reklam

21 Haziran 2003 Cumartesi
Ana Sayfa > Haberler

Orman Arazilerinin Satışı

Bir dönem milletvekilliği de yapmış bulunan Prof. Dr. Ali Kemal Yiğitoğlu , Türkiye ormancılığında bir reform yasası olarak görülen 3116 sayılı Orman Yasası'nın çıkış öncesindeki mücadelelerinde -1936'da- ''Türkiye'nin ormancılık oluş tarihi yazılmak istenirse, bunun, bir orman yıkım tarihinden başka bir şey olmadığı görülür'' demiştir.

1866-1877 yılları arasında Anadolu'dan Balkanlar'a Osmanlı Devleti ormanlarını inceleme olanağı bulmuş olan Fransız uzman A. Bricogne, özellikle Anadolu'daki harap orman tablosu karşısında: ''Bu kadar az bir insan nüfusunun -Cumhuriyet'in başlarında Türkiye nüfusunun 13 milyon civarında olduğunu anımsayalım- T. G.- böylesine bir orman yıkımına neden olması insanı hayretlere düşürmektedir'' demekten kendini alamamıştır.

Şüphesiz bu değerlendirmeler, politikacının, ormanları ''oy avcılığı'' na yönelik bir politik çıkar aracı olarak görme alışkanlığını henüz kazanmasından önceki uygulamalara dayanmaktadır.

Bu uygulamalar ise bir taraftan ormanlardan herkesin serbestçe yararlandığı ''cibal-i mübaha'' sistemi uygulamaları, diğer taraftan da rahatlıkla ''özel sektör ormancılığı'' diyebileceğimiz ''müteahhit'', ''mültezim'' (bir pay karşılığı iş yapan) ve ayrıcalıklı yerli yabancı şirketler eliyle yürütülen ve doğa harikası orman havzalarında büyük yıkımlara neden olan ''müstemleke ormancılığı'' tarzındaki hoyratça uygulamalar idi. Acaba, bu iki değerli insan, bugünkü Anadolu'nun ormanı, merası ve erozyondan inleyen toprağının harap halini görselerdi ne derlerdi? İşte, 1937 yılında yürürlüğe giren 3116 sayılı yasa, bu kötü gidişe ''dur'' diyen ve devlet eliyle orman işletmeciliği esasını getiren bir ''tepki'' yasası olmuştur.

1946 yılında çok partili döneme geçişle birlikte, daima orman köylümüzün 'oy' una göz dikilerek ormanlar açık bir biçimde politikaya alet edilmiş, bu alet etme Demokrat Parti ile doruğa (zirveye) ulaşmıştır. 1950-1958 yılları arasında orman suçlarına tam 4 kez af getirilmiş, 1956'da da yeni bir temel orman yasası (6831 sayılı yasa) çıkarılmıştır. Bu yasanın 2. maddesiyle orman rejimi dışına çıkarma işlemleri ilk kez uygulamada yer almaya başlamıştır.

Bugün orman köylümüzü yakından ilgilendiren 1983 yılında 2986 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle ''2/B'' olarak anılmaya başlayan uygulamanın temeli, önce 1956 yılına, daha sonra 1973 yılında 1744 sayılı yasa ile yapılan değişikliğe dayanmaktadır.

Bu uygulamalar başta akademik çevreler, ormancı meslek örgütleri, hukuk çevreleri ve basın olmak üzere ülkenin aydın kesiminde büyük bir tepkinin oluşmasına neden olmuş ve bu tepki 131. madde ile 1961 Anayasası'na, daha sonra da 169 ve 170. maddeleriyle de 1982 Anayasası'na yansımıştır.

Anayasaların ormanlarla ilgili bu maddeleri incelendiğinde: ''Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahribine yol açan siyasal propaganda yapılamaz; özellikle orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz....'' gibi hükümlerin ormanları korumaya yönelik olarak, açıkça çirkin politika ve politikacılara karşı birer güvensizlik belgesi olarak örülmüş kale burçları gibi durduğu görülür. Ne var ki, günümüz iktidarı ile pek çok burçlar devrilirken anayasanın 169 ve 170. maddeleri ile de oynanma -politikaya alet etme, açmalarla işlenmiş orman suçlarına af getirme, orman sınırlarında daraltma yapma vb.- ihmal edilmemiştir.

169. maddenin 2. paragrafında yer alan ''Devlet Ormanı Kanunu'na göre, devletçe yönetilir ve işletilir'' cümlesine ''işlettirilir'' sözcüğünün de eklenmesiyle eski bir yara deşilmekte ve sınıfta kalmış özel ormancılık hortlattırılmaya çalışılmaktadır. Oysa yürürlükte bulunan 6831 sayılı Orman Yasası'nın pek çok maddesi pek çok ormancılık hizmetlerinin özel sektör eliyle yaptırılmasına olanak tanımakta, bu konuda bir yasa boşluğu bulunmamaktadır.

170. maddede yapılan değişiklikle, ''2/B'' maddesi uygulamaları ile orman rejimi dışına çıkarılan arazilere, orman köylüsü dışındakilere de devir, tahsis, terk, kiraya verme, ayni hak tesisi ve satış olanağı getirilmekte; bu konuda -açma ve yerleşme- anayasa ve yasa suçu işlemiş olanlar affedilerek orman köylüsü, şehirlisi ve kasabalısı ile birlikte aynı suçlara özendirilmektedir.

Bazı konular vardır ki, ''şüyuu vukuundan beter'' dir. İşte ormanlar ve ormancılık da ''halk-orman ilişkisi'' açısından böylesine duyarlı bir konudur. Bu ülkede ne zaman ki bir ''orman suçlarına af'' sözcüğü ağızlarda dolanmaya başlamış ise ormanlar büyük bir kıyımla karşı karşıya kalmıştır. Maalesef hep ''açan'' kazanmış, ''açan'' a getirilen her ''af'' yeni açmalar için yeni bir gerekçe ve yeni bir umut oluşturmuştur.

Bu ülkede, orman yasalarıyla oynandığı kadar hemen hemen hiçbir yasa ile oynanmamıştır. TBMM'nin kuruluşundan günümüze, anayasalar da dahil, orman-ormancılık ve orman köylüsü ile ilgili 40'a yakın yasa çıkarılmış ve her seferinde hep orman köylüsüne bir şeyler verilmesi amaçlandığı söylenmiş olmasına karşın sonuç ortadadır: Aradan geçen 83 yıl..kişi başına yıllık geliri 250-300 doları aşmayan 7.5 milyon orman köylüsü... 10 milyon keçi ve ilkel hayvancılık... 20 bin 293 orman köyü... Demek ki yasalarla oynamakla bir yere varılamamış.

Biz ormancılar, hukuk çevreleri ve bu ülkenin aydın insanları şüphesiz ''bu filmi'' ilk kez seyretmiyoruz. Hiçbir alım gücü olmayan orman köylüsüne hangi ''öncelik'' tanınacaktır? Orman köylüsünün yararına ise 34 sivil toplum örgütünden ayrı olarak Ormancılık Kooperatifleri Merkez Birliği (OR-KOOP/21 birliğe bağlı 1200 kooperatif) niçin bu düzenlemeye karşıdır? Balıkesir SEKA Fabrikası'na -1.475.000 m2 arazisiyle birlikte- 1.2 milyon dolar fiyat biçenler mi ''5 milyar m2'' (?) orman arazisinden 25 milyar dolar beklemektedirler?

Anayasanın 170. maddesinde yapılmaya çalışılan değişiklik suça özendirmekten, sayın Cumhurbaşkanı'nın ''veto'' gerekçesinde vurguladığı gibi ''şagiller'' in/işgalcilerin ödüllendirilmesinden ve yeni açmalara hukuksal dayanaklar oluşturulmasından başka bir şey değildir.

Evet, 170. maddede küçük bir değişiklik yapılması ve birikmiş sorunlara bir çözüm getirilmesi bir ihtiyaçtır; ancak tam bir ''toplumsal uzlaşı'' sağlanmak, 70 milyon insanın hakkı korunmak ve parasal da olsa suça özendirici değil ''caydırıcı'' yaptırımlar getirilmek kaydı ile...

TEMA Mütevelli Heyeti Başkanı Sevgili ''Toprak Dede'' Hayrettin Karaca, ''m2'si 8 milyona satılık orman arazisi'' diye feryada başlamıştır. Bu feryadın ''koro'' ya dönüşeceği kesindir.
Cumhuriyet-Turhan GÜNAY Orman Bakanlığı Emekli Müsteşarı

 

Haziran 2003 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01
02 03 04 05 06 07 08
09 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29

30

diğer aylar için tıklayın

Etkinlik

"Buluşma 7.5" 

İzmir'in tarihinin ve mimari kimliğininin yaşatılması, mimarlık öğrencileriyle birlikte çalışma ve tema doğrultusunda tartışma zemininin hazırlanması amaçlanan organizasyonun teması "KİMLİK-SİZ".

2 - 5 Temmuz 2003, 
DEÜ Mimarlık Fakültesi - İzmir

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz