1 Ocak 2004 günü Radikal'in 3. sayfasında "Bu Galata'yı tanıdınız mı?" başlıklı bir haber çıktı.
Bu haberde İstanbul Teknik Üniversitesi Çevre ve Şehircilik Uygulama Araştırma Merkezi'nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi için yaptığı bir projeden sözediliyordu. "Londra ve Paris'te uygulanan yöntemle incelenen Galata sanal ortamda en ince ayrıntısına kadar" tasarlanmış.
Proje gerçekleştiğinde Galata "muhteşem bir turizm merkezi" olacakmış.
Galata'nın "nasıl bir kentsel dönüşüm yaşaması gerektiği bilgisayar ortamında, simülasyon yoluyla " değerlendirilmiş. Araştırma merkezi "tarihi özelliklerine rağmen büyük bir çöküş yaşayan Galata'yı insan hareketliliğini artırarak canlandırmayı" amaçlıyormuş. Uzmanlar bunu gerçekleştirmek için Galata'yı "dünü, bugünü ve yarınını insan ölçeğinde test ederek incelemiş…" Habere eşlik eden fotoğraflarda ise Büyük Hendek Caddesi'nin renklendirilmiş cepheleri yeralıyor. Zemin döşemesi yer yer kırmızı ve sarı döşeme kaplamaları ile süslenmiş, binalara çeşitli renkler verilmiş.
"Avizecilerin yerine butik oteller" başlığı altında ise "avizeciler ve elektrikçiler gibi bölge ile uyumsuz olan işletmelerin yerine butik oteller, hediyelik eşya dükkanları, kafeteryalar, eğlence yerlerinin açılmasının teşvik edileceği" belirtiliyor.
Bu kararları kim, nasıl almış? Fotoğraflarda gördüğümüz yer döşemesi tasarımlarına kim, nasıl karar vermiş, neyin bölge için uyumlu, neyin uyumsuz olduğu nasıl belirlenmiş? Bu soruların cevabı ne yazık ki bu haberde yeralmıyor. Yalnızca bir uzmanlık kuruluşunun yaptığı bir takım değerlendirmeler var. Üniversitenin araştırma merkezi Galata için neyin iyi ve neyin kötü olduğunu belirlemiş. Bir takım kişiler üniversite adını kullanarak bir kamusal ürün olan proje hizmeti yerine kendi tercihlerini, tıpkı özel bir ürün gibi dayatıyorlar.
Başka bir başlık ise "Avrupa Birliği'nin desteklediği yöntem". Bunu da söylediniz mi, iş tamam. Böylece üniversite adının yanında Avrupa Birliği'nin desteklediği bir yöntem olduğunu söylediniz mi projenin meşruiyet ihtiyacı karşılanmış oluyor.
Oysa Avrupa Birliği'nin uyguladığı şehircilik yöntemlerinin bir bilgisayar programına indirgenmesine en çok şaşırması gereken uzmanlar olmalı. Çünkü Avrupa Birliği'nde bir projede yeralan tasarım paketlerinin katılımcı yöntemlerle nasıl geliştirildiğini, kamusal alana dair profesyonel proje hizmetlerinin hangi yöntemlerle elde edildiğini, üniversitelerin sivil aktörlerlerin yerine geçmek şöyle dursun, nasıl bilgi paylaştıklarını en iyi bilmesi gerekenler onlar. Bu projeyi üniversite adına hazırlayanlar, Avrupa Birliği'nde uygulanan şehircilik yöntemleri ile burada uygulanan yöntemin birbirlerinin tam karşıtı olduğunu gizlemek için bayağı bir uğraş vermiş olmalılar. Çünkü Avrupa Birliği'nde şehircilik projeleri her zaman gerçek aktörlerle tartışılarak ve bir temsil olduğu sürekli sorgulanarak geliştirilir.
Avrupa kentlerinde projeler böyle mi yapılıyor?
Bu proje her şeyden önce bir bilimselcilik yanılsaması yaratıyor. "Bilgisayara ilgili girdileri verelim, cevabı bilgisayardan alalım" gibi bir yaklaşım sözkonusu. Bu sistemde doğal olarak farklı çıkarları olan, farklı amaçları ve dinamizmleri olan sivil aktörlere yer yok. (Bir bilgisayar programından bu beklenebilir mi?) Bilgisayar kendi başına bu görüşleri temsil edemez, bu görüşleri paylaştıramaz. Bu ortama ancak buradaki kamusal alanları kullanan yayaların, park eden araçların sayısı, binaların cepheleri, planları ve kullanım biçimleri işlenebilir. Bu tür yöntemleri profesyoneller zemin etüdlerini, arazi kullanım biçimlerini, bölgenin nüfus özelliklerini, ulaşım sorunlarını değerlendirmek için elbette ki kullanabilirler.
Bu tür teknikler ancak projelendirmeye yardımcı olur, ancak bir proje vizyonu gerçek aktörlerle oluşturulur. Bir takım uydu kentler, siteler için bu tür tasarım uygulamaları yapıldığı görülmüştür. Ama bir kent merkezinden sözediyorsak, bu projede sergilenen yöntem, insanları yanıltmaktan başka bir işe yaramaz.
Asıl sorun İstanbul'un önemli bir kent merkezinde yapılan bu tür bir projenin hiçbir heyecan yaratıcı tarafının bulunmaması: Burası bütün sorunlarına rağmen, burada sağlıklı olmayan koşullarda üretim yapan, satan, tüketiciyi cezbeden bir merkeze dönüşmüş ise, insanları buradan dışlayarak, "ben burayı kafe, otel, restoran yaptım" diyerek sorunlar çözülemez. Zor olan kent merkezinin bu önemli parçası için bir proje çizerek "burası böyle olsun" demek değil, bütün zorluklara rağmen burada gelişmeyi düzenleyici bir çalışma yapabilmektir. Heyecan verici olan budur. Oysa bu projenin böyle bir zorlayıcı ve heyecan verici bir yönü yok. Bu proje tıpkı sokak köpeklerinden kurtulmak için onları öldürmeyi öneren çözümlere benziyor. Bu tür projeler kafa çalıştırmayı değil, işin kolayına kaçmayı öneriyor.
Bu yöntemle kenti planlamaya kalkışmak, her şeyden önce işin kolayına kaçmaktır. İş yeri sahipleri, mülk sahipleri, kiracılar, vatandaşlar ile karşılaşmak, sorunları ortaya koymak, çelişkileri saptamak, karar sürecine her türlü kamu yararı kavramını temsil eden grupları katmak evet, zor bir iştir. Ancak bir kente, kent merkezine de başka türlü yaklaşılamaz. Çünkü bir yaşam alanını yaşam alanı yapan organik bir gelişme sürecidir. Hayatın kendisini yaşamın gerçekliğinden bağımsız planlamaya kalkışmak olsa olsa 'asker kafası'dır. Bu yaklaşım "pis, zararlı, uygun olmayan" diyerek ele aldığı konuya dokunmayan, gelişmeyi düzenlemek yerine otokratik, tepeden inme çözümler üreten ve hayatı temsil etme kabiliyeti olmayan bir yaklaşımdır. Bir bilgisayar programı ile kenti düzenleyebileceğini zanneden kafa ile 'asker kafası' birbirlerine çok benzeşir. Bu yöntemin Avrupa Birliği'nin desteklediği şehircilik yöntemleri, yerel kalkınma projeleri ile uzaktan yakından bir benzerliği olamaz. Bir bilgisayar programını kullanmak, yöntemsel araçları, siyasal temsili demokratikleştirmek anlamına gelmez.
Söylemek gerekir ki, Avrupa Birliği kentlerinde böyle bir proje hazırlama yöntemlerini savunacak en son kurumlar üniversiteler ve onların araştırma merkezleridir.
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!





