reklam

07 Mart 2002 Perşembe
Ana Sayfa
>
Haberler

YTÜ Mimarlık Fakültesi'nde 'Endüstriyel Arkeoloji' araştırmaları artık ders konusu

Korumacılık dünyasında "Endüstri Mirası" olarak gözetilmeye başlanan sanayi tarihinin üretim ve teknoloji birikimi artık Türkiye'de de önemsenmeye başlandı.
Kültürel mirasın korunmasıyla, insanoğlunun tarih içindeki ''akıl, emek, üretim ve beceri birikimlerinin'' de uygarlığın yeni adımlarına ışık tutmasının sağlanacağını birçok yazımızda yineliyoruz... Bu nedenle korumacılığın temelinde dünya görüşü olarak ''aydınlanmanın'' bulunduğunu; kültürde, bilimde ve sanatta ilerleyebilmek için de aynı birikimlerin ''yaratıcılık mirası'' olarak kuşaktan kuşağa aktarılmasının önemini sürekli anımsatıyoruz...

İşte bu anlayışın, son yıllarda geliştirilen ve özellikle Avrupa ülkelerinde hızla yaygınlaşan yeni bir çalışma alanı var: ''Endüstriyel Arkeoloji'' ... Bu çalışmalarda, 1970'lerden sonra korumacılık dünyasında ''endüstri mirası'' olarak gözetilmeye başlanan ilk ve erken dönem sanayi tesislerinin bugüne kalan kısımlarıyla yetinilmeden, bu kalıntıların bir anlamda ''üretim ve teknoloji köklerini'' de keşfetmeyi ve belgelemeyi amaçlayan araştırmalar yapılıyor... Böylece toplumların bir anlamda ''bilimsel belleklerini'' de yeniden anımsamaları sağlanıyor... Ülkemizde de akademik çevrelerde ilgi duyulmakta olan endüstriyel arkeoloji konusunda Yıldız Teknik Üniversitesi-Mimarlık Fakültesi'nde örnek ve belki de öncü denilebilecek bir adım atıldı... ''Tasarım Kuram ve Yöntemleri Bilim Dalı'' kapsamında yeni bir ders açılarak, sadece bu konuda yoğunlaşılacak bir eğitim ve araştırma süreci başlatılmış oldu...

Birgi'nin değirmeni

''Endüstri Arkeolojisi ve İşlev Dönüşümü'' adıyla başlatılan dersin yürütücüsü Doç. Dr. Ülkü Altınoluk , bu adımı hazırlayan gelişmenin ilginç öyküsünü şöyle özetliyor:

''1998 yazında Ege'de, öğrencilerimizle alan çalışması yaparken, Birgi Çayı (Ödemiş) kenarında, su verilirse çalışmaya hazır bir değirmene rastladık.

Ne var ki son gidişimizde, değirmenden günümüze sadece, iki yuvarlak öğütücü taş kaldığını gördük...

Oysa öğrencilerimizle birlikte bu değirmenden çok etkilenmiştik. Değirmenin rölövesini almış, binanın çevresiyle birlikte nasıl değerlendirilebileceğine ait kullanım dönüşümü araştırmaları yapmış, konsept çalışmalarımızı suluboya resimlerle sunmuştuk.

Projemize göre Ödemiş ve çevresinin (Küçükmenderes Vadisi) endüstriyel arkeolojisi orada konuşulacak, tartışılacak, Türk ve dünya kamuoyuna bu konuda bilgiler oradan gidecek ve gelecekti... İstanbul'a döndüğümüzde, lisans ''İçmimarlık'' ve lisansüstü ''Kullanım Dönüşümü'' seçme derslerinde öğrencilerimizle birlikte ''Endüstriyel arkeoloji kapsamındaki binalarda işlev dönüşümü'' başlığında çalışmalar yaptık. Bu konudaki birikimlerimizin artması sonucunda da önümüzdeki yarıyılda başlamak üzere ''Endüstriyel Arkeoloji'' başlığı altında bir seçme ders açtık.

Bazı örnekler
Endüstri mirası, sanayi devrimini yaşamış ülkelerde bir ''kimlik zenginliği'' olarak da çok önemseniyor. Özellikle ''değirmenler'' bu konuda en çok ilgi gösterilenler arasında...

Örneğin Yunanistan'dan Hollanda 'ya kadar, yeldeğirmenleri konusunda çizimler, fotoğraflar, bilgiler, bunları koruyan sivil toplum örgütleri, eğitim amaçlı rotalar konusunda bilgiler, bu çalışmaları yürüten okullarda bulunabiliyor... Ege bölgemizdeki daire planlı taş gövdeli yeldeğirmenlerimiz konusundaki bilgileri bile, işte bu yabancı kaynaklardan bulabiliyoruz...

Diğer yandan İngiltere 'de değirmen vakıfları değirmenlere geziler düzenleyerek tanıtım toplantıları yapmakta, bu çalışmalara yerel yönetimler de destek vermekteler...

Ülkü Antınoluk'un verdiği bilgilere göre; Suffolk ilçe meclisi Buttrum's Mill' in

(1837) kullanımı için daha 1950'de karar almıştır. Bursledon Windmill (1813), 1976- 1991 arasında Hampshire Binaları Koruma ve Bakım Vakfı tarafından onarılmış. Bina halen manuel sistemiyle buğday öğütmeye devam ediyor... Eling Tide Mill gibi çok işlevli değirmenler tahıl öğütülmesi, tomruk kesilmesi, kâğıt imalatı, baharat öğütme işlevlerine karşılık verecek biçimde yapılmışlar ve günümüzde de kullanılıyor...

Anadolu ise antik geçmişiyle zeytin ve zeytinyağı ülkesi.

Bugünün Türkiyesi'nde zeytinyağı doğal üretim yöntemlerine ait işlikler de hızla yitip gitmekte. Manuel makinelerle çalışan terk edilmiş fabrikaların demir aksamı hurdacılara satılmakta, özgün binaları da yıkıyorlar...

Bizdeki girişimler
İstanbul, Kadıköy Hasanpaşa Gazhanesi Gönüllüleri Derneği'nin yaptığı etkinlikler ve çalışmalar, endüstriyel arkeoloji konusunun Türkiye gündemine gelmesinde çok önemli rol oynadı. Urla 'daki Klozomenia antik yerleşmesi kapsamında bulunan zeytinyağı ve demir işliği çalışmaları ve bu konuda hazırlanan web sayfaları, endüstriyel arkeolojinin antikite dönemine ait bilgiler veriyor... Haliç Hasköy'de, Osmanlı Dönemi'nde gemi çapası üreten Lengerhane binası (1994) ve karşısındaki tersanenin (2001) Rahmi Koç Sanayi Müzesi olarak kullanıma açılmış olması da çok önemli bir gelişme... Bütün bunlar, YTÜ'deki adımlarla da birleştiğinde, endüstriyel arkeoloji konusunda ülkemizin de dünyadaki çabalara katkıda bulunabileceğini gösteriyor...

Yeter ki ''yaratıcı aklın'' bugünlere dek ulaşabilen hünerleri, Birgi'deki değirmen gibi yok olup gitmeden bir an önce koruma altına alınabilsin...
Cumhuriyet - Oktay Ekinci

 

Mart 2002 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03
04 05 06 07 08 09 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31
diğer aylar için tıklayın

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz