|
Orman Arazilerinin Satışı
Bir dönem milletvekilliği de yapmış bulunan Prof. Dr. Ali Kemal Yiğitoğlu
, Türkiye ormancılığında bir reform yasası olarak görülen 3116 sayılı
Orman Yasası'nın çıkış öncesindeki mücadelelerinde -1936'da- ''Türkiye'nin
ormancılık oluş tarihi yazılmak istenirse, bunun, bir orman yıkım
tarihinden başka bir şey olmadığı görülür'' demiştir.
1866-1877 yılları arasında Anadolu'dan Balkanlar'a Osmanlı Devleti
ormanlarını inceleme olanağı bulmuş olan Fransız uzman A. Bricogne, özellikle
Anadolu'daki harap orman tablosu karşısında: ''Bu kadar az bir insan nüfusunun
-Cumhuriyet'in başlarında Türkiye nüfusunun 13 milyon civarında olduğunu
anımsayalım- T. G.- böylesine bir orman yıkımına neden olması insanı
hayretlere düşürmektedir'' demekten kendini alamamıştır.
Şüphesiz bu değerlendirmeler, politikacının, ormanları ''oy avcılığı''
na yönelik bir politik çıkar aracı olarak görme alışkanlığını henüz
kazanmasından önceki uygulamalara dayanmaktadır.
Bu uygulamalar ise bir taraftan ormanlardan herkesin serbestçe yararlandığı
''cibal-i mübaha'' sistemi uygulamaları, diğer taraftan da rahatlıkla ''özel
sektör ormancılığı'' diyebileceğimiz ''müteahhit'', ''mültezim'' (bir
pay karşılığı iş yapan) ve ayrıcalıklı yerli yabancı şirketler eliyle
yürütülen ve doğa harikası orman havzalarında büyük yıkımlara neden
olan ''müstemleke ormancılığı'' tarzındaki hoyratça uygulamalar idi.
Acaba, bu iki değerli insan, bugünkü Anadolu'nun ormanı, merası ve
erozyondan inleyen toprağının harap halini görselerdi ne derlerdi? İşte,
1937 yılında yürürlüğe giren 3116 sayılı yasa, bu kötü gidişe ''dur''
diyen ve devlet eliyle orman işletmeciliği esasını getiren bir ''tepki''
yasası olmuştur.
1946 yılında çok partili döneme geçişle birlikte, daima orman köylümüzün
'oy' una göz dikilerek ormanlar açık bir biçimde politikaya alet edilmiş,
bu alet etme Demokrat Parti ile doruğa (zirveye) ulaşmıştır. 1950-1958 yılları
arasında orman suçlarına tam 4 kez af getirilmiş, 1956'da da yeni bir temel
orman yasası (6831 sayılı yasa) çıkarılmıştır. Bu yasanın 2.
maddesiyle orman rejimi dışına çıkarma işlemleri ilk kez uygulamada yer
almaya başlamıştır.
Bugün orman köylümüzü yakından ilgilendiren 1983 yılında 2986 sayılı
yasa ile yapılan değişiklikle ''2/B'' olarak anılmaya başlayan uygulamanın
temeli, önce 1956 yılına, daha sonra 1973 yılında 1744 sayılı yasa ile
yapılan değişikliğe dayanmaktadır.
Bu uygulamalar başta akademik çevreler, ormancı meslek örgütleri, hukuk
çevreleri ve basın olmak üzere ülkenin aydın kesiminde büyük bir tepkinin
oluşmasına neden olmuş ve bu tepki 131. madde ile 1961 Anayasası'na, daha
sonra da 169 ve 170. maddeleriyle de 1982 Anayasası'na yansımıştır.
Anayasaların ormanlarla ilgili bu maddeleri incelendiğinde: ''Ormanlara
zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların
tahribine yol açan siyasal propaganda yapılamaz; özellikle orman suçları için
genel ve özel af çıkarılamaz....'' gibi hükümlerin ormanları korumaya yönelik
olarak, açıkça çirkin politika ve politikacılara karşı birer güvensizlik
belgesi olarak örülmüş kale burçları gibi durduğu görülür. Ne var ki,
günümüz iktidarı ile pek çok burçlar devrilirken anayasanın 169 ve 170.
maddeleri ile de oynanma -politikaya alet etme, açmalarla işlenmiş orman suçlarına
af getirme, orman sınırlarında daraltma yapma vb.- ihmal edilmemiştir.
169. maddenin 2. paragrafında yer alan ''Devlet Ormanı Kanunu'na göre,
devletçe yönetilir ve işletilir'' cümlesine ''işlettirilir'' sözcüğünün
de eklenmesiyle eski bir yara deşilmekte ve sınıfta kalmış özel ormancılık
hortlattırılmaya çalışılmaktadır. Oysa yürürlükte bulunan 6831 sayılı
Orman Yasası'nın pek çok maddesi pek çok ormancılık hizmetlerinin özel
sektör eliyle yaptırılmasına olanak tanımakta, bu konuda bir yasa boşluğu
bulunmamaktadır.
170. maddede yapılan değişiklikle, ''2/B'' maddesi uygulamaları ile orman
rejimi dışına çıkarılan arazilere, orman köylüsü dışındakilere de
devir, tahsis, terk, kiraya verme, ayni hak tesisi ve satış olanağı
getirilmekte; bu konuda -açma ve yerleşme- anayasa ve yasa suçu işlemiş
olanlar affedilerek orman köylüsü, şehirlisi ve kasabalısı ile birlikte
aynı suçlara özendirilmektedir.
Bazı konular vardır ki, ''şüyuu vukuundan beter'' dir. İşte ormanlar ve
ormancılık da ''halk-orman ilişkisi'' açısından böylesine duyarlı bir
konudur. Bu ülkede ne zaman ki bir ''orman suçlarına af'' sözcüğü ağızlarda
dolanmaya başlamış ise ormanlar büyük bir kıyımla karşı karşıya kalmıştır.
Maalesef hep ''açan'' kazanmış, ''açan'' a getirilen her ''af'' yeni açmalar
için yeni bir gerekçe ve yeni bir umut oluşturmuştur.
Bu ülkede, orman yasalarıyla oynandığı kadar hemen hemen hiçbir yasa
ile oynanmamıştır. TBMM'nin kuruluşundan günümüze, anayasalar da dahil,
orman-ormancılık ve orman köylüsü ile ilgili 40'a yakın yasa çıkarılmış
ve her seferinde hep orman köylüsüne bir şeyler verilmesi amaçlandığı söylenmiş
olmasına karşın sonuç ortadadır: Aradan geçen 83 yıl..kişi başına yıllık
geliri 250-300 doları aşmayan 7.5 milyon orman köylüsü... 10 milyon keçi
ve ilkel hayvancılık... 20 bin 293 orman köyü... Demek ki yasalarla
oynamakla bir yere varılamamış.
Biz ormancılar, hukuk çevreleri ve bu ülkenin aydın insanları şüphesiz
''bu filmi'' ilk kez seyretmiyoruz. Hiçbir alım gücü olmayan orman köylüsüne
hangi ''öncelik'' tanınacaktır? Orman köylüsünün yararına ise 34 sivil
toplum örgütünden ayrı olarak Ormancılık Kooperatifleri Merkez Birliği
(OR-KOOP/21 birliğe bağlı 1200 kooperatif) niçin bu düzenlemeye karşıdır?
Balıkesir SEKA Fabrikası'na -1.475.000 m2 arazisiyle birlikte- 1.2 milyon
dolar fiyat biçenler mi ''5 milyar m2'' (?) orman arazisinden 25 milyar dolar
beklemektedirler?
Anayasanın 170. maddesinde yapılmaya çalışılan değişiklik suça özendirmekten,
sayın Cumhurbaşkanı'nın ''veto'' gerekçesinde vurguladığı gibi ''şagiller''
in/işgalcilerin ödüllendirilmesinden ve yeni açmalara hukuksal dayanaklar
oluşturulmasından başka bir şey değildir.
Evet, 170. maddede küçük bir değişiklik yapılması ve birikmiş
sorunlara bir çözüm getirilmesi bir ihtiyaçtır; ancak tam bir ''toplumsal
uzlaşı'' sağlanmak, 70 milyon insanın hakkı korunmak ve parasal da olsa suça
özendirici değil ''caydırıcı'' yaptırımlar getirilmek kaydı ile...
TEMA Mütevelli Heyeti Başkanı Sevgili ''Toprak Dede'' Hayrettin Karaca,
''m2'si 8 milyona satılık orman arazisi'' diye feryada başlamıştır. Bu
feryadın ''koro'' ya dönüşeceği kesindir.
Cumhuriyet-Turhan GÜNAY Orman Bakanlığı
Emekli Müsteşarı
|