reklam

05 Mayıs 2003 Pazartesi
Ana Sayfa > Haberler

Deniz kilidi: Kilid-ül Bahr

İki metre kalınlığındaki surların arkasında altı metre kalınlığında ve on sekiz metre yüksekliğinde ikinci bir sur daha var... En ortada ise 30 metre yüksekliğinde yedi katlı bir kule yükseliyor... İç surlar kalp şekline benzerken ortadaki kule yonca yaprağını andırıyor.

Sert bir rüzgâr esiyor... Biraz da yağmur var... Gri bulutlar güneşi saklıyor... Kilitbahir Kalesi'nin tepesinden Çanakkale Boğazı'nı seyrediyorum... Gemiler geçiyor... Boğazın karşı yakası Asya, bu yakası Avrupa...

İstanbul'da da öyle değil mi? Üstelik Boğaziçi Köprüsü'nün iki yanına tabela da koydular, ''Asya'' ve ''Avrupa'' diye... Çanakkale Boğazı, İstanbul Boğazı'ndan daha geniş ve daha uzun; üstelik çok daha yeşil ve kıyıları çok daha sakin... Boğazın en dar yeri Çanakkale'nin tam karşısındaki Kilitbahir köyü...

Demek ki Kilitbahir, Avrupa köyü oluyor...

Avrupa'dan bakınca ''dünya'' daha iyi görünüyor... Kafamda hemen dünya haritasını açıyorum; Bering Boğazı, Asya'yı Amerika'dan ayırıyor. Yapay bir boğaz olsa da Süveyş Kanalı Asya'yı Afrika'dan ayırıyor. İstanbul ve Çanakkale boğazları da Asya'yı Avrupa'dan ayırıyor... Kilitbahir Kalesi'nden bir düş yolculuğuna çıkıyorum, yürüye yürüye Bulgaristan, Romanya, Kırım, Gürcistan üzerinden Anadolu'ya girip tam karşımdaki Çanakkale kıyısına varıyorum. Çanakkale ve İstanbul boğazları, Asya'yı Avrupa'dan ayırmıyor!

Aslında Avrupa bir kıta değil...

Asya'nın batıya uzanan bir yarımadası...

1000 yıllık geçmiş İlla bir ad verilecekse Batı Asya!

Dünya haritasında kıtaları, haritayı çizdikleri için Batı Asyalılar belirledi; resmen ayrıcalık yapmışlar ve Ural Dağları'na kadar bir sınır çizip kendilerine kıta yaratmışlar... İtiraz eden de olmadığı için örneğin Sivastopol ya da Soçi, Avrupa'da sayılıyor; aynı topraklarda İzmir ya da Bursa Asya'da kalıyor...

1071'de Malazgirt'ten Anadolu'ya giren Selçuklu, 1080'li yıllarda Kılıç Aslan' ın komutanlarından Kasım 'la Çanakkale Boğazı'ndan Kilitbahir'e, yani Avrupa'ya geçiyor... Demek ki Türklerin Avrupa tarihi 1000 yıllık bir geçmişe dayanıyor... Gel de bunu Avrupalılara anlat!

Aslında Avrupa, Anadolu topraklarındaki uygarlığa öykünür durur...

Karşı kıyıdaki Troya'yı yağlaması bu yüzdendir...

Dişi köpek mezarı

Troya Kralı Priamos 'un karısı; Hektor, Paris ve Kassandra 'nın anası Hekabe 'nin mezarının antik çağda ''dişi köpek mezarı'' adı verilen Kilitbahir'de olduğu varsayılır... ''Dişi köpek mezarı'' adı, Troya Savaşı'nda oğlu Hektor'un ölüsü getirildiğinde Hekabe'nin günler boyu köpek gibi havlamasına bağlanır... Ama bir yandan da İzmirli Homeros , Hekabe'nin asla köpek gibi havlamadığından, Anadolu kadınının ağırbaşlılığı ile davrandığından söz eder... Mitolojideki öykü kazındığı zaman Hekabe'nin altından Anadolu'nun ana tanrıçası Kibele çıkar... Ne varsa Anadolu'da var... Osmanlı'nın ''Rumeli'' olarak andığı Avrupa'ya geçişi Selçuklu'dan çok sonra... Bolayır'daki Çimpe Kalesi Osmanlı'nın Avrupa'daki ilk durağı... Demek ki Kilitbahir'den Çimpe'ye gidilecek...

Ama önce Kilitbahir...

Eceabat'a bağlı bir köy burası... Osmanlı'nın Eceabat'a gelişi 1356 yılında oluyor... Orhan Bey 'in komutanlarından Ace Yakup alıyor beldeyi... Bilge Umar , Türkiye'deki Tarihsel Adlar kitabında ''ace'' nin Türkçe'de kardeş anlamına geldiğini anlatıyor. Ace Yakup, oluyor Eceabat...

Yörede bir Ace Yakup daha var... Yakup'un bir adı da Halil ... 1300'de Gelibolu Yarımadası'na geçiyor... Hacı Bektaş Veli 'nin görevlendirdiği ilk alperenlerden Sarı Saltuk 'un halefi olarak anılıyor...

Yeri gelmişken... Eceabat da Karaca Ahmet Sultan 'ın makamlarından biri sayılıyor; Karaca Ahmet Dede deniyor...

Kilitbahir, Eceabat'ın birkaç kilometre ötesi...

Kilid-ül Bahr...

Deniz kilidi...

Amaç İstanbul'u korumak

Eceabat'tan sonra yol, tıpkı 40 yıl önceki gibi daracık... Belki 400 yıl önce de böyleydi... Denizden bir karış yukarıda, kıvrılarak gidiyor... İstanbul'dan Çanakkale'ye gelen otobüsler için son durak Kilitbahir olurdu... Otobüsler, karşı yakaya geçmez; yolcularını deniz motorları ile gönderirdi... Boğazda fırtına varsa, yolcular Kilitbahir'in balıkçı kahvelerinde beklerdi...

II. Mehmet , nasıl ki İstanbul'u kuşatırken gelecek yardımı kesmek için Rumelihisarı'nı yaptırıyor... İstanbul'u aldıktan 10 yıl sonra bu kez İstanbul'a yönelecek saldırıları önlemek için Çanakkale Boğazı'nın en dar yerine Çimenlik Kalesi'ni ve karşısına Kilitbahir Kalesi'ni yaptırıyor...

Kilitbahir, kale içinde bir kale...

Denize doğru uzanan bir yamaca inşa edilen kalenin surları iki metre kalınlığında, 221 metre boyunda, 120 metre eninde.... Buraya dış kale deniyor... Bir de ikinci dış kale var.... Bu kez üç bölümden oluşan surlar altı metre genişliğinde ve 18 metre yüksekliğinde... Çanakkale'den bakınca ikinci dış kale bir kalbi andırıyor... Hani, ağaç gövdesine çizilen kalpler vardır ya.. onun gibi... Ve en içte iç kale... Ya da sarı kule... Kanuni Sultan Süleyman 'ın 1582'de yaptırdığı kule 30 metre yüksekliğinde... Burası da bir yonca yaprağını andırıyor... Zamanında yedi katlı olan kulenin içi, ahşap döşemeleri yıkıldığı için artık tek kat!

Piri Reis , Kitab-ı Bahriye'de Çanakkale'nin Rumeli tarafındaki kaleye Kilid-ül Bahr denmesinin nedenini, boğazdan geçen gemilerin geçiş parasını buraya ödemesinden geldiğini yazıyor... Fakat, Kilitbahir kıyısı gemilerin durup demirlemesine uygun değil... Hem derin, hem akıntısı çok... Bir süre sonra geçiş parası, Çanakkale'den alınmaya başlanıyor...

Onbaşı Seyit'in efsanesi

Kilitbahir, tabii ki Gelibolu Yarımadası'nda Çanakkale Savaşları'nın en şiddetli yaşandığı yerlerden biri ve Kilitbahir Kalesi de en önemli savunma noktalarından biri... Ve savaşın en büyük efsanelerinden biri Kilitbahir Kalesi'nin az ötesinde yazılıyor... Kıyıdaki bataryanın cephanesi bitmiş... Bir İngiliz zırhlısı boğazı geçmeye çalışırken, onbaşı Seyit , 216 okka ağırlığındaki top mermisini tek başına kucaklayıp getiriyor... O mermi ile düşman gemisi ağır bir yara alıyor; serseri mayın gibi sürüklenirken Nusret'in döşediği mayınlara çarpıp batıyor...

Avrupa'nın emperyalist yüzü Batı Asya'nın bu kıyısında boğuluyor...

Kilitbahir Kalesi'nin ikinci dış kalesindeki merdivenler sanki gökyüzüne doğru uzanıyor...

Rüzgâr daha sertleşiyor...

Yağmur hızlanıyor...

Kalenin önündeki hediyelik eşya satıcıları boşuna müşteri bekliyor...

Birkaç otomobil alabilen tekneler, Eceabat'taki araba vapurları ile yarışıyor...

Kilitbahir'de hayat, tarihin içinde sessizce akıp gidiyor...
Cumhuriyet

 

Mayıs 2003 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04
05 06 07 08 09 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31
diğer aylar için tıklayın

Platform

"Yerel Yönetimler ve Mimarlık" tartışılıyor.

Forum'da başlayan tartışmaya şimdi katılmak için tıklayın.  Tartışma 12 Mayıs'ta İTÜ Mimarlık Fakültesi 109 No'lu Salon' da davetli konuşmacılar ile son bulacak.

Yönetici: İhsan Bilgin
Konuşmacılar:
Cem İlhan, Nevzat Sayın, Hasan Topal

Lamp 83' ün katkılarıyla

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz