Köşe Yazısı

İstanbul'un ve kentlerin kıyısından geçen kongre...

Yazan: Zühre Sözeri Tarih: 29 Temmuz 2005

Geçtiğimiz günlerde mimarlık hakkındaki görüşlerimi zorlayan hatta bazen şaşırtan bir dizi etkinlik içinde buldum kendimi: Dünya Mimarlık Kongresi-UIA 2005. Kongre boyunca yapılan konuşmalarda mimarlık adına üretilen söylemler ve sunumlarda aktarılan mimarlık örneklerinden oluşan imge yığınları, katılımcıların arılar gibi bir çiçekten diğerine umutla koşuşturması yoluyla bir salondan diğerine hızla yayılıyordu. Bunca uçuşan kavram ve imge arasında sıkışan bir katılımcı olarak, izlediklerim ve topladıklarımdan üreteceğim balın tadını hayal etmek bile ürkütücü...

Kongrenin etrafımı sarıp beni belirli bir “mimar” tanımı içine sıkıştırdığını, aynılaştırdığını düşünürken ve mimarlar/planlamacılar olarak altyapı organizasyonları ile kentlere hayat damarları kazandırdığımızı iddia ederken Londra hakkındaki bilgilerin gelmesi, bana fazlasıyla soyutlanmışlık hissi veren “kongre vadisini” terk etmeme neden oldu. Şimdi “biraz geç kalmadın mı?” diye düşünüyor olabilirsiniz. Burada “terk” kelimesini kullanırken, içimdeki bu tepkiyi dile getirmeye ve gecikmişliğimi vurgulamaya çalışıyorum aslında.

Seksenler sonrası mimarlık eğitiminin benimsediği şartlara uygun olarak önüme konan, meslek hayatım boyunca farklı kılıflar içinde tekrar tekrar tanıştığım ve her seferinde yeni kırılma noktaları yaşamama neden olan mimarlık ile, UIA 2005'de yeniden tanışma fırsatı buldum. Beni ciddi şekilde sorgulamalara yöneltse de, bu tanışmanın yaşadığım önemli deneyimlerden biri olduğuna inanıyorum. İşte bu noktada kongreye katılmaktan pişman olmadığımı söylemeliyim.

Öncelikle üzerinde durmak istediğim konu, katılımcılar arasındaki iletişim sorunlarının sorgulanması gerekliliği... Kongre boyunca ana konuşmacılardan bildiri sunumlarına hatta panellere kadar, katılımcılara soru sorma ve görüş bildirme şansı tanınmaması ya da bunun için yeterli sürenin ayarlanmaması demokratik olmadığı gibi, kongre katılımcısını sanal yaşamın pasif izleyicisi konumuna dönüştürdü. Oysa tanıtım metinlerinde özellikle vurgulanan “sorunlarımızı paylaŞmak, gerçekleri tartıŞmak(?), meslektaşlarımızla dertleŞmek” eylemleri, dilbilgisi özellikleri gereği karşılıklı iki aktif özne barındırmalıdır. Kongre organizasyonunun ana hedefleri olarak belirttiği bu eylemler ile kongre boyunca tanık olduğum yaklaşımların farklılığı, katılımcı-izleyici kavramları arasındaki bu çelişkiyi de vurgulamakta...

Bu bağlamda daha önce “mimarlıkta kalabalık olma durumu'”* söylemi üzerinden kurulmuş olan eleştiri oldukça doğru bir saptama... Gerçekten de bunca mimar karşılıklı bir tartışma ortamı içine girmeyecekse, neden bir araya gelir? Kongrenin başlığındaki “mimarlıkLARın pazar yeri” mimarların gelip mallarını tanıttığı bir ticari alan olarak algılanıyorsa, izleyicileri neden müşteri potansiyeline sahip kişiler oluşturmaz da diğer mimarlar oluşturur? Kongre yoluyla oluşan bu “kalabalık”, “bakın dünya üzerinde bu kadar mimar var, üstünüze yürürsek fena olur...” gibi bir gövde gösterisi amacında mıdır? Soruların cevaplarına henüz sahip olmasam da, bu durum çocukken oynadığımız bir söz oyununu hatırlatıyor bana: Bir berber bir berbere demiş ki, gel beraber bir berber dükkanı açalım...

Kongre başlığını oluşturan 'Cities: grand bazaar of architectureS', kongre öncesi ve süresince defalarca önemli bir metafor olarak kullanıldı durdu. Ancak garip olan, herkesin bu metaforu kendini doğrulayacak şekilde ve farklı ifadeler içinde kullanmasıydı. Çarşı yapıları ve kent çarşı ilişkileri içeren sunumlarda kelimenin düz anlamı kullanılırken, metaforun metaforunu üretmeye çalışanlar bile oldu. Kelimenin İngilizce karşılığında doğrudan Kapalı Çarşı’ya gönderme yapılırken, Türkçe çevirisinde mimarlar olarak hergün şikayet ettiğimiz Global Sermaye çağrışımını yapan pazar yeri ifadesine nasıl dönüştürüldüğünü anlamak zor...

Kongre metinlerindeki imge kullanımlarında da pazar yeri kavramındaki bu çelişkiler tekrarlanmakta. Bildiri özetleri kitapçığında Galata'nın imge olarak kullanılması, kentin önemli bir ticaret alanı olması nedeniyle mantıklı görünse de, kongre içinde defalarca kullanılan “Pazar Yeri/Grand Bazaar” metaforu açısından anlaşılması zor bir seçim. Doğrusu buradaki Galata imgesi bana kentlilerin bir araya geldiği ve alışveriş yaptığı “Pazar Yeri/Grand Bazaar” yerine, kent dışı bir sermayeye hizmet edecek Galata Port projesini hatırlatıyor. Öte yandan, kongre içinde düzenlenen yapı malzemeleri fuarı davetiyesinde doğrudan bir kapalı çarşı fotoğrafı kullanılması ise ilgi çekici...

Metafor ve başlık arasındaki zorlama ilişkinin yarattığı karmaşanın yanısıra, kongrede mimarların ağırlıklı olarak kendilerini ve mimarlıklarını sergilemeye çalıştıklarını izlerken, “Kentler: mimarLARın pazar yeri” ifadesinin başlık için daha doğru olacağını düşünmeden edemedim. Buradaki pazar yerinde mimar, dünya üzerindeki sayısız yerelliğin varlığına karşın, evrensel(?) ve aynılaştırılmış bir eğitim alma şartını gerçekleştiren birey olarak tanımlanmakta. Bu durumun getirdiği en tehlikeli sonuç, bu mimarLARın kendilerini kentteki ve mimarlık eylemi içindeki tek aktör sanmaları... Bu tehlike, kongrenin içindeki malzeme ya da uygulama tanıtımları için yapılan davetlere kadar etkin bir şekilde yayılmıştı. Çünkü mimarlık ile ilgili bir alanda reklam aracı olarak kullanılan bu davetlere girebilmek için o mimarLARdan olmanız gerekliydi, aksi takdirde bu ortam içinde varlık gösteremiyordunuz. Umuyorum ki, kongre boyunca ısrarlı davranan ve bu durumu tartışmayı tercih eden katılımcılar sayesinde mimarlık eylemi içindeki tek aktörün mimar olmadığı vurgulanabilmiştir.

Mimarlık adı altında yarattığımızı iddia ettiğimiz, hem iktidar hem de savunma aracı olarak sıkça kullandığımız yapılarla oluşturulan sembolleri kendine hedef seçen, böylelikle semboller haline getirdiğimiz bu binaları yok eden ve küresel terör olarak adlandırılan hareket, -kongrenin tüm katılımcılara açık olan son günü- 7 Temmuz sabahı bu defa kentlere hızlı, sağlıklı, güvenli yaşam damarları sunduğumuzu söylediğimiz sistemlerden birini “ulaşım ağını” hedef aldı. Bu tür eylemler inşa edilen mimari bir sembolün, bir kent parçası ya da kent damarının ne kadar çabuk yok edilebileceğini ve bu noktada bizim mimarlar olarak bunun içinde nerede durduğumuzu sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.

Böylesi kalabalıkları bir araya getiren bir kongrede özellikle ağırlaştırılmış ve iktidar kurmayı amaçlayan politik söylemler üretme çabasına bu derece yoğunlaşıldığında mimarlık gibi yaşamın tam da içinden oluşan bir alanda doğrudan her bireyin karşı karşıya kaldığı güne hatta “an”a ilişkin konuları gözden kaçırmak çok olası... Organizasyon tarafından kongreye aday olma nedenlerinin açıklandığı bir metindeki** kelimelerden yardım alarak, kongre sonrası hissettiklerimi ifade etmek gerekirse: İstanbul'u dünya mimarlığının ortak seslenişi kılamadık, geleceğin kentlerini yeniden mimarlıkla buluşturmak için gerekli evrensel politikaları oluşturamadık (ki bunları olumlu bir sonuç olarak gördüğümü belirtmeliyim), düşüncelerimizi paylaşamadık; ama binlerce mimarı ağırlamış olduk.

UIA 2005 Mimarlık Kongresi’nin -belki de baştan beri ana kurgusunu oluşturan- en önemli sorunu oldukça baskın ve genel söylemler kullanarak, temel ve basit bir tartışma konusu olabilecek ana tema “kentler”in bile kıyısından geçmesiydi. Tabi ki izleyebildiğim ve kongre boyunca konuşma imkanı bulduğum diğer katılımcılardan edindiğim fikirler doğrultusunda bu ifadeyi kullanıyorum. Dolayısıyla bu yazıyı yazmamda önemli bir etken olan farklı deneyimleri paylaşma isteğimle, UIA 2005'in ardından bir değerlendirme sürecinin başlamasını da merakla bekliyorum.

* Şenol, G., Mimarlıkta kalabalık olma durumu: UIA Mimarlık Kongresi Ardından, Arkitera Haberler, 8 Temmuz 2005.
** Ekinci, O. , Beijing'den İstanbul'a Anımsatmalar, Mimar-ist, yaz 2005, sayı 16, s. 53-55.

YorumlarYorum Sayısı: Henüz hiç yorum yapılmamışBütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!
Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

ÝPUCU: küçük harf "t", küçük harf "b", küçük harf "f", küçük harf "y", küçük harf "t", büyük harf "W"

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız