|
İstanbul'da 5 bin bina çöker
Her deprem sonrasında ''yaralarını sarmaya çalışan'' Türkiye, gereken
somut adımların atılması halinde bu ''yaraları'' hiç almayabilirdi.
Uzmanlar, öncelikle toplumsal duyarlılığa ihtiyaç olduğunu vurgulayarak
her depremin bir kentin yeniden yapılanması için önemli bir fırsat olduğunun,
ancak İstanbul'un bu şansı da elinden kaçırdığının altını çiziyorlar.
Boğaziçi Üniversitesi (BÜ) Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma
Enstitüsü Deprem Mühendisliği Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa
Erdik , İTÜ Maden Fakültesi Genel Jeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Celal Şengör , BÜ Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırmaları
Enstitüsü Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Aktar sorularımızı yanıtlamaya
devam ediyor.
- Türkiye'nin, bugün geldiği noktada depremin toplumsal yaşam üzerindeki
etkilerini değerlendirir misiniz?
'Deprem=çadır'
Depremden o kadar çok insan mağdur oldu, fakat hemen hemen hiç tepki yok.
Neden tazminat davaları açılmıyor? Barolar, avukat grupları toplumu yönlendirip
aydınlatabilir. Bingöl depremi örneğinden yola çıkarak okulda çocuğu ölen
her vatandaş hukuki olarak hakkını aramalı. Acil yardım ve kurtarma çalışmaları
açısından oldukça iyi duruma geldik. Bir önceki deprem sonrasında yaşadığımız
sorunların büyük bölümünü yaşamayız. Bu büyüklükte bir deprem sonrası
İstanbul'da, Bingöl'deki okul gibi çökecek bina sayısı 3 bin-5 bin civarında.
Bu yüzden büyük bir deprem sonrası acil yardım ve kurtarma çalışmaları
çok şey ifade ediyor. Bizde ''deprem=çadır'' olarak algılanıyor. Ve herkes
yardım bekliyor. Ancak deprem sigortası hak sahipliği sistemini kaldırıyor.
Fakat İstanbul'da zorunlu deprem sigortası yüzde 20 civarında uygulanıyor.
'Diplomalı cahiller yönetiyor'
- Depremler Türkiye'nin bilimle olan ilişkisini nasıl etkiledi?
PROF. DR. CELAL ŞENGÖR - Eski alışkanlıklarımızdan bir türlü
kurtulamıyoruz. Örgütlenmenin temelinde bilim yatar ama bizde bilim işlemiyor.
İnşaat mühendislerinin sesini duyurabilmesi için siyasi irade ile aynı
dalga boyunda olması gerekiyor. Bizi 'diplomalı cahiller' yönetiyor.
- Deprem riskine karşı Türkiye genelinde kısa vadede neler yapılması
gerekiyor?
Türkiye'nin deprem konusunda politikalarının olması gerekiyor. Öncelikle
tüm okullar elden geçirilmeli. İçinde üniversitelerden meslek odalarından,
sivil toplum kuruluşlarından temsilcilerin bulunduğu ''Bağımsız Denetim
Kurumu'' oluşturulmalı. İstanbul'da köprülerin durumu iyi. 30'a yakın köprünün
güçlendirilmesi için çalışmalara başlandı. Hastaneler için de girişimler
var. Okulların gereğinden fazla sağlam olması gerekiyor. Halkın bilinçlenmesi
de şart. Yurttaşlar kullandığı her şeyde TSE garantisi istiyor. O zaman
her veli çocuğunun depremde yıkılmayacak bir okula göndermeyi de istemesi
gerekiyor. Veli dayanışması çok önemli. İstanbul için hazırladığımız
master planı tamamlanmak üzere. Elde ettiğimiz verilere göre İstanbul'un
Merter, Zeytinburnu, Sultanahmet gibi yerleşimleri iç içe geçmiş çok sıkışık
bir yapıya sahip. İstanbul'un kuzeyine doğru cazip alanlar açılmalı.
Evlerin tek tek tamir etmek güçlendirmek de yeterli değil rehabilitasyona
ihtiyaç var.
'Yıkımların olacağı yerler belli'
Deprem aynı zamanda bir kentin yeniden yapılanması için büyük fırsattır.
1999'da bu fırsatı kaçırdık. Elimizde hâlâ planlar yok. Yönetmeliklerin
değişmesi gerekiyor. İstanbul'da 5 bin binanın çökeceğini öngörüyoruz,
az çok hangi bölgeler olacağını da biliyoruz. Bu 5 bin bina için bir an önce
somut adım atılmalı.
ŞENGÖR - Yer bilimi açısından Türkiye'nin tüm sismograf ağı geniş
ve sağlıklı bir hale getirilip tek elde toplanmalı.
'Yasalar aceleyle çıkarıldı'
Prof. Dr. Mustafa Aktar da depremin siyasal yansımalarını ve toplum bilim ilişkisini
şöyle anlattı:
''1999'dan sonra çok sayıda yasa çıktı. Bu, eksikliklerin kabul edilmesi
anlamına da geliyor. Yasaların çıkıyor olması belli bir boşluğun kabul
edildiğini gösteriyor. Bu olumlu bir gelişme. Ama yasaların amaca uygunluğu
tartışılır. Genel olarak bu yasalar pek çok ihtiyaca yanıt vermiyor.
Zorunlu deprem sigortası, acil durum yönetim ile ilgili yasaların içeriği,
ayrıntıları bu durumda daha da önem kazanıyor. Yasaların çoğu aceleyle
çıkarıldı. Yasaların başarısız olması ya da öyle olacağının düşünülmesi
sade yasa yapıcılardan kaynaklanmıyor.
Türkiye'nin heterojen bir yapısı var. Tek bir yasa ile birçok sorunun
çözeleceğini düşünmek ütopiktir. Sorunların bazı yerlerde, merkezi bazı
yerlerde yerel olarak çözülmesi gerekiyor. Bu iki paradigma arasında gidiş
gelişler var. Yerel yetkilerin arttırılması konusunda ortaya çıkmış yeni
bir model yok. Merkezi olduğunda denetim zorlaşıyor. Yerel olduğunda da
teknik yetersizlikler ortaya çıkıyor. Aslında ana bir model yavaş yavaş
ortaya çıkmaya başladı. İhale Yasası'nda var olan üst kurul kavramı bunu
sağlayabilir. Üst kurulu, mutlak suretle Ankara'daki siyasi rüzgârın
etkisinde kalmayıp kamu tüzel kişiliği oluşturmalı.
İdari ve mali yönden özerkliği bulunan bir kurumun daha kalıcı, sağlıklı
politikalar üreteceğine inanıyorum. Zorunlu deprem sigortası da bu konunun
supabıdır. Deprem sayesinde Türkiye'de ilk kez bilime ihtiyaç duyuldu. Ancak
medyada özellikle yer bilimciler arasındaki tartışmalar, bir bilgi
enflasyonuna yol açtı. Tartışırken bilimi batırmamak gerekir. Medyada bu
durumu sömürme eğilimi var. Toplum ilk defa bilimle barışıyor, küserse çok
zor barışırız. Bence yerbilimciler depremle ilgili görevini yerine getirdi,
şimdi bayrağı siyasiler ve idareciler almalı.''
Aktar, deprem riskine karşı alınması gereken önlemleri ise şöyle sıraladı:
''Deprem riskini en aza indirmek için uzun vadeli önlemler gerektiriyor. Şehirleşme,
mikrobölgeleme, yapılaşma ve mevcut yapı stoğunun elden geçirilmesi
konuları ele alınmalı. Kamu tüzel kişiliğine sahip siyasi baskılardan
uzak bir üst kurulun bu konularda gerçekçi politikalar üretebileceğine inanıyorum.
Afet yönetimi ile ilgili önlemler ise daha kısa vadede yanıt verir. Deprem
sonrası acil yardım çalışmalarının tek elde toplanması gerekiyor.''
Cumhuriyet
|