Köşe Yazısı

Kültürel Sermaye- Kentsel Dönüşüm İlişkisi

Yazan: Korhan Gümüş Tarih: 16 Mayıs 2005

İstanbul gibi kentler 19. yüzyıl ortalarından başlayarak bir dönüşüm geçirdiler. Modernleşme atılımları içinde kentlerin kamu hizmetlerini geliştirmeleri, havagazı, elektrik üretimi için büyük tesisler kurmaları, limanları ve depolarını yenilemeleri gerekiyordu. İstanbul bu ilk ve önemli modernleşme atılımını Avrupa’daki büyük kentlerle aynı zamanda ve hızlı bir biçimde yaşadı. 1980’lere kadar İstanbul kendi elektriğini, gazını üretiyor, kentin merkezinde gelen malları depoluyor, işliyor, dağıtıyordu. Daha sonra değişim böylesine bir ivme kazanamadı. Üretiminin desantralize olması ile birlikte kent içindeki büyük tesisler bir anda işlevsiz, boşluk olarak kaldılar. Enerji üretimi, depolama işlevlerin yeraldığı büyük tesisler kamunun elinde olduğu için özel mülkiyetin elinde olanlar gibi hızla iş merkezlerine, konut alanlarına dönüşmedi. Bir zamanlar kentin can damarları olan fabrikalar, tersaneler, depolar, limanlar kendi kaderlerine terk edildiler ya da ortadan kaldırıldılar. Bu değişim sonrasında İstanbul gibi bir kent için çok uzun sayılabilecek bir süre geçti. Bu dönüşümü sağlayacak politikaların özneleri ortaya çıkmadı. İstanbul’da kamu yönetimlerinin tecrübesi yıkım faaliyetlerine girişmek veya bir kaç önemli tesisi ticari amaçlı kuruluşlara devretmekle sınırlı kaldı. Kamunun yönlendirici rolü marjinalleşti. Oysa Avrupa’da benzer bir deneyimi yaşayan büyük kentler bu yeni dönüşümü yeni politikalar ve araçlarla yorumlamaya ve yönlendirmeye çalıştılar ve yeni bir deneyim ürettiler.

İstanbul’un bugünkü durumu bir bakıma geçen yüzyılda kentlilere elektrik sunamayan, ulaşımını geliştiremeyen, kendini planlayamayan, uzmanlık hizmetlerinden yararlanamayan ’’geri kalmış’’ yerleşim alanlarının (ücra yerlerdeki kasabaların) durumuna benziyor.

Kentin içindeki havagazı fabrikaları, tersaneler, antrepolar...
1990’lı yılların başı İstanbul’da havagazı üretiminin sona erdiği tarih. Bundan önce de üretim küçülmüş, kent içinde gaz dağıtımı sınırlı bir bölgede kalmıştı. Aradan epey bir süre geçti. Bu tarihten beri İstanbul’daki üç büyük gaz fabrikasından ikisi yokoldu. Bugün Kağıthane’deki gaz fabrikasından geriye bir şey kalmadı. Yedikule’de ise birkaç yapı kaldı. İstanbul’da son bir örnek olarak kalan Hasanpaşa fabrikası sivil bir girişimin gayretiyle hurdacıların elinden kurtuldu. Bir çok endüstri mirasında Yılların tahribatı yanında, eşi bulunmaz parçaların hurdaya verildiği, mekanların ilgili kuruluşların depolarına dönüştüğü görülüyor. İstanbul’un bu mekanları nasıl kullanacağı bilinmiyor. Süreler hiçbir deneyim üretmeden geçiyor. Oysa fikirsizlik ve yeni deneyimlere kapalılık İstanbul gibi bir kenti birkaç senede yaşanmaz hale getirebilir. Bu tesisler ya özel kuruluşlara devredilecek ya da kamu elinde tanımsız, yaratıcılığa kapalı bir süreç yaşanacak. Bu mekanları artık ne kamunun dönüştürmesi, yeniden işlevlendirmesi mümkün, ne de ticari kuruluşların. Bu dönüşümün yıllardır gerçekleşmemesi de zaten bunun bir işareti. Bugün bu mekanların kar amaçlı özel sektöre devredilmesi ile kentin içindeki yeşil alanların, tarihi yapıların, anıtların inşaata açılması arasında bir fark yok. Bugün bu yeni duruma tekabül eden bir yaklaşım geliştirmek gerekiyor. Çünkü bu mekanları geçmişte olduğu gibi yalnızca bir takım işlevlerin yeralacağı yerler olarak düşünmek, dönüşüm fikrinin baştan ortadan kalkması demek. Kamu yöneticilerinin kendi başlarına bu tür bir rolü oynamaları imkansız. Bu tür dönüşümler sektörel temsilin sahasını aşıyor. Kamu yönetimlerinin farklı tarafları etkileşime sokacak bir rol oynaması, kentin profesyonel enerjiyi, yaratıcı fikirleri, yeni finansman kaynaklarını harekete geçirmesi gerekiyor. Buna karşılık informel ilişkiler, doğrudan yönetim ve plansız ve vizyonsuz programlar kentin gelişiminin karşısındaki en büyük engel.

Mimarlık yeni bir deneyim üretmeli
Sonuçta bu yapılar hala kamu yapıları. Bir takım kuruluşlara devredilseler de kamunun sahipliği devam edecek. Ancak sınırlı sayıdaki inisiyatifin geçmişteki sahiplenme biçimlerini tekrarlamaması, bu kamu yapılarını dönüştürmek için kapalı değil, katılımcı bir deneyim üretmesi İstanbul için hayati önemde. Bu girişimler içe kapanmak yerine kamunun politika geliştirmesini desteklemeli. Geniş bir yaratıcı kesimi kendilerine çekerek, kavramsallaştırma sürecini daha geniş bir ilgi alanına taşımalı. Dolayısı ile bu mekanların dönüşümü, binaların, mekanların dönüşümünden çok profesyonellerin dönüşümünü, kamu alanındaki rollerini ilgilendiriyor. İstanbul’da bir öğrenme ve deneyim üretme süreci yaşamamız gerekiyor. İstanbul’da gecikmeyi, kötü yönetimlerin ortaya koyduğu hasarları telafi edecek yeni deneyimlere ve atılımlara ihtiyaç var. Bu ise başta kent yönetimleri olmak üzere artık kimsenin tek başına yapabileceği bir iş değil.

Kentin ortak alanlarının kullanım amaçlarını, hedeflerini kim belirleyecek? Çıkar sermayesi mi? Çıkar sermayesi ancak kentin fikirlerine hizmet üretebilir. Kentin amaçlarını çıkar sermayesi belirlediği takdirde kent beynine kan gitmeyen bir kişiye benzer. Bu nedenle profesyoneller tercihlerini yapmak zorunda. Ya diğer sivil toplum kesimleri gibi kendilerini temsil edecekler ve cemaatleşecekler. Ya da kendi çıkarlarından, ilgilerinden bağımsızlaşarak modernleştirici bir rol oynayacaklar.

Sonuç:
1. Kent yönetimleri doğal olarak çıkar sermayesi ile hareket ediyor. Çünkü
karar oluşturma/katılım/müzakere aşamasında onların izleme kapasitesi daha fazla olduğu için sesleri daha fazla çıkıyor.

2. Proje grupları, profesyoneller de tıpkı çıkar sermayesi gibi kendi kamu yararını temsil ettiği için profesyonelleşme, fikir geliştirme sürecini kapatıyorlar.

3. Bu durumda içinde mimarların da yeraldığı ‘kültür sermayesi’ne dar bir kavramsallaştırma alanından bakılıyor. Kültür sermayesi bağımsızlaşmadığı için cemaatleşiyor ve kendi içine kapanıyor.

4. Siyasetçiler kimseyi temsil etmeyen (kendisini temsil eden) profesyonelleri (Minibüsçüler Derneği kadar) ciddiye almıyorlar. Halkın dilinden anlamadıklarını ve sorunlarını bilmediklerini düşünüyor.

5. Tek çözüm dönüşümün öznesini yeniden tanımlamak. “Kim ne kazanacak” perspektifinin yerini “kent ne kazanacak” perspektifinin alması için çıkar gruplarının ve tepeden inmeci resmi yaklaşımların dışında bağımsız kültür sermayesinin, profesyonelliğin kentteki diğer aktörlerin etkileşimine açık bir düşünce geliştirme zemini oluşturması gerekiyor.

6. Çıkar sermayesi, yani müteahhitler, işletmeciler tabi ki hizmet üretebilirler, ancak bu mekanların amacının belirlenmesinde, tanımlanmasında, kararların oluşturulmasında fikir ve kültür sermayesinin yenilikçi, çıkarlardan bağımsız bir rol oynaması gerekiyor. Bu dönüşüm basit bir restorasyon ya da proje çizme işi değil.

Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

ÝPUCU: büyük harf "V", büyük harf "P", sayý iki, büyük harf "P", büyük harf "R", sayý altý

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız