|
Doğal sitte yanlış bir değil
AKP iktidarı, Bodrum gibi birinci derecede doğal sit alanlarının
bulunduğu yöreleri korumak bir yana, 'yatırım' adı altında yapılaşmaya açmayı
hedefliyor.
Doğal sitlerde 'yapılaşma oranından' bahsedilmesi bile 'doğal sit'
kavramının ruhuna aykırı. Bir alan ya doğal sit kapsamındadır ya da değildir.
Bu yüzden doğal sitleri derecelendirmek hatalı
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 'Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi
Hakkındaki Kanun'un 6. maddesi uyarınca; 'birinci derecede doğal sitlerde
(D1) 10 bin metrekarenin üzerindeki parsellerin yüzde 3 oranında imara açılmasını,
koruma planı ve uygulama projeleri 21/7/1983 tarih ve 2863 sayılı kanuna göre
oluşturulan alanlarda koruma kurullarınca onaylanmak kaydıyla yapılaşmaya
izin verilmesini' içeren yasa tasarısı görüşüldükten sonra alt komisyona
sevk edilmiştir. Çalışmalarını bitiren komisyon, ilgili yasa tasarısını
üst komisyona havale etmiştir. Tasarıdaki düzenlemeyle devletin taraf olduğu
Paris, Ramsar gibi uluslararası sözleşmelere ve (veya) Orman Kanunu, Milli
Parklar Kanunu, Boğaziçi Kanunu, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı
Kanunu, Kıyı Kanunu gibi ulusal koruma düzenlemelerine tabi olan alanlardaki
D1'ler de tasarı kapsamı dışında tutulmuştur.
Tasarının gerekçeleri ise devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıkların
çözüme kavuşturulması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, yabancı yatırımların
teşvik edilmesi, yerel yönetimlerin mali yapılarının güçlendirilmesi, kişilerin
mülkiyet haklarının kullanılmasına ilişkin mağduriyetlerinin giderilmesi,
Hazine'ye kaynak sağlanması olarak tanımlanmıştır.
Sorunun kökenine inmek
Konunun kamuoyunda sadece yasa tasarısı kapsamında tartışılarak yapılması
öngörülen uygulamanın hükümet nezdindeki gerekçeleri ya da 'bilimsel görüşe
aykırı' ve 'ülkemizin doğal güzellikleri tehdit altında' kapsamında
ortaya konulması eksiklikler taşımaktadır. Çünkü bu yasa tasarısı gündeme
gelmeden önce doğal ve kültürel sitlerin tanımı ve uygulamalarda her şey
'bilimin öngörüsüne' göre mi işliyordu? Mevcut yasal mevzuata karşın doğal
sitlere yönelik uygulamalarda yasadışı uygulamalar hiç yaşanmıyor muydu?
Bu noktada sorunun kökeni gündemde olan yasa tasarısından ziyade doğal sit
kavramı ve uygulamalarında görülmeli, mevcut sorunlarla birlikte ilgili yasa
tasarısı da bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Dünyadaki doğal ve kültürel mirasın korunmasına dair 1972 Paris Sözleşmesi
(Dünyadaki Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair) referans alınarak
hazırlanan 23/07/1983 tarih ve 18113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe
giren 2863 sayılı (3386 sayılı kanunla değişik) Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Kanunu; ayrıcalı niteliklere sahip kültürel ve doğal varlıkların
koruma altına alınmasını amaçlamaktadır. Paris Sözleşmesi evrensel ölçekte,
eşsiz, yeri doldurulamaz ve istisnai değerdeki kültürel ve doğal miras eğer
ülkenin ekonomik, bilimsel ve teknik kaynaklarının yetersizliği nedeniyle
korumaya alınmamışsa; korunması, muhafazası, teşhiri, yenileştirilmesi için
gerekli yasal, bilimsel, teknik, idari, mali önlemleri almanın, araştırma ve
eğitim yapan ulusal ve bölgesel merkezlerin kurulması ve geliştirilmesini
desteklemenin ve bu alandaki bilimsel araştırmaları teşvik etmenin bütün
ulusların ödevi olduğunu kabul etmektedir.
Yeni bir tanım gerekli
Ancak ülkemizde öncelikle doğal peyzajları koruma olgusunun halen ülke
kalkınmasının veya yatırımların önünde bir engel hatta lüks olarak görülmesi
koruma kavramının özünü ve amacını kamuoyunda yanlış mecralara yönlendirmekte,
doğal sit aracı da bu kapsamda yanlış tanımlanmaktadır. Doğal sit tanımı
ve uygulamalarında boşluklu ve birbiriyle çelişen ifadelerin olması,
korumacılık faaliyetlerinin devlet politikalarında yeterince
desteklenmemesini, ülkemiz doğal peyzajlarının her türlü arazi rantına
dayalı baskıların odağında kalmasını getirmektedir.
Bu konuda öncelikle doğal sit uygulamasının diğer doğa koruma statülerinde
ve politikalarında yerinin ne olduğunun net bir şekilde tanımlanması
geremektedir. Yoksa yakın tarihli yerel bir gazetede belirtildiği gibi bir
futbol sahasının bir bölümünün doğal sit olması gibi trajikomik durum
hem doğal sitlerin ve diğer koruma uygulamalarının varlığını hem de
kamuoyunun korumacılık uygulamalarına olan güvenini zedelemektedir.
Yasal mevzuatta konu ele alınacak olursa; doğal sit tanımı, dereceleri ve
yapılaşma kriterleri birbirine tamamiyle taban tabana zıttır. Çünkü doğal
sit tanımı sadece eşsizlik, özellik ve güzellik gibi olağanüstülükler içeren
bir yer tarifinde bulunurken, derecelendirilmesi tamamıyla yapılaşma koşullarına
endekslenmiştir. Özellikle D1 tanımında yine özellik ve güzellik yanı sıra
ender bulunma özellikleri üzerinde durulmakta, sadece bilimsel çalışmalara
olanak sağlanacağı belirtilmekteyken altbaşlıklarda, koruma kurullarının
izin vermesi koşulunda, içeriği ve çevreye etkisi yeterince açık olmayan
kullanımlara (iskele, balıkçı barınağı, otopark, yol, kafeterya gibi) yer
verilerek yapılaşmanın, sit derecesinde düşüşlerin ve bir anlamda yasadışı
kullanımların yolu açılmaktadır. Aynı alana ilişkin olarak kamu kurumlarının
zaman içinde farklı kararlar alması ve karar değişiklikleri, yetersiz
denetleme gibi uygulamalar doğal sit aracını tutarsız bir hale dönüştürmektedir.
Burada doğal sit kuramı, tanımı ve uygulanması konusunda çelişkilerden ve
subjektif değer yargılarının egemenliğinden bahsedilebilir.
Herkes çatışıyor
Resmi kurum ve kuruluşlar, yerel yönetimler, arazi sahipleri ve yatırımcılar
gibi çeşitli kesimler birbirleriyle sürekli çatışma halindedir. Bu çatışmaların
odağında, sit kararlarının tek başına, karmaşık ve çok yönlü yapı gösteren,
ülke ve bölge ölçekli fiziksel planlama sorunlarını çözmede kullanılması
yatmaktadır. Doğal sit sorununu sadece bir koruma uygulaması olarak düşünmek
eksiklikler taşımaktadır. Çünkü doğal sitler ülke doğal kaynaklarına yönelik
koruma politikalarını ve bu kaynakların paylaşımı, üretim ilişkileri
gibi bir ayağı bilimsel çalışma ve koruma ile diğer ayağı ise ülke
politikaları ve ekonomi ile doğrudan ilişkili bir konudur. Bu konuda ülke ölçeğinden
yerel ölçeklere kadar yönetimlerin politikalarını ya da önceliklerini
kamuoyu önünde net bir şekilde ortaya koyması gerekir. Çünkü korumanın
gerekliliği ve ülke yaşamına olan katkısına inanılmayan bir ortamda
koruma ile yatırımlar arasında yer yer zikzaklar kaçınılmazdır. Örneğin
tasarıda yaşanan gelişmelerin yanı sıra TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii
Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu'nun kabul ettiği Maden Kanunu tasarısı
uyarınca; orman, milli parklar, ağaçlandırma, tarım, mera, sit alanları,
su havzaları, karasuları ve turizm bölgelerinde madencilik faaliyetlerine de
olanak sağlanması, D3'te bile yasak olan 'atık ve benzeri malzemenin dökülmesi'
gibi uygulamaların tüm doğal sitlerde yaşanıyor olması önemli tutarsızlıklardır.
Önemli olan korumak
Korumacılık ile fiziksel planlama kavramları ve süreçleri arasında
dayatılan çelişkiler nedeniyle, bu iki olgu birbirini etkisizleştirme yönünde
işletilmektedir. Kısa erimli ve rant odaklı planlama yaklaşımları
marifetiyle doğal sitlerin sıklıkla dereceleri düşürülmekte veya bazı doğal
alanlar sit kapsamından çıkarılmaktadır.
Konu yasa tasarısı kapsamında ele alınacak olursa; D1'lerde yapılaşma oranından
söz edilmesi bile doğal sitin ruhuna aykırıdır. Çünkü önemli olan ilan
edilen doğal sitin ne şekilde korunacağı ve geliştirileceğidir.
Bu suretle doğal sit sınırları içindeki canlı yaşam ortamlarında doğal
süreçlerin ve ilişkili olarak ekolojik döngülerin planlama aracı
marifetiyle korunarak geliştirilmesi ve yönetimi söz konusu olmalıdır. Nasıl
bir yapılaşma öngörüleceği değildir. Bu hususta bilimsel çalışmalar
kapsamında ve objektif kriterlere dayalı olarak doğal sitlerin belirlenmesi,
korunması, geliştirilmesi ve yönetimine yasal bir çerçeve kazandırılmalıdır.
Bilimsel çalışma temelli kararlar üzerinde oynamalar söz konusu olmayacağı
için doğal sitlere yönelik verilecek kararların ciddiyeti ve kamunun korumacılık
ve sitler konusundaki duyarlılığı artarak yapılaşmanın ya da yatırımların
önünde bir engel olarak görülme düşüncesi yerini bilimsel temele dayalı
ve varlığını yasalardan alan bir doğal ve kültürel varlıkların korunması
düşüncesine bırakacaktır. Bu durumda sorun, yasa tasarısı ile mevcut sit
tanımı ve uygulamaları kapsamında ele alınmalı, bilimsel kriterler bağlamında
yeniden yapılanma çalışmaları üzerinde durulmalıdır.
Diğer yandan özel yasalar ve uluslararası sözleşmelerle korunmayan ve 10
bin metrekarenin üstündeki parsellerin satılacağı hususu da doğal sit aracı
ile çelişmektedir. Çünkü gerçekte doğal sit aracı özel yasalar ve
uluslararası sözleşmeler dışında kalan yerlerdeki koruma çalışmalarında
işlev görmelidir.
Yani doğal sitin tanımı ve ne olması gerektiği, hangi koruma statüsünde
işleyeceği net bir şekilde ortaya konulmadığı için diğer koruma araçlarıyla
karıştırılarak, belirsizlik ortamında içeriği boşaltılan bir araca
kolaylıkla dönüştürülebilmektedir. Bu nedenle ülke ve yerel politikalarda
üzerinde en rahat değişiklikler yapılabilecek bir araç ya da kaynak olarak
görülmektedir. Oysa doğal sit kavramı, parsel boyutundan beldeye ve giderek
(alt) bölge boyutuna kadar uzanım gösteren fiziksel mekânların ya da
peyzajların yönlendirilmesinde etkin rol oynaması gereken bir koruma
uygulamasıdır. Böylesine farklı içerikteki yerlerde uygulama alanı olan doğal
sitler; doğal sistem döngüsünde, canlı yaşam ortamlarının sürekliliğinde
ve de arazi kullanımları üzerinde belirleyicilik taşımaktadır.
Dört ana başlık
Sonuç olarak yeniden yapılandırma çalışmalarını yönlendirmesi
gereken hususları şu başlıklar halinde ele almak gerekirse;
1) Doğal sitlerdeki derecelendirme uygulaması kaldırılmalıdır. Yani bir
alan ya doğal sit kapsamındadır ya da değildir.
2) Doğal sit uluslararası sözleşmelerde ve ulusal yasalarda tanımlanan yürürlükteki
koruma statülerinden farklı olarak bulunduğu ortamın (yerel ölçekten -alt-
bölge ölçeğine kadar uzanan doğal peyzajlarda) karakteristiğini yansıtan
ya da bu kapsamda ayrıcalı özellikleri nedeniyle önem taşıyan canlı yaşam
ortamları olarak tanımlanmalıdır. Bu sayede de doğal sitlerin
belirlenmesinde evrensellik, olağanüstülük gibi diğer koruma uygulamalarında
yerine oturan bir anlayışın yerine doğal sit bir an önce kendi özgün yapısına
kavuşturulmalıdır.
3) Doğal sitlerin sı-nıflandırılması bilimsel araştırma ve nesnel
kriterleri temel alan ekolojik planlama çalışmalarına ve koruma
stratejilerine dayanmalıdır. Planlama çalışmasında temel sorun ağırlıklı
olarak yapılaşma sınırı ya da yoğunluğundan ziyade doğal sit kapsamında
canlı yaşam ortamlarının nasıl korunacağı ve yönetileceğidir. Bu
noktada koruma alanlarının planlanması ve yönetimi; bölge ölçeğinden başlayıp
yerel ölçeğe kadar uzanan entegre fiziksel planlama yaklaşımını ve bu
kapsamda üretilecek doğal sit kararlarını gerekli kılmaktadır.
4) Konu öncelikle ülke, bölge ve yerel düzeylerde Türkiye coğrafyasının
(peyzajlarının) ve canlı yaşam ortamlarının korunması ve yaşatılması,
doğal ve kültürel kaynaklarının kullanımı, üretim ilişkilerinin ve değer
yargılarının tanımlanması sorunudur. Sadece ülke doğal zenginliklerinin
korunması sorunu değildir. Bu yaklaşım, sorunun ülke düzeyindeki önemini
ortaya koyacaktır.
Radikal-Prof. Dr. İlçin Aslanboğa, Prof. Dr. Bülent
Özkan, Prof. Dr. Erhan Küçükerbaş, Doç. Dr. Bahar Türkyılmaz, Doç. Dr.
Adnan Kaplan, Yrd. Doç. Dr. Şerif Hepcan, (Ege
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova-İzmir)
|