|
Dr. Güzelmansur'un Güzelliği
Kentlerimizin tarihsel semtlerinde süregelen yıpranma ve çöküntünün önemli
nedeni ''terk edilmiş'' olmaları...
Özellikle yeni konut ve işyeri olanakları için, bu kültür zengini
semtler yerine, adına ''gelişme bölgeleri'' denen ''yayılma'' alanlarının
yeğlenmesi sonucunda, ''kimlik değerlerimiz'' sahipsiz kalıyor... Kentlerin
çeperleri karaktersiz bir yapılaşmayla kuşatılırken, ''geçmişimiz''
yoksulluk ve işgalin tahribatıyla baş başa bırakılıyor...
Bu sürecin durdurulabilmesi için, Tarihi Kentler Birliği 'nin 25 - 27 Eylül
2003 günlerindeki İzmir buluşmasında ''planlama ve koruma'' konusu da ele alındı...
Belediye temsilcileri ve uzmanların ''örnekler'' üzerinden yaptıkları değerlendirmeler
sonucunda, imar planlarındaki ''eski mahalleleri gözden çıkartan'' ve çoğunlukla
da ''rant organizasyonuna'' yönelik anlayışlarla düzenlenmiş ''kent dışı
yeni yerleşme alanlarını'' artık sorgulamak gerektiği vurgulandı... Buna
koşut olarak ''tarihi dokunun kullanılmasını'' özendirici ve ''korumayı da
güvenceye alan'' kuralları içeren bir planlamanın önemi, ''sonuç
bildirgesine'' yansıtıldı...
Muğla'dan bir 'refleks'
İzmir'de bunların vurgulandığı oturumda, Muğla Belediye Başkanı Dr.
Osman Gürün 'ün ''çekincesini'' bildirmesi ve gerekçe olarak da kentlerde
yeni gelişme alanlarından vazgeçilmesi durumunda tarihi merkezin bu kez yoğunluk
baskısıyla tahrip olacağını söylemesi, acaba ne anlama geliyordu?..
İzleyen günlerde basındaki bir haberde, 40 bin nüfuslu Muğla'ya yeni
''uydu kentlerin'' kurulmaya başlandığını okuyunca, başkanın bu
''refleksini'' kavramaya başladım...
Belediyece yaptırılan ''nâzım plan'' a uygun olarak gerçekleşen proje,
Muğla'ya 5 km. uzaklıktaki ''Kafaca'' düzlüğünde yeni ve ''çağdaş'' (!)
bir kent yaratacakmış.
Tarihin SİT alanındaki yüzlerce özgün yapı ''ilgi'' beklerken, Muğlalıların
bunları onarıp kullanmaları yerine, kent dışında ''Muğla tipi'' yeni
evler inşa etmelerinin; böylece dünyanın hayran olduğu ''insancıl'' bir
dokuda uygarlığın birikimleriyle yaşamak dururken, sıradan bir siteye sığınarak
''izole'' olmanın nasıl bir ''çağdaşlık'' olduğuna siz karar verin...
Hele ki Muğla'da çevre derneği yöneticiliğinden gelen bir ''doktor''
belediye başkanının, hemşerilerini ''tarihi kentin sağlık ve şefkatine''
yöneltmek yerine, dağın bayırın ıssızlığında ''yalnız yaşamalarını''
alkışlamasını ise anlamak mümkün değil...
Antakya'nın doktoru
Bu düşünceler aklımı kurcalarken, Antakya'da tanık olduğum bir başka
''doktor davranışı'' sadece yüreğimize su serpmekle kalmadı; umutlarımızı
tazeledi.
Mimarlar Odası 'nın tarihi binasında keyifle toplandığımızda, Belediye
Başkanı İris Şentürk geldi ve bizi unutulmaz bir ''açılış törenine'' götürdü...
Kentin genç ve çalışkan doktorlarından İsmail Güzelmansur , SİT alanı içindeki
200 yıllık bir Antakya evini restore ederek ''muayenehane'' yapmıştı...
Meslektaşları, dostları, komşuları ve Antakya'nın tanınmış insanlarının
akın akın ''görmeye ve kutlamaya'' geldikleri açılış nedeniyle tarihi
bina çiçeklerle süslenmiş, antik çağın ''sütunlu caddesi'' olan Kurtuluş
Caddesi 'ndeki gururlu duruşuyla geçmişin tüm coşkusunu sanki kente yeniden
taşımıştı...
Aynı zamanda fotoğraf sanatçısı olarak da Antakya'ya sevdalanmış bu
''kent doktoruna'' dedim ki; ''Bu davranışınız tarihi terk edenlere örnek
olsun...''
Dr. Güzelmansur'un yanıtı, Muğla'daki meslektaşlarının da kulağını
çınlatacak türdendi: ''Hem işyerlerimizi, hem evlerimizi tarihle buluşturabilirsek,
kentle birlikte biz de yozlaşmadan yaşayabiliriz...''
Cumhuriyet - Oktay Ekinci
|