|
Deniz kilidi: Kilid-ül Bahr
İki metre kalınlığındaki surların
arkasında altı metre kalınlığında ve on sekiz metre yüksekliğinde ikinci
bir sur daha var... En ortada ise 30 metre yüksekliğinde yedi katlı bir kule
yükseliyor... İç surlar kalp şekline benzerken ortadaki kule yonca yaprağını
andırıyor.
Sert bir rüzgâr esiyor... Biraz da yağmur var... Gri bulutlar güneşi
saklıyor... Kilitbahir Kalesi'nin tepesinden Çanakkale Boğazı'nı
seyrediyorum... Gemiler geçiyor... Boğazın karşı yakası Asya, bu yakası
Avrupa...
İstanbul'da da öyle değil mi? Üstelik Boğaziçi Köprüsü'nün iki yanına
tabela da koydular, ''Asya'' ve ''Avrupa'' diye... Çanakkale Boğazı, İstanbul
Boğazı'ndan daha geniş ve daha uzun; üstelik çok daha yeşil ve kıyıları
çok daha sakin... Boğazın en dar yeri Çanakkale'nin tam karşısındaki
Kilitbahir köyü...
Demek ki Kilitbahir, Avrupa köyü oluyor...
Avrupa'dan bakınca ''dünya'' daha iyi görünüyor... Kafamda hemen dünya
haritasını açıyorum; Bering Boğazı, Asya'yı Amerika'dan ayırıyor. Yapay
bir boğaz olsa da Süveyş Kanalı Asya'yı Afrika'dan ayırıyor. İstanbul ve
Çanakkale boğazları da Asya'yı Avrupa'dan ayırıyor... Kilitbahir
Kalesi'nden bir düş yolculuğuna çıkıyorum, yürüye yürüye Bulgaristan,
Romanya, Kırım, Gürcistan üzerinden Anadolu'ya girip tam karşımdaki Çanakkale
kıyısına varıyorum. Çanakkale ve İstanbul boğazları, Asya'yı Avrupa'dan
ayırmıyor!
Aslında Avrupa bir kıta değil...
Asya'nın batıya uzanan bir yarımadası...
1000 yıllık geçmiş İlla bir ad verilecekse Batı Asya!
Dünya haritasında kıtaları, haritayı çizdikleri için Batı Asyalılar
belirledi; resmen ayrıcalık yapmışlar ve Ural Dağları'na kadar bir sınır
çizip kendilerine kıta yaratmışlar... İtiraz eden de olmadığı için örneğin
Sivastopol ya da Soçi, Avrupa'da sayılıyor; aynı topraklarda İzmir ya da
Bursa Asya'da kalıyor...
1071'de Malazgirt'ten Anadolu'ya giren Selçuklu, 1080'li yıllarda Kılıç
Aslan' ın komutanlarından Kasım 'la Çanakkale Boğazı'ndan Kilitbahir'e,
yani Avrupa'ya geçiyor... Demek ki Türklerin Avrupa tarihi 1000 yıllık bir
geçmişe dayanıyor... Gel de bunu Avrupalılara anlat!
Aslında Avrupa, Anadolu topraklarındaki uygarlığa öykünür durur...
Karşı kıyıdaki Troya'yı yağlaması bu yüzdendir...
Dişi köpek mezarı
Troya Kralı Priamos 'un karısı; Hektor, Paris ve Kassandra 'nın anası
Hekabe 'nin mezarının antik çağda ''dişi köpek mezarı'' adı verilen
Kilitbahir'de olduğu varsayılır... ''Dişi köpek mezarı'' adı, Troya Savaşı'nda
oğlu Hektor'un ölüsü getirildiğinde Hekabe'nin günler boyu köpek gibi
havlamasına bağlanır... Ama bir yandan da İzmirli Homeros , Hekabe'nin asla
köpek gibi havlamadığından, Anadolu kadınının ağırbaşlılığı ile
davrandığından söz eder... Mitolojideki öykü kazındığı zaman
Hekabe'nin altından Anadolu'nun ana tanrıçası Kibele çıkar... Ne varsa
Anadolu'da var... Osmanlı'nın ''Rumeli'' olarak andığı Avrupa'ya geçişi
Selçuklu'dan çok sonra... Bolayır'daki Çimpe Kalesi Osmanlı'nın
Avrupa'daki ilk durağı... Demek ki Kilitbahir'den Çimpe'ye gidilecek...
Ama önce Kilitbahir...
Eceabat'a bağlı bir köy burası... Osmanlı'nın Eceabat'a gelişi 1356 yılında
oluyor... Orhan Bey 'in komutanlarından Ace Yakup alıyor beldeyi... Bilge Umar
, Türkiye'deki Tarihsel Adlar kitabında ''ace'' nin Türkçe'de kardeş anlamına
geldiğini anlatıyor. Ace Yakup, oluyor Eceabat...
Yörede bir Ace Yakup daha var... Yakup'un bir adı da Halil ... 1300'de
Gelibolu Yarımadası'na geçiyor... Hacı Bektaş Veli 'nin görevlendirdiği
ilk alperenlerden Sarı Saltuk 'un halefi olarak anılıyor...
Yeri gelmişken... Eceabat da Karaca Ahmet Sultan 'ın makamlarından biri
sayılıyor; Karaca Ahmet Dede deniyor...
Kilitbahir, Eceabat'ın birkaç kilometre ötesi...
Kilid-ül Bahr...
Deniz kilidi...
Amaç İstanbul'u korumak
Eceabat'tan sonra yol, tıpkı 40 yıl önceki gibi daracık... Belki 400 yıl
önce de böyleydi... Denizden bir karış yukarıda, kıvrılarak gidiyor... İstanbul'dan
Çanakkale'ye gelen otobüsler için son durak Kilitbahir olurdu... Otobüsler,
karşı yakaya geçmez; yolcularını deniz motorları ile gönderirdi... Boğazda
fırtına varsa, yolcular Kilitbahir'in balıkçı kahvelerinde beklerdi...
II. Mehmet , nasıl ki İstanbul'u kuşatırken gelecek yardımı kesmek için
Rumelihisarı'nı yaptırıyor... İstanbul'u aldıktan 10 yıl sonra bu kez İstanbul'a
yönelecek saldırıları önlemek için Çanakkale Boğazı'nın en dar yerine
Çimenlik Kalesi'ni ve karşısına Kilitbahir Kalesi'ni yaptırıyor...
Kilitbahir, kale içinde bir kale...
Denize doğru uzanan bir yamaca inşa edilen kalenin surları iki metre kalınlığında,
221 metre boyunda, 120 metre eninde.... Buraya dış kale deniyor... Bir de
ikinci dış kale var.... Bu kez üç bölümden oluşan surlar altı metre genişliğinde
ve 18 metre yüksekliğinde... Çanakkale'den bakınca ikinci dış kale bir
kalbi andırıyor... Hani, ağaç gövdesine çizilen kalpler vardır ya.. onun
gibi... Ve en içte iç kale... Ya da sarı kule... Kanuni Sultan Süleyman 'ın
1582'de yaptırdığı kule 30 metre yüksekliğinde... Burası da bir yonca
yaprağını andırıyor... Zamanında yedi katlı olan kulenin içi, ahşap döşemeleri
yıkıldığı için artık tek kat!
Piri Reis , Kitab-ı Bahriye'de Çanakkale'nin Rumeli tarafındaki kaleye
Kilid-ül Bahr denmesinin nedenini, boğazdan geçen gemilerin geçiş parasını
buraya ödemesinden geldiğini yazıyor... Fakat, Kilitbahir kıyısı gemilerin
durup demirlemesine uygun değil... Hem derin, hem akıntısı çok... Bir süre
sonra geçiş parası, Çanakkale'den alınmaya başlanıyor...
Onbaşı Seyit'in efsanesi
Kilitbahir, tabii ki Gelibolu Yarımadası'nda Çanakkale Savaşları'nın en
şiddetli yaşandığı yerlerden biri ve Kilitbahir Kalesi de en önemli
savunma noktalarından biri... Ve savaşın en büyük efsanelerinden biri
Kilitbahir Kalesi'nin az ötesinde yazılıyor... Kıyıdaki bataryanın
cephanesi bitmiş... Bir İngiliz zırhlısı boğazı geçmeye çalışırken,
onbaşı Seyit , 216 okka ağırlığındaki top mermisini tek başına kucaklayıp
getiriyor... O mermi ile düşman gemisi ağır bir yara alıyor; serseri mayın
gibi sürüklenirken Nusret'in döşediği mayınlara çarpıp batıyor...
Avrupa'nın emperyalist yüzü Batı Asya'nın bu kıyısında boğuluyor...
Kilitbahir Kalesi'nin ikinci dış kalesindeki merdivenler sanki gökyüzüne
doğru uzanıyor...
Rüzgâr daha sertleşiyor...
Yağmur hızlanıyor...
Kalenin önündeki hediyelik eşya satıcıları boşuna müşteri
bekliyor...
Birkaç otomobil alabilen tekneler, Eceabat'taki araba vapurları ile yarışıyor...
Kilitbahir'de hayat, tarihin içinde sessizce akıp gidiyor...
Cumhuriyet
|