişare organlarına kapalı bir katılım modeli öngörülüyor: Projeleri değerlendirmek için oluşturulan bu danışma kurullarında (bürokratlar dışında) yeralanların neredeyse tamamı yönetimlerden iş alan öğretim üyeleri, müteahhitler ve proje bürosu sahipleri. Çoğu zaman yönetim işlevleri, kararlar dahi teknik konular gibi müteahhitlere, proje bürolarına devrediliyor. Uzmanlar tıpkı sivil toplum kesimleri gibi kendi kamu yararlarını temsil ediyorlar. Böylece yönetim işlevlerinin karar aşaması, plan ve projeler karanlıkta biçimleniyor. Hizmet almak için görevlendirdiğimiz, para ödediğimiz kişiler bizi yönetiyor.

2. Kamu fikri özelleşiyor
Bu istişare organlarına katılma imkanı bulan bir takım uzmanlar, iş sahipleri kentlilerin nasıl yaşayacağına, nelere ihtiyacı olduğuna, hangi faaliyetlerde bulunacağına karar veriyorlar. Bu kararlar kamu ürünü vasfına sahip değil , bu kişilerin kendi özel görüşlerinden ibaret. Kamu fikrinin özelleşmesinin ise iki sonucu var: Meşru olmayan kararlar ya dayatmaya dönüşüyor, ya da uygulanmıyor. Bu ise insan haklarının çiğnenmesi veya halkın asgari akılcılaştırma fırsatlarından yararlanamaması demek. Her iki durumda da sonuç kentlilerin aleyhine. Meşru olmayan bir kararı uygulayan bir kamu görevlisinin işkence yapan bir polisten hiçbir farkı yok. Kuralların uygulanmaması ise halkın yönetim işlevlerinden istifade edememesi demek.

3. Kamu hizmetleri informel ilişkilerle biçimleniyor
Bu platformlarda yeralan kişiler doğal olarak profesyonel hizmetlerin alımında gerçek rekabet koşullarının oluşmadığını, proje değerlendirme kurullarının tarafsız bir değerlendirme yapabilecek kapasitede olmadığını hiçbir zaman sorun etmiyorlar. Tam tersine bu değerlendirme toplantılarına katılarak kendi kafalarındaki fikirleri uygulamak için bir fırsat elde ettiklerini düşünüyorlar. Dolayısı ile yönetimler uzmanlarla ilişki kurarken kendi yararını temsil eden sivil toplum kesimleri gibi hareket eden kapalı bir profesyonel çevre ile işbirliği yapıyor. Bu nedenle sürekli halkın katılımından sözedilmesine rağmen yönetim işlevlerinin kurgulanması ile ilgili profesyonel hizmetler katılıma kapalı durumda. Bu sorun yönetimlerin profesyonel enerjiyi kullanmasını, yaratıcılığı ve gelişmeyi destekleyici bir rol oynamasını engelliyor.

4. Kent kasaba gibi yönetiliyor
Bu informel çevre içinde de mutlaka tartışmalar, farklı görüşler oluyor. Hatta zaman zaman çelişkiler veya devre dışı kalanlar dahi oluyor. Buna karşılık bu gruplar arasında çıkan çelişkileri sistemin iç sorunları olarak da okumak mümkün: Örneğin toplantılara katılan bazı öğretim üyeleri proje işlerinin bazen bir siyasal partiyle veya yönetime yakınlığı olan kişilere verilmesini eleştirirken, 'işin ehline' -yani kendilerine- verilmesini istiyorlar. Buna karşılık çoğu zaman siyasal yöneticiler ve yönetim kademesindeki bürokratlar da sık sık "proje işlerinde üniversitelerin verimli çalışmadıklarını, fahiş fiyatlar istediklerini, kendilerini oyaladıklarını" dile getiriyorlar. Ancak bu konuşmalar bir parça "arkadan konuşma" niteliğinde. Çünkü bu kuruluşlar informel ilişkilere meşruiyet sağlıyorlar. Sonuçta yöneticiler bir kent yönetimi değil belki bir kasaba yönetimi içinde olabilecek bir biçimde - ve yüz yüze ilişkilerinin sıcaklığı içinde- proje hizmeti almayı tercih ediyor. Bilmem kaçıncı sınıf bile diyemeyeceğimiz, herhangi bir mimarlık kategorisine bile giremeyecek kalitedeki proje uygulamaları işte böyle ortaya çıkıyor.

5. STK'lar ile sivil toplum karıştırılıyor
Projelere bu katılım modelinin bariz bir örneği ise dört büyük üniversite tarafından İstanbul Büyükşehir Belediyesi için hazırlanan İstanbul Deprem Master Planı. Bu plan sektörler arası bir etkileşim belgesi olarak değil, uzmanların kendi özel fikirlerini içeren bir rapor olarak kamuoyuna sunuldu. İstanbul Deprem Master Planı'nın sosyal bilim uzmanlarının sekiz ayda ve büyük bütçelerle hazırladığı katılım, sivil toplumla ilgili bölümü STK'ları (STK'ların katılımı başlığı altında) bu planın hazırlanmasından sonraki bir hedef, plan uygulanırken "eğitim, halkı bilinçlendirme gibi konularda yardımcı olacak" örgütler olarak tanıtıyor. Planın ilgili bölümlerindeki bu 'sistematik yaklaşım' uygulamaya da aynen yansıyor: Aylarca süren, Türkiye'de depremden sonra "akademik çevrenin ortaya koyduğu en önemli çalışma olan" bu raporda uzmanlık işlevleri yerine getiren STK'lar ile yerel halk, sivil toplum birbirine karıştırılıyor. Katılım böyle gerçekleştiği için uygulamayı kimse denetleyemiyor. Bu katılım modeli ile kentlilerin hayatını ilgilendiren önemli bir konuda bile kamu işlevleri siyasal denetim dışına çıkıyor, nasıl yönetildiğini, paraların nereye gittiğini kimse soramıyor.

6. Başarılı işler sürdürülebilir olmuyor
STK'lar üniversitelerden çok daha zor durumda. STK'ların elde ettikleri başarıların uzun süreli olamamasının nedeni "iş yapmaya gelince" görünüşte kamu otoritesini destekleyen gönüllü faaliyetlerin ön plana geçip, bilgi paylaşımı ile ilgili kamu hizmetinin arka planda kalması. STK'lardan -diğer faaliyet sponsorları gibi- katkıda bulunmaya çalışması bekleniyor. Kamu işlevleri, aktörler arası iletişimin arka planda kalması, STK'ların kamu otoritesi ile kalıcı bir ilişki kurmasını güçleştiriyor. Sivil toplum kuruluşları tıpkı sivil toplum temsilcileri gibi görüş bildirecek, istenirse görüşleri alınacak kuruluşlar olarak görülüyor. Bu durum ise karar süreçlerini izleme etkileme imkanlarının çıkar sahiplerinin eline geçmesine yolaçıyor.

Ne yapmalı?
Bugün yönetimler başarılı olmak için yönetim işlevlerini yalnızca bilgiye, kararlara erişim gücü bulunan kişi ve kuruluşlara değil, STK'lara, profesyonellere fırsat eşitliği sağlayarak açmak zorunda. Siyasal alanı daraltan, kentlerin sorunlarını içinden çıkılamaz hale getiren bu informel katılım modelinin artık sınırlarına geldik. Peki bu durumda biz profesyoneller, STK'lar yönetimlere katılımla ilgili sorumluluklarını farkettirmek, sahiplendirmek için ne yapıyoruz? Benim aklıma gelenler şunlar:

1. STK'lar ve profesyoneller yönetimlerle informel kanallarla ilişki kurmak yerine onları müzakere imkanı yaratacak bir işbirliği platformuna davet etmeli. Yönetimlerle tanımlı bir ilişki alanı oluşturmalı.

2. Proje hizmetleri -AB ülkelerinde olduğu gibi- tanımlı taahütlerle ve rekabet imkanı sağlayan mekanizmalarla geliştirilmeli. O zaman proje sahiplerinin kamu işlevlerine katkısı kimin denetlediği, değerlendirdiği belli olmayan bu kurullar aracılığıyla değil, yaptıkları işlerle etkinliğini ortaya koyan yeterli profesyoneller tarafından gerçekleştirilir ve hizmetler daha nitelikli hale gelir.

3. STK'lar, profesyoneller yönetimle nasıl işbirliği yapacakları konusunda AB standartlarında bir proje geliştirme yönetmeliği hazırlamalı ve bu yönetmelik tartışılarak yerel meclislere sunulmalı.

4. STK'lar sorumluluklarını yerine getirme kabiliyeti olmayan, siyasal nedenlerle atanan vasıfsız kamu görevlilerini, yerel yönetimlerin oluşturduğu proje değerlendirme organlarında yeralan yetersiz kişileri hiç çekinmeden istifaya davet etmeli. Böylece yöneticiler danışma gruplarının atanmasında daha titiz davranır, yeterli kişileri görevlendirirler.

5. STK'lar ve profesyonellerin örgütleri bu danışma organlarının oluşumunda yönetimlerle işbirliği yapmalı. Proje değerlendirme organları için ilk aşamada yöntem belirleyecek, hakemlik görevi yapacak, tarafsız kişilerden bir istişare kurulları oluşturulmalı ve bu kurulların gündemi düzenli yayınlarla ilgili hedef kitleye, bilgi almak isteyen herkese açık olmalı.

Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

ÝPUCU: küçük harf "v", küçük harf "y", küçük harf "h", büyük harf "A", küçük harf "a", küçük harf "w"

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız