reklam

28 Haziran 2003 Cumartesi
Ana Sayfa > Haberler

Doğal sitte yanlış bir değil

AKP iktidarı, Bodrum gibi birinci derecede doğal sit alanlarının bulunduğu yöreleri korumak bir yana, 'yatırım' adı altında yapılaşmaya açmayı hedefliyor.

Doğal sitlerde 'yapılaşma oranından' bahsedilmesi bile 'doğal sit' kavramının ruhuna aykırı. Bir alan ya doğal sit kapsamındadır ya da değildir. Bu yüzden doğal sitleri derecelendirmek hatalı

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 'Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi Hakkındaki Kanun'un 6. maddesi uyarınca; 'birinci derecede doğal sitlerde (D1) 10 bin metrekarenin üzerindeki parsellerin yüzde 3 oranında imara açılmasını, koruma planı ve uygulama projeleri 21/7/1983 tarih ve 2863 sayılı kanuna göre oluşturulan alanlarda koruma kurullarınca onaylanmak kaydıyla yapılaşmaya izin verilmesini' içeren yasa tasarısı görüşüldükten sonra alt komisyona sevk edilmiştir. Çalışmalarını bitiren komisyon, ilgili yasa tasarısını üst komisyona havale etmiştir. Tasarıdaki düzenlemeyle devletin taraf olduğu Paris, Ramsar gibi uluslararası sözleşmelere ve (veya) Orman Kanunu, Milli Parklar Kanunu, Boğaziçi Kanunu, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Kanunu, Kıyı Kanunu gibi ulusal koruma düzenlemelerine tabi olan alanlardaki D1'ler de tasarı kapsamı dışında tutulmuştur.

Tasarının gerekçeleri ise devlet ile vatandaş arasındaki uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, yabancı yatırımların teşvik edilmesi, yerel yönetimlerin mali yapılarının güçlendirilmesi, kişilerin mülkiyet haklarının kullanılmasına ilişkin mağduriyetlerinin giderilmesi, Hazine'ye kaynak sağlanması olarak tanımlanmıştır.

Sorunun kökenine inmek

Konunun kamuoyunda sadece yasa tasarısı kapsamında tartışılarak yapılması öngörülen uygulamanın hükümet nezdindeki gerekçeleri ya da 'bilimsel görüşe aykırı' ve 'ülkemizin doğal güzellikleri tehdit altında' kapsamında ortaya konulması eksiklikler taşımaktadır. Çünkü bu yasa tasarısı gündeme gelmeden önce doğal ve kültürel sitlerin tanımı ve uygulamalarda her şey 'bilimin öngörüsüne' göre mi işliyordu? Mevcut yasal mevzuata karşın doğal sitlere yönelik uygulamalarda yasadışı uygulamalar hiç yaşanmıyor muydu? Bu noktada sorunun kökeni gündemde olan yasa tasarısından ziyade doğal sit kavramı ve uygulamalarında görülmeli, mevcut sorunlarla birlikte ilgili yasa tasarısı da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

Dünyadaki doğal ve kültürel mirasın korunmasına dair 1972 Paris Sözleşmesi (Dünyadaki Kültürel ve Doğal Mirasın Korunmasına Dair) referans alınarak hazırlanan 23/07/1983 tarih ve 18113 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2863 sayılı (3386 sayılı kanunla değişik) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu; ayrıcalı niteliklere sahip kültürel ve doğal varlıkların koruma altına alınmasını amaçlamaktadır. Paris Sözleşmesi evrensel ölçekte, eşsiz, yeri doldurulamaz ve istisnai değerdeki kültürel ve doğal miras eğer ülkenin ekonomik, bilimsel ve teknik kaynaklarının yetersizliği nedeniyle korumaya alınmamışsa; korunması, muhafazası, teşhiri, yenileştirilmesi için gerekli yasal, bilimsel, teknik, idari, mali önlemleri almanın, araştırma ve eğitim yapan ulusal ve bölgesel merkezlerin kurulması ve geliştirilmesini desteklemenin ve bu alandaki bilimsel araştırmaları teşvik etmenin bütün ulusların ödevi olduğunu kabul etmektedir.

Yeni bir tanım gerekli

Ancak ülkemizde öncelikle doğal peyzajları koruma olgusunun halen ülke kalkınmasının veya yatırımların önünde bir engel hatta lüks olarak görülmesi koruma kavramının özünü ve amacını kamuoyunda yanlış mecralara yönlendirmekte, doğal sit aracı da bu kapsamda yanlış tanımlanmaktadır. Doğal sit tanımı ve uygulamalarında boşluklu ve birbiriyle çelişen ifadelerin olması, korumacılık faaliyetlerinin devlet politikalarında yeterince desteklenmemesini, ülkemiz doğal peyzajlarının her türlü arazi rantına dayalı baskıların odağında kalmasını getirmektedir.

Bu konuda öncelikle doğal sit uygulamasının diğer doğa koruma statülerinde ve politikalarında yerinin ne olduğunun net bir şekilde tanımlanması geremektedir. Yoksa yakın tarihli yerel bir gazetede belirtildiği gibi bir futbol sahasının bir bölümünün doğal sit olması gibi trajikomik durum hem doğal sitlerin ve diğer koruma uygulamalarının varlığını hem de kamuoyunun korumacılık uygulamalarına olan güvenini zedelemektedir.

Yasal mevzuatta konu ele alınacak olursa; doğal sit tanımı, dereceleri ve yapılaşma kriterleri birbirine tamamiyle taban tabana zıttır. Çünkü doğal sit tanımı sadece eşsizlik, özellik ve güzellik gibi olağanüstülükler içeren bir yer tarifinde bulunurken, derecelendirilmesi tamamıyla yapılaşma koşullarına endekslenmiştir. Özellikle D1 tanımında yine özellik ve güzellik yanı sıra ender bulunma özellikleri üzerinde durulmakta, sadece bilimsel çalışmalara olanak sağlanacağı belirtilmekteyken altbaşlıklarda, koruma kurullarının izin vermesi koşulunda, içeriği ve çevreye etkisi yeterince açık olmayan kullanımlara (iskele, balıkçı barınağı, otopark, yol, kafeterya gibi) yer verilerek yapılaşmanın, sit derecesinde düşüşlerin ve bir anlamda yasadışı kullanımların yolu açılmaktadır. Aynı alana ilişkin olarak kamu kurumlarının zaman içinde farklı kararlar alması ve karar değişiklikleri, yetersiz denetleme gibi uygulamalar doğal sit aracını tutarsız bir hale dönüştürmektedir. Burada doğal sit kuramı, tanımı ve uygulanması konusunda çelişkilerden ve subjektif değer yargılarının egemenliğinden bahsedilebilir.

Herkes çatışıyor

Resmi kurum ve kuruluşlar, yerel yönetimler, arazi sahipleri ve yatırımcılar gibi çeşitli kesimler birbirleriyle sürekli çatışma halindedir. Bu çatışmaların odağında, sit kararlarının tek başına, karmaşık ve çok yönlü yapı gösteren, ülke ve bölge ölçekli fiziksel planlama sorunlarını çözmede kullanılması yatmaktadır. Doğal sit sorununu sadece bir koruma uygulaması olarak düşünmek eksiklikler taşımaktadır. Çünkü doğal sitler ülke doğal kaynaklarına yönelik koruma politikalarını ve bu kaynakların paylaşımı, üretim ilişkileri gibi bir ayağı bilimsel çalışma ve koruma ile diğer ayağı ise ülke politikaları ve ekonomi ile doğrudan ilişkili bir konudur. Bu konuda ülke ölçeğinden yerel ölçeklere kadar yönetimlerin politikalarını ya da önceliklerini kamuoyu önünde net bir şekilde ortaya koyması gerekir. Çünkü korumanın gerekliliği ve ülke yaşamına olan katkısına inanılmayan bir ortamda koruma ile yatırımlar arasında yer yer zikzaklar kaçınılmazdır. Örneğin tasarıda yaşanan gelişmelerin yanı sıra TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu'nun kabul ettiği Maden Kanunu tasarısı uyarınca; orman, milli parklar, ağaçlandırma, tarım, mera, sit alanları, su havzaları, karasuları ve turizm bölgelerinde madencilik faaliyetlerine de olanak sağlanması, D3'te bile yasak olan 'atık ve benzeri malzemenin dökülmesi' gibi uygulamaların tüm doğal sitlerde yaşanıyor olması önemli tutarsızlıklardır.

Önemli olan korumak

Korumacılık ile fiziksel planlama kavramları ve süreçleri arasında dayatılan çelişkiler nedeniyle, bu iki olgu birbirini etkisizleştirme yönünde işletilmektedir. Kısa erimli ve rant odaklı planlama yaklaşımları marifetiyle doğal sitlerin sıklıkla dereceleri düşürülmekte veya bazı doğal alanlar sit kapsamından çıkarılmaktadır.
Konu yasa tasarısı kapsamında ele alınacak olursa; D1'lerde yapılaşma oranından söz edilmesi bile doğal sitin ruhuna aykırıdır. Çünkü önemli olan ilan edilen doğal sitin ne şekilde korunacağı ve geliştirileceğidir.

Bu suretle doğal sit sınırları içindeki canlı yaşam ortamlarında doğal süreçlerin ve ilişkili olarak ekolojik döngülerin planlama aracı marifetiyle korunarak geliştirilmesi ve yönetimi söz konusu olmalıdır. Nasıl bir yapılaşma öngörüleceği değildir. Bu hususta bilimsel çalışmalar kapsamında ve objektif kriterlere dayalı olarak doğal sitlerin belirlenmesi, korunması, geliştirilmesi ve yönetimine yasal bir çerçeve kazandırılmalıdır. Bilimsel çalışma temelli kararlar üzerinde oynamalar söz konusu olmayacağı için doğal sitlere yönelik verilecek kararların ciddiyeti ve kamunun korumacılık ve sitler konusundaki duyarlılığı artarak yapılaşmanın ya da yatırımların önünde bir engel olarak görülme düşüncesi yerini bilimsel temele dayalı ve varlığını yasalardan alan bir doğal ve kültürel varlıkların korunması düşüncesine bırakacaktır. Bu durumda sorun, yasa tasarısı ile mevcut sit tanımı ve uygulamaları kapsamında ele alınmalı, bilimsel kriterler bağlamında yeniden yapılanma çalışmaları üzerinde durulmalıdır.

Diğer yandan özel yasalar ve uluslararası sözleşmelerle korunmayan ve 10 bin metrekarenin üstündeki parsellerin satılacağı hususu da doğal sit aracı ile çelişmektedir. Çünkü gerçekte doğal sit aracı özel yasalar ve
uluslararası sözleşmeler dışında kalan yerlerdeki koruma çalışmalarında işlev görmelidir.

Yani doğal sitin tanımı ve ne olması gerektiği, hangi koruma statüsünde işleyeceği net bir şekilde ortaya konulmadığı için diğer koruma araçlarıyla karıştırılarak, belirsizlik ortamında içeriği boşaltılan bir araca kolaylıkla dönüştürülebilmektedir. Bu nedenle ülke ve yerel politikalarda üzerinde en rahat değişiklikler yapılabilecek bir araç ya da kaynak olarak görülmektedir. Oysa doğal sit kavramı, parsel boyutundan beldeye ve giderek (alt) bölge boyutuna kadar uzanım gösteren fiziksel mekânların ya da peyzajların yönlendirilmesinde etkin rol oynaması gereken bir koruma uygulamasıdır. Böylesine farklı içerikteki yerlerde uygulama alanı olan doğal sitler; doğal sistem döngüsünde, canlı yaşam ortamlarının sürekliliğinde ve de arazi kullanımları üzerinde belirleyicilik taşımaktadır.

Dört ana başlık

Sonuç olarak yeniden yapılandırma çalışmalarını yönlendirmesi gereken hususları şu başlıklar halinde ele almak gerekirse;
1) Doğal sitlerdeki derecelendirme uygulaması kaldırılmalıdır. Yani bir alan ya doğal sit kapsamındadır ya da değildir.
2) Doğal sit uluslararası sözleşmelerde ve ulusal yasalarda tanımlanan yürürlükteki koruma statülerinden farklı olarak bulunduğu ortamın (yerel ölçekten -alt- bölge ölçeğine kadar uzanan doğal peyzajlarda) karakteristiğini yansıtan ya da bu kapsamda ayrıcalı özellikleri nedeniyle önem taşıyan canlı yaşam ortamları olarak tanımlanmalıdır. Bu sayede de doğal sitlerin belirlenmesinde evrensellik, olağanüstülük gibi diğer koruma uygulamalarında yerine oturan bir anlayışın yerine doğal sit bir an önce kendi özgün yapısına kavuşturulmalıdır.
3) Doğal sitlerin sı-nıflandırılması bilimsel araştırma ve nesnel kriterleri temel alan ekolojik planlama çalışmalarına ve koruma stratejilerine dayanmalıdır. Planlama çalışmasında temel sorun ağırlıklı olarak yapılaşma sınırı ya da yoğunluğundan ziyade doğal sit kapsamında canlı yaşam ortamlarının nasıl korunacağı ve yönetileceğidir. Bu noktada koruma alanlarının planlanması ve yönetimi; bölge ölçeğinden başlayıp yerel ölçeğe kadar uzanan entegre fiziksel planlama yaklaşımını ve bu kapsamda üretilecek doğal sit kararlarını gerekli kılmaktadır.
4) Konu öncelikle ülke, bölge ve yerel düzeylerde Türkiye coğrafyasının (peyzajlarının) ve canlı yaşam ortamlarının korunması ve yaşatılması, doğal ve kültürel kaynaklarının kullanımı, üretim ilişkilerinin ve değer yargılarının tanımlanması sorunudur. Sadece ülke doğal zenginliklerinin korunması sorunu değildir. Bu yaklaşım, sorunun ülke düzeyindeki önemini ortaya koyacaktır.
Radikal-Prof. Dr. İlçin Aslanboğa, Prof. Dr. Bülent Özkan, Prof. Dr. Erhan Küçükerbaş, Doç. Dr. Bahar Türkyılmaz, Doç. Dr. Adnan Kaplan, Yrd. Doç. Dr. Şerif Hepcan, (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü, Bornova-İzmir)

 

Haziran 2003 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01
02 03 04 05 06 07 08
09 10 11 12 13 14 15
16 17 18 19 20 21 22
23 24 25 26 27 28 29

30

diğer aylar için tıklayın

Etkinlik

TÇMB Mimarlık Yaz Okulu

Bu yılki proje konsepti "Kent Gözlüğü" olarak belirlenen "TÇMB Mimarlık Yaz Okulu"na kayıt olmak için tıklayın. 

05-13 Temmuz 2003, 
Kadıköy Kalamış Parkı İstanbul

Son Başvuru Tarihi: 
30 Mayıs 2003

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz