|
'Koca Sinan' Hapsedilince...
Ünlü İtalyan mimar Paolo Portoghesi yaptığımız bir söyleşide;
''Sinan'a dek İslam ve Batı mimarisi'' demişti, ''yüzyıllarca birbirinden
kopuk, ayrı yollarda yürüdü. Sinan, sentezi yakalayan ilk mimardır. Bu
anlamda mimari tarihinde 'tek' , 'özgün' ve çok 'özel' dir. Batı'da bu
sentezi yakalayan başka mimar yok...''
Valide-i Atik Kulliyesi'ni gezerken Porteghesi'nin sözlerini hatırladım:
Mimari tarihinde 'tek', 'özgün', 'çok özel'... Dünyada bir tane daha Sinan
yok yani... Hesap edin...
Batı ve Doğu'nun bu en ''özgün'' , ''benzersiz'' mımarının son
eseriymiş Valide-i Atik Kulliyesi. İnsan ne bekler? Bu büyük sanat eserinin
özenle korunması, yaşatılması ve bir uygarlık mirası olarak gururla öne
çıkarılmasını değil mi? Tam tersi olmuş. Olabilecek en akıldışı işlere
tahsis edilmiş ''Valide-i Atik'' . Sonunda çürümeye ve yağmaya terk edilmiş.
Yüreğimiz burkuldu gezerken.
Askeri depodan çöplüğe...
Yapıyı bir dönem askeri depo olarak kullanmışlar. Planları Mikelanj tarafından
çizilen bir binayı ''askeri depo'' yapmak gibi bir şey bu. Cephane patlasa
hani, uçup gidecek... Ama ne gam? Sonra daha iyi bir fikir bulmuşlar ve burayı
''akıl hastanesi'' yapmışlar. ''Dışardaki deliler, içerdekilerden fazla''
dedirtecek bu buluştan sonra da '70'li yıllarda ''Toptaş Cezaevi'' ve
''imam-hatip okulu'' olmuş ''Valide-i Atik'' ...
''Duvarların dili olsa da anlatsa'' türü bir öykü. Sonunda eser kaderine
terk edilmiş. İçine tinerciler yerleşmiş. Çöplüğe dönüşmüş ve yağma
edilmiş... Kubbelerin kurşun kaplamaları yok artık. Çalınmış. İçeri sızan
yağmur suları, küf ve rutubet o güzelim kubbeleri, kemerleri, duvarları
kemirmiş.
Sanatın en yücesinden, çöplüğe uzanan bu serüven sırasında oraya
buraya rasgele ilaveler yapılmış. Cezaevi olduğu yıllarda bazı bölümlere
''kat çıkmışlar'' mesela. Topkapı Sarayı'nın kapısını andıran girişteki
o muhteşem kubbenin altına ne idüğü belirsiz kulübeler eklemişler... Akıllarına
estiğince... Hani depremlerde göçüp giden, sonra da mantar gibi aynı yerde
biten apartmanlar var ya, onlar gibi... Rasgele bina muamelesi yapmışlar
Sinan'ın eserine...
''Kendi Kültür Mirasınızı Nasıl Yok Edersiniz'' e dört dörtlük bir
örnek ''Valide-i Atik'' ... Bilmediğimiz böyle başka ne örnekler var kim
bilir? ''Valide-i Atik'' in öyküsünü de Marmara Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Tunç Erem ve MÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Hüsamettin
Koçan sayesinde öğrendik.
Prof. Erem ve Prof. Koçan yapıyı şimdi bir sanat ve kültür merkezine dönüştürme
seferberliği içindeler. Uzun mücadelelerden sonra ''külliye'' yi nihayet üniversite
gibi soylu bir kuruma kazandırmayı başarmışlar. Çöplüğü temizlemişler.
Mekânı kullanılabilir hale getirmişler. Ve uluslararası bir öğrenci
''trienali'' açmışlar...
'Sinan'ın sentezi'
Büyük çabalar ve mutevazı imkânlarla bir araya getirilen bu ilk ''trienal''
çok açıdan çok etkileyici. Sinan'ın 16. yüzyıl mekânına yerleştirilmiş
modern video tasarımları hem çarpıcı tezatlar içeriyor hem de geçmişle günümüz
arasında kopan köprüyü yeniden kuruyor.
''Trienal'' e katılan genç sanatçılar kullandıkları görsel malzeme ile
yapının ''belleğine'' , bu inişli çıkışlı tarihe vurgu yapıyorlar. Her
türlü tahribata maruz kalmış bu değerli eseri düş gücü ve sanatla
yeniden kucaklıyorlar. Klasik/çağdaş sanat arasındaki duvarları yıkıp
ilginç bir ''sentez'' , ''bütünlük'' oluşturuyorlar. Yüzyıllar öncesinde
Sinan zaten ''sentezi'' yakalamış olduğu için bu zor olmamış.
İmarethane, aşhane, şifahane, darül-kura, darül-hadis bölümlerinden
oluşan ''külliyeden'' ayrılmadan önce asırlık ıhlamur ağaçlarının çevrelediği
avluda biraz hayal kurdum. Burda bir klasik müzik konseri dinlediğimi düşledim.
Yapının çeşitli bölümleri içinde iddialı bir ''Mimar Sinan Enstitüsü''
, ''sinema okulu'' , ''sinema müzesi'' , ''modern sanatlar müzesi'' , gençleri
çeken albenili bir ''kahve'' ve İstanbul'un sık mekânları arasına girecek
''in'' bir ''restoran'' hayal ettim.
İş üç nalla bir ata, hayallerimizi gerçekleştirecek sponsorlara kalıyor
bu durumda...
Sinan'ın son eserini İstanbul'un kültür yaşamına kazandıran Prof. Erem
ve Prof. Koçan'a teşekkür ediyoruz. Üsküdar'daki ''Valide-i Atik'' külliyesini
ve 27 Haziran'a dek açık kalacak ''trienali'' siz de görün.
Cumhuriyet - Nilgün Cerrahoğlu
|