Siyasetçiler için seçimler sonuçlandı. Siyaset dışındaki kuruluşlar, STK'lar, üniversiteler için seçim ise asıl şimdi başlıyor. Şimdi gündemdeki konu şu: Politik bir süreç sonucu iktidara gelen yerel yönetimler, iktidardayken ne derece politik olabilecekler? Ne ölçüde katılım sağlayarak ne derecede kamu malı olan ürünler ve hizmetler üretebilecekler? Kent için yaptıkları imar planlarını, yerel kamu hizmetlerini, ulaşım önceliklerini ve planlarını, park ve yeşil alan düzenlemelerini, kültür ve sanatı desteklemek için yaptıkları projeleri örneğin, ne ölçüde kamu ürünleri olarak görecekler?
Plan, proje ve kararlara sivil toplumun, kentlilerin katılımını sağlamak için yönetim servisleri ile ilgili bilgi üretenler, uzmanlık kurumları, üniversiteler nasıl bir yol izleyecekler? Neler yapacaklar? Uzmanlık kurumları, STK'lar kentle ilgili plan ve projelerde kendi konumlarının gerektirdiği kavramsallaştırma/sorgulama becerisini nasıl sergileyecekler? Yoksa bir sivil toplum kesimi olarak kendi kamu yararlarını savunmayı ve yalnızca kendi fikirlerini, görüşlerini yönetimlere kabul ettirmeyi yeterli mi görecekler?
Uzmanlar, meslek kuruluşları için asıl seçim şimdi başlıyor
Temsil edilenlerin, kentlilerin taleplerini kamu sahasına taşımak yöneticilerin yalnız başlarına yapabilecekleri bir şey değil. Yöneticilerin seçildikten sonra da politik olmaya devam edebilmeleri, aldıkları kararları, geliştirdikleri plan ve projeleri halkın katılımına açabilmeleri için STK'lara ve üniversiteler gibi bağımsız uzmanlık kurumlarına ihtiyaç var. Bu ihtiyacı karşılamak için uzmanlık kurumları, STK'lar yönetimlerle nasıl bir ilişki kuracaklar? Sonuçta seçimlerden çok daha fazla plan, proje gibi kamusal ürünlerin geliştirilme yöntemleri ve biçimleri demokratik standartlarımızı, ulaşım, deprem riski, yoksulluk gibi sorunlar karşısındaki çözümlerimizi belirleyecek.
Tıpkı kent yönetimlerinin yaptıkları işler gibi, uzmanlık kurumlarının yaptıkları işler de karmaşık bir olguya, kent yaşantısına cevap vermek zorunda. Kent yönetimlerinin ne kadar farklı tarafları işin içine katarak, birlikte yönetim bilincini paylaştıkları, sorunların çözümünde ne kadar ilgili tarafları harekete geçirebildikleri, kararları ne kadar bir müzakere süreci içinde aldıkları sorusunun cevabı uzmanlık kurumlarını, STK'ları da ilgilendiriyor.
Bu nedenle uzmanlık kurumları her ne kadar bir takım araştırmalardan, sorunların çözümlenmesinden hareket etseler de, temsil ettikleri sorunlar ve çözümler hakkında yönetimlere fikirler verseler de her türlü çıkar ilişkisinden bağımsız olmak zorundalar. Bu kuruluşlar yönetimlerle informel ilişkiler içinde yeraldıkları ölçüde kentlileri kalıcı bir biçimde kamu alanından ve politikadan dışlayacaklar. Bu da farklı kamu yararlarını temsil eden sivil toplum kesimlerinin siyasal süreçlerden dışlanması, yönetime dar bir grubun katılarak ayrıcalık elde etmesi ve kamu fikrinin özelleşmesi anlamına gelecek. Ya da uzmanlık grupları yönetimlerle tanımlı, açık bir ilişki kuracaklar ve plan, proje gibi kamu işlevlerinin şeffaflaşmasına hizmet edecekler.
Kentin sorunlarını çözmek, kentsel refahı artırmak, haksızlıkları engellemek için seçim asıl şimdi başlıyor...
Siyasal demokrasi seçimlerden ibaret değil
Seçimlerden önce bir çok aday ellerinde projelerle ekranlarda boy gösterdiler. Ancak bu yeterli olabilir mi? Seçimler öncesi önceliklerin nasıl belirlendiği belli olmadan ortaya konan birkaç projenin önümüzdeki yönetim dönemi için yeterli olması ve kentlilerin sorunlarına çözüm getirmesi mümkün mü? Plan ve proje dediğimiz kamu ürünlerinin önceliklerini ve işlevlerini belirlemek için de demokrasiye ihtiyacımız yok mu? Yönetim kararları, plan ve projeleri dediğimizde kamusal bir konuya dair bir hizmetin, bir ürünün, bir uygulamanın önceden temsil edilmesini anlamamız gerekmiyor mu? Bir kurgunun, bir planın veya projenin gerçekleştirilmesi için ilk önce onu gerektiren ihtiyacın tanımlanabilir olması gerekli değil mi?
Bir projenin ortaya konması, başkaları adına bir fikirin ortaya çıkarılmasını, bu fikirin nasıl ve hangi yolla geliştirilebileceğinin belirlenmesini, projelendirilen fikirin nasıl uygulanacağının tanımlanmasını ve uygulamanın denetlenmesini içermiyor mu? Plan ve projelerin geliştirilmesi için öncelikle bir yönteme sahip olmamız gerekmiyor mu? Kent yönetimleri kentliler adına karar veren, koşul koyan, takip eden kuruluşlar değil mi? Yönetim kararlarının şeffaflaşması için yalnızca yönetimlerin değil, profesyonellerin, üniversitelerin, uzmanların yapmaları, talep etmeleri gereken şeyler yok mu? Meslek kuruluşlarının plan ve proje adı verilen uzmanlık hizmetlerini informel ilişkilerin dışına çıkarmaları, bunu sağlamak için yaptıkları siyasal tercihler kadar önem taşımıyor mu? Kamu ürün ve hizmetleri ister istemez farklı taleplere cevap vermek zorunda değil mi? Kentle ilgili projeler bizim marketten satın aldığımız ürünler gibi seçme hakkımız olan özel ürünler gibi görülebilir ve geliştirilebilir mi?





