|
YTÜ Mimarlık Fakültesi'nde 'Endüstriyel
Arkeoloji' araştırmaları artık ders konusu
Korumacılık dünyasında "Endüstri Mirası" olarak gözetilmeye
başlanan sanayi tarihinin üretim ve teknoloji birikimi artık Türkiye'de de
önemsenmeye başlandı.
Kültürel mirasın korunmasıyla, insanoğlunun tarih içindeki ''akıl, emek,
üretim ve beceri birikimlerinin'' de uygarlığın yeni adımlarına ışık
tutmasının sağlanacağını birçok yazımızda yineliyoruz... Bu nedenle
korumacılığın temelinde dünya görüşü olarak ''aydınlanmanın'' bulunduğunu;
kültürde, bilimde ve sanatta ilerleyebilmek için de aynı birikimlerin
''yaratıcılık mirası'' olarak kuşaktan kuşağa aktarılmasının önemini
sürekli anımsatıyoruz...
İşte bu anlayışın, son yıllarda geliştirilen ve özellikle Avrupa ülkelerinde
hızla yaygınlaşan yeni bir çalışma alanı var: ''Endüstriyel Arkeoloji''
... Bu çalışmalarda, 1970'lerden sonra korumacılık dünyasında ''endüstri
mirası'' olarak gözetilmeye başlanan ilk ve erken dönem sanayi tesislerinin
bugüne kalan kısımlarıyla yetinilmeden, bu kalıntıların bir anlamda ''üretim
ve teknoloji köklerini'' de keşfetmeyi ve belgelemeyi amaçlayan araştırmalar
yapılıyor... Böylece toplumların bir anlamda ''bilimsel belleklerini'' de
yeniden anımsamaları sağlanıyor... Ülkemizde de akademik çevrelerde ilgi
duyulmakta olan endüstriyel arkeoloji konusunda Yıldız Teknik Üniversitesi-Mimarlık
Fakültesi'nde örnek ve belki de öncü denilebilecek bir adım atıldı...
''Tasarım Kuram ve Yöntemleri Bilim Dalı'' kapsamında yeni bir ders açılarak,
sadece bu konuda yoğunlaşılacak bir eğitim ve araştırma süreci başlatılmış
oldu...
Birgi'nin değirmeni
''Endüstri Arkeolojisi ve İşlev Dönüşümü'' adıyla başlatılan
dersin yürütücüsü Doç. Dr. Ülkü Altınoluk , bu adımı hazırlayan gelişmenin
ilginç öyküsünü şöyle özetliyor:
''1998 yazında Ege'de, öğrencilerimizle alan çalışması yaparken, Birgi
Çayı (Ödemiş) kenarında, su verilirse çalışmaya hazır bir değirmene
rastladık.
Ne var ki son gidişimizde, değirmenden günümüze sadece, iki yuvarlak öğütücü
taş kaldığını gördük...
Oysa öğrencilerimizle birlikte bu değirmenden çok etkilenmiştik. Değirmenin
rölövesini almış, binanın çevresiyle birlikte nasıl değerlendirilebileceğine
ait kullanım dönüşümü araştırmaları yapmış, konsept çalışmalarımızı
suluboya resimlerle sunmuştuk.
Projemize göre Ödemiş ve çevresinin (Küçükmenderes Vadisi) endüstriyel
arkeolojisi orada konuşulacak, tartışılacak, Türk ve dünya kamuoyuna bu
konuda bilgiler oradan gidecek ve gelecekti... İstanbul'a döndüğümüzde,
lisans ''İçmimarlık'' ve lisansüstü ''Kullanım Dönüşümü'' seçme
derslerinde öğrencilerimizle birlikte ''Endüstriyel arkeoloji kapsamındaki
binalarda işlev dönüşümü'' başlığında çalışmalar yaptık. Bu
konudaki birikimlerimizin artması sonucunda da önümüzdeki yarıyılda başlamak
üzere ''Endüstriyel Arkeoloji'' başlığı altında bir seçme ders açtık.
Bazı örnekler
Endüstri mirası, sanayi devrimini yaşamış ülkelerde bir ''kimlik zenginliği''
olarak da çok önemseniyor. Özellikle ''değirmenler'' bu konuda en çok ilgi
gösterilenler arasında...
Örneğin Yunanistan'dan Hollanda 'ya kadar, yeldeğirmenleri konusunda çizimler,
fotoğraflar, bilgiler, bunları koruyan sivil toplum örgütleri, eğitim amaçlı
rotalar konusunda bilgiler, bu çalışmaları yürüten okullarda
bulunabiliyor... Ege bölgemizdeki daire planlı taş gövdeli yeldeğirmenlerimiz
konusundaki bilgileri bile, işte bu yabancı kaynaklardan bulabiliyoruz...
Diğer yandan İngiltere 'de değirmen vakıfları değirmenlere geziler düzenleyerek
tanıtım toplantıları yapmakta, bu çalışmalara yerel yönetimler de destek
vermekteler...
Ülkü Antınoluk'un verdiği bilgilere göre; Suffolk ilçe meclisi
Buttrum's Mill' in
(1837) kullanımı için daha 1950'de karar almıştır. Bursledon Windmill
(1813), 1976- 1991 arasında Hampshire Binaları Koruma ve Bakım Vakfı tarafından
onarılmış. Bina halen manuel sistemiyle buğday öğütmeye devam ediyor...
Eling Tide Mill gibi çok işlevli değirmenler tahıl öğütülmesi, tomruk
kesilmesi, kâğıt imalatı, baharat öğütme işlevlerine karşılık verecek
biçimde yapılmışlar ve günümüzde de kullanılıyor...
Anadolu ise antik geçmişiyle zeytin ve zeytinyağı ülkesi.
Bugünün Türkiyesi'nde zeytinyağı doğal üretim yöntemlerine ait işlikler
de hızla yitip gitmekte. Manuel makinelerle çalışan terk edilmiş fabrikaların
demir aksamı hurdacılara satılmakta, özgün binaları da yıkıyorlar...
Bizdeki girişimler
İstanbul, Kadıköy Hasanpaşa Gazhanesi Gönüllüleri Derneği'nin yaptığı
etkinlikler ve çalışmalar, endüstriyel arkeoloji konusunun Türkiye gündemine
gelmesinde çok önemli rol oynadı. Urla 'daki Klozomenia antik yerleşmesi
kapsamında bulunan zeytinyağı ve demir işliği çalışmaları ve bu konuda
hazırlanan web sayfaları, endüstriyel arkeolojinin antikite dönemine ait
bilgiler veriyor... Haliç Hasköy'de, Osmanlı Dönemi'nde gemi çapası üreten
Lengerhane binası (1994) ve karşısındaki tersanenin (2001) Rahmi Koç Sanayi
Müzesi olarak kullanıma açılmış olması da çok önemli bir gelişme... Bütün
bunlar, YTÜ'deki adımlarla da birleştiğinde, endüstriyel arkeoloji
konusunda ülkemizin de dünyadaki çabalara katkıda bulunabileceğini gösteriyor...
Yeter ki ''yaratıcı aklın'' bugünlere dek ulaşabilen hünerleri,
Birgi'deki değirmen gibi yok olup gitmeden bir an önce koruma altına alınabilsin...
Cumhuriyet - Oktay Ekinci
|