|
İstanbul Çarşıları
Aydın Boysan
Yeni carsılar
İnşa edilmekte olan Kuyumcukent'te, 2 bin 500'den fazla kuyumcu işyeri
bulunuyor ve 25 bin kişi çalışacak. Bu kapasite ile dünyadaki ilk birinciliğimiz
Yabancı turistlerin gezi programlarına, acayip Şark havalı Kapalıçarşı,
ille de sokuluyor. Ancak, çarşı içindeki dükkanların ilerde satışa ne
derecede yararlı olacağı, çok şüpheli. Çünkü çarşının doğu tarafında
yeni-büyük kuyumcu ve halıcı mağazaları açılmış. Çarşı girişinin
önünü kesen bu büyük mağazalar, ikramları, konforları ve turist gezdiren
kuruluşlara ve rehberlere yakınlıkları (!) ile, sanırım ki turistlerin
cebini daha çarşıya girmeden boşaltıyorlar.
Önemli bir nokta daha var... İstanbul o kadar azametli bir tarihi eserler
hazinesi ki, turistin başkaca görebilecekleri, Kapalıçarşı'yı çoktan
unutturacak. Kapalıçarşı'nın, yerli-yabancı herkesi zorlayan bir yanı
daha var. Otopark sıkıntısı, çözülmesi mümkün olmayan bir sorun...
Yabancı turistin de, özel kuyumcu müşterisinin de, uzun yürüyüşlere
zamanı ve isteği yok.
Halkımızın, sevimli bir huyu var. Düğün alışverişi için kuyumculara
giderken, 10-15 kişilik gruplarla dolaşıyorlar. Bu 'düğün heyetleri'nin
Kapalıçarşı'ya gidişlerinin bile sorun olması yanında, bu kadar insan
Kapalıçarşı küçük dükkanlarına, sığmıyor bile.
Kapalıçarşı eskiden, tutumlu İstanbul ailelerinin dünyaya açılan
penceresiydi. O pencereden dünya ne kadar görülürse onunla yetinilirdi. Çarşıya
gidiş, olay olurdu. Birbirine yakın olan hanımlar toplaşır, manga hesabı cümbür
cemaat çarşıya giderlerdi. Dalgalar halinde dükkandan dükkana
seyirtirlerdi. En aklı-evvelleri, pazarlığı yönetirdi. Kumaş satıcıları
bağırırdı: 'Allı verelim, morlu verelim, sarılı verelim!...' Ama bu deyişte,
bir hınzırlık vardı. Onlar sarılı ile verelim sözcüklerini bitiştirip söylerlerdi.Yani
sarılarak bir bedensel hallenme niyeti, gizlenirdi güya... Renkleri koyu
istemenin de memnunlukla karşılanacağı, yine itçe belirtilir,'Açıksa...'
diye başlayan ifade, edepsizce tamamlanırdı.
Kuyumcu Serbest Bölgesi
İnşa edilmekte olan Bahçelievler Kuyumcukent'te, 2500'den fazla kuyumcu işyeri
bulunuyor. Yan tesisler ve vasıtalı hizmetler hariç, 25 bin kişi çalışacak.
Kuyumcukent Çarşısı'nın bu kapasite ile bütün dünyada bir benzeri
yok... Dünyada ilk ve tek... Daha uzun yıllar da benzeri olmayacak. Bu bizim,
dünyadaki ilk birinciliğimiz. Kuyumcukent binalarının; inşaatla birlikte
altın eritme, döküm, enjeksiyon, cila gibi üretim cihaz ve makineleri dahil,
toplam maliyeti 400 milyon doları buluyor. Bittikten sonraki rayiç değerini
ise bir kamu kuruluşumuz, 750-800 milyon dolar olarak hesaplaşmış.Kuyumculuk
ihracatımızın yüzde 95'i, Yeşilköy Havalimanı'ndan uçakla yapılıyor.
Kapalıçarşı kuruluşunda kuyumcuların kendi üretimlerini tanıtma ve
pazarlama yolları, hele ihracat için, tıkalı bulunuyor. Oysa yeni tesiste
sistem kolay işleyecek, küçük esnaf dahil her üretici, potansiyel ihracatçı
durumuna geçecektir. Şimdi onlarca olan ihracatçı sayısı, kolaylıkla yüzlerce-binlerce
olabilecektir.
Kuyumcuların kabusu, soygun geçirmek... Bu soygunlar bazen, yıkıcı da
olabiliyor. Bu nedenle, korku kaynağı... Mevcut Kapalıçarşı yerleşmesinde
ne kadar masraf yapılırsa yapılsın, tehlike ortadan kaldırılamıyor.
Ağır bir deprem geçirilirse Kapalıçarşı güvenliği, büsbütün
tehlikeli olacak. Hele çok eski yıllarda bir yangından sonra asıl kahredici
zararın, Yeniceri yağmasından kaynaklandığını unutulmazsa. Kuyumcuların
hak ettiklerine inandıkları önemli bir beklentileri, yeni Kuyumcukent
tesislerinde sektörel bir 'Serbest Bölge' kurulması... Yeni tesiste giriş-çıkış
kontrolu yapılabilen bir serbest bölgenin gerçekleşmesi, Türk Kuyumculuğuna
müthiş zengin ufuklar açabilecek... Şimdi yaklaşık 200 ton/yıl olan altın
işleme üretim ve satış kapasitesinin, çok çabuk
3-5 misline çıkacağına, bin ton/yıla kadar yükseleceğine inanıyorlar.
Bakırköy Çarşıları
1951 yılında Hollandalılar'la İş Bankası, Bakırköy'de birlikte, bir
margarin fabrikası inşaatına başlamışlardı. Bu tesis 1953 yılının 5
Ocak günü, zamanın cumhurbaşkanı tarafından, törenle açılmıştı. Bu
yapının proje ve inşasında mimar sıfatımla benim de, önemli sayılabilir
hizmetlerim olmuştu. Aradan yarım yüzyıl geçti. O tesis 20 yıl önce
oradan kaldırılmış, yerine Carrousel adlı bir büyük çarşı binası yapılmış.
Biliyordum ama, yeni gördüm. Mimar olmanın zorluklarından biri de bu!...Yaptığımız
binaları hiç haber bile vermeden, yerle bir ediyorlar. Sonra da yerine, başka
bir şey yapıyorlar.
Çarşı sokaklarını-meydanlarını dolaşırken, birkaç fotoğraf da çektim.
Bir güvenlik görevlisi gelip haşin biçimde engelledi, 'Burada fotoğraf çekmek
yasaktır' diye... 'Niye yasak?... Burası çarşının sokakları' dediğim
halde, mecbur ettiler, bilmem ne masasından izin aldım... Birkaç görevli,
birkaç yetkiliye sorduktan sonra.
Üç saatten az süreler için alınan 3.5 milyon lira kat otoparkı ücretini
de, zoraki ödedim.
Bakırköy'deki Galleria Çarşısı, kısmen doldurulan denize taşmış.
Kocaman bir çarşı. Çok katlı. Hafta içi bir gün, akşama doğru gittim.
İstanbul'un neresine gitsem, anıların depreşmesini önlemiyorum. Bu
Galleria denen çarşının İstanbul tarafındaki ucunda, 50 yıl önce bir küçük
otel bulunurdu. O zamanlar Tepebaşı'nda bir saz salonu da işletmiş olan Çek
asıllı hoş bir adam, Novotny, bu otelin sahibiydi. Çok güzel bir ağaçlık
içinde ve deniz kıyısında bulunan bu otele bazı akşamlar gider ve
Novotny'le birlikte yemek yerdim.
İstanbul'da çok rastlanan bayağı işlerden biri, bu otel binasının da
başına gelmiş. Deniz doldurulunca artık içerde kalan bu güzelim bina, her
yanına bin türlü ek yapılarak rezil edilmiş, bir kebapçı-restoranın yapısı
olmuş. Zaten o güzelim ağaçlığın ortasından da, sahil yolu geçmiş.
Akşam
|