reklam

08 Ağustos 2003 Cuma
Ana Sayfa > Haberler

Türkiye'nin aynası: Taksim Meydanı

Kentin bütün kamusal mekanlarında olduğu gibi değişmeyen tek şey tepeden inmeci tasarım modeli.

Bu modelde varolanı değiştirmek, değişmez bir koşul halini almış durumda

Taksim Meydanı ve Taksim Gezisi bugünlerde yeniden düzenleniyor. Taksim Gezisi'nin içinde yeralan toprak yürüyüş yolları granit taşlarla kaplanıyor. Belediyenin daha önce Taksim Cumhuriyet Anıtı'nın yanına yerleştirmeyi planladığı su, ses ve ışık gösterileri havuzunun da burada yeralması düşünülüyor. Ancak geçmişte koruma kurulu tarafından SİT alanı ilan edilen Taksim Meydanı ve Gezisi'nde tahrip edilen yeşil alanlar, betonlanan, asfaltlanan yollar, yıkılan taş parapetler nasıl düzeltilecek, onarılacak bunlar şimdilik belli değil. Belki de yeşil alanın içine yerleştirilen metro girişi gibi, oraya buraya bazı eklentiler yapılacak, beton saksılar ve banklardan konacak. İyi bir şey yapmak amacıyla belki bazı yolları kapatarak meydandaki trafik yükünü, otobüs duraklarını azaltacaklar.

Ne yapılmak istendiğini sorsanız, yerel yönetim sorumluları her zaman olduğu gibi belki 'halk yeni bir şeyler istiyor' diyecekler. Ancak uygulamanın nasıl bir şey olduğunu tam olarak kimse bilmiyor. Muhtemelen uygulamayı yapanların da elinde kesin bir proje yok. Burada ne olup bittiğini öğrenmek isteseniz, "anıt, çevresindeki parmaklıklar, ilk düzenlemeden kalan toprak zemin, taşlar, yaya köprüsü, mermer basamaklar, taş korkuluklar nasıl korunacak, belediyenin yaptığı kaçak kulübeler, kalkmak bilmeyen şantiye binaları, hurdalık, kamyon otoparkı nasıl kalkacak" diye sorsanız, yerel yönetim sorumluları size 'tuhaf istekleri olan insanlar' olarak bakacaklar.

Taksim Meydanı İstanbul'un, belki de Türkiye'nin en önemli meydanı. Bu meydanda bugüne kadar olup bitenler, kamu yönetimi anlayışımızın da nasıl tezahür ettiğinin de ipuçlarını sergiliyor. Bu meydanın kullanım biçimi ve geçirdiği değişimler, sorunları neredeyse Türkiye'deki kamu yönetimi anlayışının bir aynası.

Bugün Taksim Meydanı'nın belli başlı iki kullanım biçimi var: Birincisi her zaman bir gösteri alanı olma potansiyeli taşıması, ikincisi ise trafik için bir düğüm noktası olması. Taksim Meydanı'nın 'gösteri alanı' olma özelliği şu anda yalnızca 'resmi' kullanımın tekeline de olsa, hiç azalmadan devam etmekte.

Örneğin Cumhuriyet Anıtı özel günler ve resmi bayramlardaki törenler için hala İstanbul'un en önemli merkezi. Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, önemli tarihleri anma törenleri, ramazan çadırları, havai fişek gösterileri genellikle böylesine bir kullanıma işaret ediyor. Yalnızca maç sonrası otomobil konvoyları veya askere yollama törenleri gibi ufak tefek 'sivil' heyecanlara göz yumulmakta. Bu nedenle Taksim Meydanı'nın tek 'sivil' kullanımının yalnızca ikincisine, ulaşıma ait olduğunu söylemek mümkün. Meydan, içinde yaşanılan, eğlenilen, etkinlikler düznlenen, nefes alınan bir mekan değil, içinden geçilen bir mekan. İnsanlar eğer meydandan geçiyor, varoluyorlarsa, orada bulunup, birlikte olmak için değil, oradan bir başka yere ulaşmak için orada oluyorlar. Meydan, İstanbullular için metroya, otobüse, dolmuşa binilen, caddelerin kesiştiği ve birleştiği bir ulaşım merkezi, bir aktarma alanı.

Bu kullanım biçimi aynı zamanda bir kamu mekanı olarak bu alanın nasıl tasarlandığına ilişkin bir yönetim anlayışının da ipuçlarını ortaya koyuyor. Sonuçları çok farklı da olsa, her seferinde başlangıçtaki tasarımın ana fikrinden uzaklaşılsa da, burada bir süreklilik hakim.

Bu da kamusal bir mekanın resmi bir alan olarak anlaşılması. Yapılan bütün düzenlemelerin kendisi mevcut olmayan 'halk' adına yapılması. Sonuç: Her seferinde yeşil alanın biraz daha yutulması, parkın adeta adım adım işgal edilmesi, paraların oraya buraya savrulması, her yapılanın eskiyi aratması.

Şu anda Taksim Gezisi tam bir mezbelellik halinde. İstanbul'un en önemli meydanı ve yeşil alanı projeler yapılacak boş bir alan olarak görüldükçe adım adım elden gidiyor.

Taksim Meydanı ve Gezisi'ni kapsayan bugünkü düzenleme 1940'tan kalma. Bu düzenleme, dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar'ın Fransız Mimar Henri Prost'a sipariş vererek tasarlattığı bugün bakımsız bir hal alan 'neoklasik' bir şehircilik tasarımı. Bu proje meydandan başlayarak, Taksim Gezisi'nin de dahil olduğu '2 Numaralı Park'ı (Taksim-Maçka arası vadiyi) da kapsamakta. Böylece tarihsel kent merkezi ile kentin o dönem yeni gelişen semtleri arasında bir yeşil kuşak oluşturulmaya çalışılmış. Meydan'ın hemen bitişiğinde 'davetkar' geniş merdivenlerle başlayan Taksim Gezisi halka yönelik bir rekreasyon ve kültür alanı olarak tasarlanmış. Ancak bu tarihten bugüne Taksim Meydanı ve Gezisi'ne yapılan müdahaleler, planlı projeli 'kentsel tasarım' ölçeğinde değil, kısmi uygulamalar ölçeğinde olmuş. Örneğin Taksim Belediye Gazinosu'nun yıkımı, büyük otellerin yapımı, spor tesisinin otele dönüşümü 1940'lardaki gibi bir bütün olarak değil, birim yapı ölçeğinde yapılan uygulamalar. Yerel yönetimin ve diğer kuruluşların yaptıkları işler çoğunlukla plansız gerçekleştirilmiş ve bir kamusal mekan oluşumuna uygun bir karar ve uygulamalar silsilesi içermemiş.

Buna karşılık Taksim Meydanı ve çevresi için çeşitli yöntemlerle proje elde etme çabaları da olmuş.

Bu girişimlerin her biri çeşitli sorunlar ve belirsizliklerle birlikte gündeme gelmiş ve unutulmuş.

(Bu girişimlerinden her hangi birinin sonuca ulaşması ise, büyük olasılıkla bugün bu yazıyı dahi anlamsız kılacaktı.) Özellikle altı çizilmesi gereken nokta, bu çalışmaların, proje elde etme yöntemlerinin, birbirinden bir farkının bulunmaması. Taksim Meydanı ve Gezisi her yönetimin kendi kafasına göre bir anlam kazandığı için sürekli bir yapboz alanı. Bugüne kadar yapılan bütün projelerde 'meydanın yöneticilerin kendi istekleri ile tasarlanabilir bir şey olduğu fikri' sistematik bir sürekliliğe sahip. Bu simge alan, ister geçmişte gündeme gelen cami tartışmaları ile olsun, ister başka projelerle olsun, hala 'tek parti dönemi'nde geçerli olan kamu fikrini kuvvetle muhafaza ediyor. Diğer taraftan yapıldığı takdirde, her düzenlemenin olası sonuçları ve başarısızlığı ise kullanılan yöntemde bir değişim ihtiyacına, sorunlara ve çelişkilere işaret ediyor.

Sonuçta burada süreklilik taşıyan tek şey tepeden inmeci kamu yönetimi modeli ve kentin yönetimler tarafından 'kayıtsız şartsız' tasarlanabileceği fikri. İlginç olan ise bu tasarımcı modelin tam tersine, tasarımsızlıkla sonuçlanması. Bu modelde kamusal alan kamusallığını yitiriyor, her isteyen istediğini yapıyor. Kimin gücü yeterse, bu 'boş' alanda kendi kafasına eseni tasarlıyor. Bu yüzden projeler kalıcı değil. Her yönetimin, yönetim biriminin mutlaka varolanı değiştirmesi değişmeyen bir şart halini almış durumda. Birisi havuzu değiştiriyor. Bir başkası beton döşüyor. Ötekisi bir köşeye kendi kulübesini inşa ediyor. Taksim Meydanı ve Gezisi her yönetim için hiç bitmeyen bir inşaat alanına dönüşmüş durumda. Yerel yönetimin kendi kurumları, merkezi otoritenin yerel kurumları arasında hiç bir iletişim yok. Çünkü her kurum, kuruluş kendi uygulamaları ile birlikte tanımlanan ve sürdürülebilir olan bir yönetim anlayışı ile çelişen tasarımcı bir kimlik kazanıyor. 

Meydanı ve geziyi biçimlendiren bu bitmeyen uygulamalar, sanki 1930'lardaki gibi tek özne olan kamu otoritesiyle, iktidarla bütünleşik hayali bir tasarımcının varlığını gerektiriyor. Oysa bugün İstanbul'da ne tek parti dönemi iktidarının bir valisi var, ne de onun siparişi üzerine tasarımcının istediğini yapma özgürlüğü. Yerel yönetim ise bu derme çatma durum ve bu keşmekeşin sorumlusu olarak koruma kurulunun projelerine onay vermemesini gösteriyor. Oysa bugün kamu yönetimi kavramı kamusal alanlarda böylesine tepeden inme bir yönetim işlevin varlığını mümkün kılmadığı gibi, bu derme çatma uygulamalar da her zaman bir meşruiyet sorununa gebe. Unutmayalım ki Yeni Galata Köprüsü, Eminönü Meydanı bugün bu hale geldiyse, az çok bu yöntemle geldi

Oysa bütün demokratik ülkelerde bu tür kamu mekanlarının korunması ve düzenlenmesi, yeni bir kamu fikrinin ve uygulamalarının kavramların ortaya konması için bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Bu fırsat meslek insanları, uzmanlık kurumları için yeni bir sorumluluk biçimi, proje elde etme yöntemlerinin ve kamu işlevlerinin tanımlanması için ortaklaşa bir çaba ve iletişim imkanları yaratıyor.

Örneğin buna benzer bir meydan olan Avrupa Birliği ile uyum sürecinde Yunanistan Selanik Aristotales meydanı için kamu yönetimi eski kamu fikrini İrdeledi ve onun sınırlarını çizdi. İlginç olan orada da başlangıçta Fransız sömürgelerinde iş yapan Nicolas Hebrard isimli bir mimarın yaptığı benzer bir düzenlemenin varolması. Yerel yönetim bir iletişim programı içinde, yöntemi belirleyerek meydan kavramını tartışmaya açtı. Bu kavramsallaştırma süreci herkese açık bir iletişim düzlemine taşındı.

Sonra bu tanımlı çerçeve içinde bu klasik düzenleme korundu, iyileştirildi ve ulaşım, şehir mobilyaları gibi işlevlere yönelik uygulamalar bir uluslarası yarışma ile nihayetlendirildi.

Bu süreçte ben de ilginç bir deneyim yaşadım. Taksim'de oturan bir kişi olarak Selanik Belediyesi'ne bir yazı yazarak bu meydanla ilgili her türlü bilgiyi alabildim. Buna karşılık Taksim'le, yaşadığım yerle ilgili yerel yönetimden hiçbir bilgi alamadım. Yerel yönetimin kamuya, profesyonel deneyimlere, STK'lara, halka açık bir çalışma yaptığını da görmedim.

Kamu yönetimi fikrindeki bu gelişmeyi tanımlayacak, talep edecek, bunu yöntemsel araçlara kavuşturacak bir yönetim anlayışı olmadığı gibi profesyonellerin örgütlerinin böylesine bir talepleri de yok. Bence Taksim için birinci yapılması gereken iş, ilk düzenlemeye yolaçan 'tek parti dönemi'ni andıran bir proje çalışmasından çok, burada bir yeniden işlevlendirmeye gerekçe oluşturacak sorunların birlikte tanımlanması ve ortaya konulması, yalnızca yapılacakların, tasarımların değil, yöntemin uzlaşma, iletişim ile belirlenmesi ve tanımlanması.

Bugün sorunumuz yalnızca yerel yönetimin meşru olmayan projelerine itiraz etmekle sınırlı olsaydı muhtemelen hiçbir şey yapmamıza da gerek olmayacaktı. Oysa yapılması gereken çok şey var.
Korhan Gümüş

 

Ağustos 2003 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03
04 05 06 07 08 09 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31
diğer aylar için tıklayın

Etkinlik

Mimarlık Vakfı Enstitüsü Uluslararası Yaz Okulu IV 
İstanbul 2003

12 Temmuz - 9 Ağustos 2003 Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz