reklam

10 Ocak 2003 Cuma
Ana Sayfa
>
Haberler

Ulusal arkeoloji sorunu

Türk burjuvazisinin eski eser biriktirmeye yeterince ilgi göstermemesi nedeniyle tüm çabalara rağmen arkeoloji Türkiye'de olması gereken yerde değil

Aydın Doğan Vakfı'nın arkeoloji ödülü verme kararı ne kadar övülse azdır. Nice zamandır niçin bizde böyle bir ödül olmadığı konusunda düşünüp duruyordum ki, gazetede ödülün duyurusunu gördüm.

Öteden beri arkeolojiye duyduğum yakın ilgi bir yana, bu eksiklik kafama geçen yıllarda katıldığım bir Ortadoğu Çalışmaları Vakfı (MESA) toplantısında gördüğüm bir kitapla takıldı. Kitap, Ortadoğu ülkelerindeki ulusal arkeoloji çalışmalarını irdeleyen akademik bir yapıttı. Karıştırdığımda tüm Ortadoğu ülkelerinin teker teker bu alandaki öykülerini anlattığını görmüş, fakat Türkiye'yle ilgili tek satıra rastlamamıştım. Oysa Türkiye, hem ulusal arkeolojisinin sistemleştirilmesi açısından önemli girişimlerde bulunmuş bir ülkeydi, hem de Ortadoğu kültürünün anlaşılmasında kilit rol oynuyordu.

Buna rağmen bu konuda herhangi bir çalışma yapılmamış olması arkeologlar kadar, belki onlardan daha çok Türkiye'de, şimdi 'kültürel çalışmalar/araştırmalar' diye bilinen alanda bulunan akademisyenlerindi. Hiçbir şeyimiz üstünde düşünmediğimiz gibi bu ulusal arkeoloji süreci ve onun diğer açılımları üstünde de düşünmemiştik. O gün bugündür, kafamda bir yerlerde bu konuyla ilgili bir makale yazmakta, onun gerektirdiği araştırmaları yapmaktayım.

Milliyetçilikle gelen özenti
Bu konuya bakarken göz önünde tutulacak şeyler elbette arkeolojinin kendisiyle ilgili de değil, sınırlı da. Ulusal arkeoloji kurma kararı, başka bir çok şey gibi, 19. yüzyılda, onun milliyetçi yaklaşımları ve ulusal kimlik ortaya koyma çabaları içinde belirmişti. Özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında kendisini gösteren neo-romantik açılımlar, onun antik Yunan ve Roma'yı keşfetme çabaları, bu süreci beslemişti. Avrupa, kendisini Yahudi-Yunan /Roma-Hıristiyan geleneğinin ta kendisi olarak gördüğünden geçmişini, aramaya karar verdiğinde ve bunu 'klasik lise (jimnazyum)' ile birleştirdiğinde arkeolojinin bilim olarak da bilinç olarak da temeli dolaylı yoldan atılmıştı.

Batı'nın bu konuda önemli bir kısıtlaması vardı: Batı, köklerini kendisinin olmayan topraklarda arayacaktı ki, bu da Ortadoğu ve Anadolu idi. Schleimann'ın Troya kazısı bu yoldaki en önemli adımlardan birisiydi. Çünkü, bu macera ve hayalperest adam bir efsanenin elle tutulur hale gelebileceğini, her şeyin mümkün olabileceğini gösteriyordu. Aynı şey farklı parçaları farklı yerlerde bulunan Gılgamış Destanı için de geçerliydi.

Bu iş belli bir düzeye vardığında ve Ortadoğu ülkeleri, özellikle de Türkiye, bağımsızlığını ele geçirdiğinde, arkeolojiyi ikili bir amaç için kullandı. Hem onu kendi ellerine alarak Batı'ya karşı sürdürdüğü 'antiemperyalist' mücadelenin bir unsuru haline getirdi hem de onu ulusal kimliğini kurmanın bir aracı olarak değerlendirdi. Türkiye'de Sümerolojinin, Hititolojinin hem de o kadar erken bir tarihte birer bilimsel çalışma alanı haline getirilmesinin altında yatan hep bu düşüncedir. Bu düşünce zaman içinde Yahya Kemal ve Yakup Kadri'nin 'Nev Yunanilik' iddiasından Eyüboğlu-Balıkçı-Erhat üçlüsünün Mavi Anadolu kurmacasına kadar uzanan geniş bir alanı kapsar. 

Bunca etkinliğe karşın arkeoloji Türkiye'de olması gereken yerde değil. Okullardan mezun olan öğrenciler için çalışma alanı yok denecek kadar az. Kürsüler kapatılıyor. 1000 yıllık Bizans'ın başkentinde oturuyoruz Bizantologlarımız yok. Hele neredeyse bizim malımız olan 'klasik dönem' düşünüldüğünde daha da düşkün bir vaziyetteyiz. Kazılara ödenek bulunmadığını, elde edilen malzemenin değerlendirilemediğini, müzelerin bitkin halini, eski eser kaçakçılığının boyutlarınıysa Kültür Bakanlığı'ndaki danışmanlığım sırasında yakından izlemiştim. Oysa, o kazılarda çıkarılan ve araziye terk edilen yapıtlar hiç değilse yöre okullarına taşınıp orada öğrencilerle iç içe yaşatılabilirdi. Bu da yapılmadı. Benim arkeolojiye dönük ilgim de, başka birçok şeyin yanı sıra, Freud'a olan merakım ve insanın yeryüzü serüvenine duyduğum derin hayranlıkla başladı. Bugün, Batı metafiziğinin en önemli çözümlemecisi sayılan, hatta kendisi bir 'arkeolog' olarak görülen Freud'un bu ilgisi birkaç yönden çarpıcıydı. Her şeyden önce bir 'jimnazyum' mezunuydu. 

Sonra, kim ne derse desin, Freud bir serüvenciydi. Karanlık dehlizlere girmekten ne ürküyor ne de korkuyordu. Üçüncüsü, çoğu Londra'daki evinde bulunan koleksiyonu, ki dünyanın en önemli koleksiyonlarından birisidir, bir sergiyle dünyayı gezmeye çıkarıldığında hazırlanan kitaptan öğreniyoruz ki, şimdi benim her Londra ve New York yolculuğumda mutlaka uğradığım ve müzelerin aksine yapıtları elime alıp, evirip çevirme, sevip okşama olanağını veren mağazalarda, İstanbul'da bir daire fiyatına satılan Mısır, Yunan heykellerini kilo işiyle demir fiyatına satın almıştı. Uzun ömrünün sonuna geldiğindeyse arkeoloji artık bir bilim olmuş, o da bir servetle yaşamaya başlamıştı. (Hayatımda okuduğum en ilginç makalelerden birisinin Freud'un odasının ve üstünde heykellerin durduğu masasının psikanalizini yapan makale olduğunu söyleyeyim.)

Ödülü kim alacak?
Her arkeoloji meraklısı gibi benim de bu konudaki hırsımı kamçılayan ikinci şeyse Ceram'ın, 'Tanrılar, Mezarlar, Bilginler' (Remzi Kitabevi) başlıklı yapıtıydı. Schampollion'un hiyerogliflerin sırrını en yakın rakibini at yarışında olduğu gibi burun farkıyla geçip çözüşünü o anlatıda hayatımdaki bütün polisiye kitaplardan daha büyük bir heyecanla okumuştum.

Şimdi bir yandan Aydın Doğan Vakfı ödülünün kime verileceğini merak ediyor bir yandan da kıvır zıvıra, bir sürü kiçe etekler dolusu para harcayan Türkiye burjuvazisinin bir arkeolojik eser koleksiyonuna sahip olmamasının hiç de yabana atılamayacak bir gösterge oluşturduğunu düşünüp, kendi 'olmayacak' koleksiyonumun hayalini kuruyorum.
Radikal

 

Ocak 2003 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04 05
06 07 08 09 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31
diğer aylar için tıklayın

Diyalog

Kerem Erginoğlu &  Hasan Çalışlar 21 Ocak 2003  günü  Diyalog bölümümüze konuk olacaklar.

Kerem Erginoğlu & Hasan Çalışlar ile ilgili Forum'da başlayan tartışmaya katılmak için tıklayın. 


Vitra - Artema'nın katkılarıyla

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz