reklam

09 Eylül 2003 Salı
Ana Sayfa > Haberler

Ah Bu Mezar Hırsızı Arkeologlar!

Aksu'daki Perge antik kentinde bulunan olağanüstü bir lahitten çok, bu lahtin çevresinde kopan bir tartışma ''telemagazin'' meraklısı medyamıza gündem oldu. Perge'de ''nekropolis (ölülerkenti-mezarlık)'' 1970'lerin başından itibaren dünya müzelerini, özel koleksiyonlarını besleyen en önemli kaynak konumuna ulaştı. Önce, ''Herkül Lahti'' dilim dilim dilimlenerek kaçırıldı. Bunlar daha sonraki yıllarda ABD ile Almanya'dan parça parça geri getirildi. Kaçırılan yasadışı buluntuları ''Girlandlı (çelenkli) Lahit'' izledi. New York'ta bir koleksiyoncunun 1 milyon dolar ödediği söylenen bu lahti de uzun uğraşlardan sonra geri getirttik.

Rahmetli Prof. Dr. Jale İnan'dan sonra Perge kazılarının sorumluluğunu öğrencisi Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu yüklendi, başarıyla da sürdürüyor. Bir gün Abbasoğlu ile söyleşirken ''nekropolis'' bölümüne öncelik vermesini, bu zengin alanın kaçakçıların egemenliğinden kurtarılmasını önerdik. Sağ olsun Abbasoğlu, bu alana yüklendi, sınırlı maddi olanaklara karşın son yıllarda olağanüstü buluşlar gerçekleştirdi. Yerel yönetimlerden bu alanın güvenliği için ek önlemler istendi. Bölge, bölük pörçük koruma altına alındı. Bu alanı yazları bilim, kışları ise yine kaçakçılar kazıyor. Değerli arkeoloğun uykusunu kaçırtarak, başına iş açtık.

Abbasoğlu bu yıl, gömülü bir çiftin kapağında heykeli de olan bir lahit buldu. Basından izlediğimiz kadarıyla bu olağanüstü buluntunun coşkusunu, o gün Antalya'yı ziyaret eden Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu ile paylaşmak istedi. Mumcu, heyecanlandığı için olacak, dil frenine basmadan bilinçaltını boşaltarak Abbasoğlu'na ''Sizin mesleğinizin ataları mezar hırsızları mı?'' diye sordu. Kültür Bakanı'na yakışır bu laf, görkemli buluntuyu değil, kültürlü soruyu gündeme taşıdı. Mumcu, kültür düzeyine gölge düşmesinden etkilenmiş olacak ki birkaç gün sonra ''şakaydı'' dedi. Hatta, yazgı birliği yaptığımız, SBF'li kardeşim Hıncal Uluç bile ''Şaka mı.. hangi şaka?'' başlıklı yazısında özetle şöyle yazdı:

''Arkeoloji ilmi mezar hırsızlığından doğmuştur. Bu ilimin kurucusu olduğu söylenen Schliemann Truva'yı soyup soğana çeviren, mezarlardan çıkardığı hazineleri kaçıran ve bu sayede servet sahihi olan baş soyguncudur. Arkeoloji ilmi Mısır'da gelişti. Geliştirenler, firavunlar başta, eski Mısırlı zenginlerin servetlerinin gömüldüğünü öğrenen mezar soyguncularıdır. Mevcut her şeyi tahrip ederek, sadece altın için kazan ve yok eden bu adamları, açın arkeoloji tarihlerini kahraman gibi okursunuz. Ya bugünkü arkeologlar.. Bunların hepsinin sütten çıkmış kaşık olduğunu iddia edenler varsa, gelsinler görüşelim.''

Yazılarını her zaman ilgiyle okuduğum Hıncal'ın bu görüşlerini bazı örneklerle somutlaştırabiliriz. Konuyu en basitinden iki gruba ayırmak gerekir. Mısır'da piramit, Anadolu'da ''tümülüs'' türü mezarların yapılmasına mezar hırsızları neden olmuştur. Mısır'da çölde iki taş altına değerli eşyası ile gömülen ölülerin biri dört, biri de iki ayaklı çakalları vardı. Dört ayaklı çakalların eşelemelerinin önü alınamayınca mezarlar zamanla sekiz-on taşlı oldu. Daha sonraları iki ayaklı çakallardan korunmak amacıyla piramitleşti, Anadolu'da anıtsal mezarlar ''tümülüsler'' yaratıldı.

Hıncal'ın da dediği gibi bu piramitleri binlerce yıl sonra yine iki ayaklılar soydu. Bu tür soygunlar Hitit'te, Asur'da da görüldü. Prof. Dr. Tomris Bakır, Bandırma yakınlarında Daskyleion kentindeki Pers Sarayı'nı gün ışığına çıkarırken, Büyük İskender'in askerlerinin sarayda define aradıklarını da saptadı.

Ancak olayın ikinci boyutunu da görmezlikten gelemeyiz. Tarihte insanlar, krallar, komutanlar yalnızca bu türlü nesnelere değil işgal ettikleri toprakların ''güzel sanat eserlerini'' de ülkelerine ''ganimet'' diye taşıdılar. Örneğin İÖ 480'de Atina'yı işgal eden Persler, kentin görkemli heykellerini İran'a götürdüler. İskender, İran'ı işgal ettiğinde bu değerli yapıtlara el koydu. En dikkat çeken yağma Batılı Hıristiyanların ''Haçlı Seferleri'' adı altında 1204'te Doğulu Hıristiyanların başkenti İstanbul'u yağmalamalarında görülür. Bu tür yağmanın 1 numarası Napolyon Bonapart'tır. Mısır'ı işgale giderken, donanmasındaki arkeologlar ile Mısırbilimcilerinin sayısı amiraller ile generallerden fazlaydı. Ne var ki Napolyon'un İskenderiye limanına yığdığı sandıkları İngilizler Louvre yerine British Müzesi'ne taşıdılar. 19. yüzyılda bu tür yağmayı sürdürenler ne mezar hırsızları ne de arkeologlardı. Çoğunluğu İstanbul bağlantılı yabancı diplomatlardı.

Doğrusu Hıncal'a son iki cümleyi yakıştıramadım. Şu anda kazılarda olan arkeologların ya da Arkeologlar Derneği temsilcilerinin sevgili meslektaşıma verecekleri bir yanıtın olacağını sanıyorum. Ama isterse, bir sade kahve eşliğinde ''kendisiyle görüşmeye'' ben de gelebilirim. Hıncal'ın yerinde olsaydım, Mumcu'ya şu soruları sorardım:

1. Bu yıl kaç bilimsel kazıya ne kadar ödenek verdiniz?

2. Bu yıl müzeler kaç kurtarma kazısı yaptı, ne ödenek ayrıldı?

3. Bu yıl Türk kazıları neden geç başladı? Nedenlerini sayabilir misiniz?

4. Personel sıkıntısı nedeniyle hükümet temsilcisi gönderilemeyişinden dolayı kaç kazıya geç başlandı ya da hiç yapılamadı?

5. Müzeye yapıt getiren vatandaşlara ne kadar borç takıldı? Bu paranın ödenmemesi, kazıların düzenli yapılmayışı kaçakçılığa yardım etmiyor mu?

6. Türk arkeolojik kazılarına en önemli katkıyı yapan DÖSİM'in iflasın eşiğinde, bunun sorumlusunun da eski bakan İstemihan Talay olduğu söyleniyor, doğru mu? Doğruysa hakkında ne gibi bir kovuşturma yapıldı?

Cinlerin de Müslümanları var!
Gazetelerde, defineciler için, özellikle bahar aylarında, bolca ''metal detektör'' reklamları yapılır. Türk yasaları, define aramaya değil, ''kurallara uymak koşulu'' ile ''define'' kazısına izin vermiştir. Bugün Türkiye'de definecilik, Kültür Bakanı'nın deyimiyle mezar hırsızlığı bir salgın hastalıktır. Definecilik, tarihsel, kültürel, dinsel mirasın ''terörü'', metal detektör ise ''Kalaşnikofu''dur.

Otuz yıl önce metal detektörlerin ithali yasaktı. Teknolojisi bilinmediği için Türkiye'de de yapılamıyordu. Günün birinde, bir vatandaşımız Tarım Bakanlığı'na başvurdu. 30-40 tane besi hayvanı vardı. Bunlar dağda bayırda otlarken çivi gibi metal nesneleri yutarak hastalanıyorlardı. Bu nedenle bir ithal metal detektöre gereksinimi vardı. Böylece hayvanlarının metal yutup yutmadıklarını saptayacaktı. Verilen izin ile yasa delindi. Gazetelerdeki ilanlardan birinde, detektör alana bir de ''Altının Tılsımı'' adlı kitap veriliyor. Firmanın sahibinin yazdığı kitap, Kültür Bakanlığı'nın ''ISBN numarası'' ile ''bandrol''ünü taşıyor! Anadolu uygarlıklarına geniş yer veren kitap, metal detektörle nasıl define aranılacağını anlatıyor. Kitap, define aramak için yılda 25-30 bin gerecin ithal edildiğini vurguluyor, hangi metal detektörün, neden seçilmesinin gerektiğini anlatıyor.

Kitapta define bulmada cinler ile tılsımların rolleri de fotoğraf ve çizimlerle gösteriliyor. Örneğin 145. sayfasından ''Cinlerin Müslümanları olduğu gibi dinsiz olanlarının varlığını'' da öğreniyoruz. Define ararken cinler yerine defineyi koruyan tılsımlardan yararlanılması öğütleniyor. Tılsımlar için kurbanlar kesilmesi gerektiği anlatıldıktan sonra bir dizi define simge çizimlerine yer veriliyor. Definelerin nerelerde bulundukları, kazıların nasıl yapılmaları gerektiği anlatıldıktan sonra tarihsel, kültürel, dinsel miras olan yapılarda bu simgelerin ''kırılarak'' defineye nasıl ulaşılacağı aktarılıyor. TCK'ye göre ''suça teşvik'', ''azmettirme'' gibi suçları işleyen bu kitap ne yazık ki Kültür Bakanlığı'nın oluru ile satılıyor. Savcılarımıza, TCK dışında, değerli hukukçu Emekli

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun ''Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Hukuku'' adlı kitabını ellerinin altında bulundurmalarını öneririz. Bu ortamda arkeologların mezar hırsızı olarak tanımlanmalarından başka doğal ne olabilir?
Cumhuriyet - Özgen Acar

 

Eylül 2003 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04 05 06 07
08 09 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30
diğer aylar için tıklayın

Interlight'2003

25 - 28 Eylül 2003
CNR Fuar Merkezi - İstanbul

Online davetiye için tıklayın.

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz