reklam

21 Ekim 2003 Salı
Ana Sayfa > Haberler

Tarihsel mimarlık ve çevre

Ekim 2003 içinde, ODTÜ Mimarlık Bölümü'nde verdiğim mimarlık tarihî dersinin uygulaması olarak önce İstanbul'a, ardından ODTÜ Görsel İşitsel Sistemler Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin (GİSAM) bir projesi kapsamındaki film çekimleri için Sivas-Divriği-Kayseri-Konya güzergâhına iki çalışma gezisi düzenledik. Bu geziler sırasında, mimarlık eserlerinin ve içinde bulundukları çevrenin günümüzdeki durumuna tanık olduk.

İstanbul'da, ortalama kültür düzeyindeki turistlerin yoğun olarak ziyaret ettiği Topkapı Sarayı-Beyazıd arterindeki tarihsel binaların, kütlesel turizmin ilgi alanı içinde olmaları nedeniyle, nispeten korunduğu, bakımlı oldukları veya halen restorasyon çalışması altında oldukları gözlendi. Topkapı Sarayı Harem Dairesi'nin küçük bir kısmı ziyarete açık olduğu için buradaki son durum hakkındaki bilgimiz anahtar deliklerinin görmemize izin verdikleri ile sınırlı kaldı.
Öte yandan gezimiz İstanbul'un içlerine doğru ilerledikçe tanıklık ettiğimiz manzara değişmeye başladı. İstanbul'da yapacağınız bir mimarlık gezisinde karşınıza çıkacak ilk engel, kapalı kapılar olacak. Gezimizin konusu olan 18. yy'ın belli başlı bina tiplerinden olan kütüphanelerin ve türbelerin hemen hepsi ziyarete kapalı. Turistik olduğu düşünülen ana arterler dışındaki mimarlık eserlerine ulaşım çok kısıtlı. Bu durum, kentin planlı bir koruma ve yaşatma politikası olmamasından, tarihsel kent mekânlarının kentin sakinlerinin kullanımına açılamamasından kaynaklanır.

Tarihî eserlerin yaşatılması uğruna yapılan bir uygulama, bunları asıl işlevlerinden uzaklaştırıp dernek, vakıf veya resmi kurumların kullanımına tahsis etmektir. Bu uygulamaya karşı söyleyecek fazla bir sözüm yok. Çünkü işlevini yitirmiş ve terk edilmiş mekânlar, koruma ve yaşatma uğruna binaya zarar vermeyecek başka kullanımlara hizmet edebilir. Fakat binayı kullanmak/korumak için devralanlar, avlunun bir köşesini konut alanı olarak kullanmış ve ziyareti engellemişse veya binayı haftasonları ziyarete kapatıyorsa bu yöntem sakıncalı hale gelmiş demektir.

Bazı camilerde iç mekânda fotoğraf çekimi engelleniyor. Bu uygulama hiçbir uygar ülkede bulunmaz. Uygulamaya gerekçe olarak eski eser hırsızlarının çalmayı düşündükleri eşya veya mimarî parçanın önce fotoğraflarını çektirip, sonra pazarladığı, bu nedenle fotoğraf çekiminin yasaklandığı belirtiliyor. Bu yöntemi kim icat etmişse bravo! Tarihî eserleri hırsız ve kaçakçılardan koruma yöntemi olarak fotoğraf çektirmemeyi keşfederek, emniyet tarihine 'en komik koruma tedbiri'nin uygulayıcısı olarak adını yazdırmış durumda.

Tarihî yarımadanın çeşitli yerlerinde karşınıza çıkan "dünya güzeli" sebiller büfe olarak kiraya verilmiş. Bu yapılar lastik toplar, yiyecek içecek reklamlarıyla donatılmış. Türkiye'deki mimarlık eserlerinin incelenip, belgelenmemesi için her önlem alınmış durumda: Binaların şurasına burasına asılan ya da çakılan tanıtıcı/bilgilendirici pano ve plakalar, önlerine yerleştirilen elektrik, telefon kabloları/direkleri, araba park yerleri, metro/raylı sistem girişleri, telefon kulübeleri, büfeler vb. Bu uygulamaların altında "bu kıyıda köşede kalmış tarihî eserlerin yüzüne kim bakar!" düşüncesi mi yatıyor? Tarihî bir binaya yaklaşırken önünüze mutlaka bakın! Bir çukura düşebilirsiniz! Modern kentlerimiz eski binalarımızı yerin dibine soktu! Yeni asfaltlanan veya kaldırım döşenen yolların kenarındaki binalar seviye değişimi nedeniyle toprağa gömülmüş gibi. Bazı binaların etrafında zemin açılarak bir çukur oluşturulmuş ve ulaşım nispeten kolaylaştırılmış. Başka birçok örnekte ise kaldırım taşları veya asfalt binanın üçte ikisine yakın bir kısmını gömer. Burada iletilmek istenen mesaj şu olabilir: "Modern köy-kentimiz için tarihsel birikim 'yerin dibine batası ve hatta gömülesi' bir derttir!" Kentin tarihsel mekânlarını bu duruma getiren kültür politikaları ve uygulamalar, gündemde tutulmaya çalışılan 'kültür turizmi', 'kültürel mirasın korunması', 'AB süreci' gibi hedeflerle ne kadar uyuşuyor?

İsrafil'in borusu ve Vakıflar
İkinci gezimizi öğretim amaçlı hazırladığımız bir belgesel film çalışması için Orta Anadolu'ya yaptık. Gezimiz Sivas'tan başladı. Bu şehrin merkezinde bulunan Gök Medrese yıkılmak üzere. Tamamlandığı söylenen restorasyon projesi yıllardır uygulanamamış. İstanbul'da olsun, Anadolu'da olsun konuştuğumuz vatandaşlar sürekli Vakıflar Genel ve Bölge Müdürlükleri'nden şikayetçi oldular. Vakıfların tarihî eserleri korumak için hiçbir şey yapmadığını, kentlilerin koruma/yaşatma uğruna her girişimine engel olduğunu söyleyip durdular. (Bu arada bir not olarak, Vakıflar'ın restorasyon girişimi yaptığı zaman eserleri tahrip ettiğini de belirtmek gerekir. Bu tahribata en güzel örnek, Bursa Murad Hüdavendigâr Camisi'nin üst katında yakın geçmişte yapılan başarısız restorasyon uygulamasıdır).

Sivas'tan sonraki durağımız Divriği oldu. Burada bulunan ve değil Türkiye'de, dünyada da eşi benzeri olmayan Ulu Cami ve Darüşşifa'yı ziyaret ettik. Türkiye'de yaşayan ve "ben mimarlık ve sanattan anlarım" diyen her insanın görmesi gereken bu bina da yıkılmak üzere. Binanın girişindeki bir panoda UNESCO'nun dünya kültür mirası listesinde yer aldığı belirtilmiş. Peki bu listeye alındıktan sonra bina nasıl bir koruma/onarım görmüş? Belli ki henüz bizim listemize alınmamış! Acaba UNESCO'nun ilgisi nedeniyle mi bina ile kimse igilenmemiş? Vakıflar'ın ataleti o boyutta ki, bunları "İsrafil'in borusu" bile uyandıramaz. Kayseri'de konaklıyoruz. Selçuklu kervan yolları mimarîsinin şaheseri olan Karatay Kervansarayı'nın durumu içler acısı. Han bir pislik yuvası olmuş. Eşsiz bezemeleri yıpranmış. İç mekân duvarları bakımsızlıktan çürümüş. Oysa bina bir restorasyon geçirmişti. Küçük müdahaleler ve bakımla yıkım önlenebilir. Kervansarayı çevreleyen Karadayı Köyü, Kayseri bölgesinin tipik taş mimarîsi ile çok cazip. Öte yandan her geçen gün yıkılıp, beton kullanılarak yenilenen konutlar kırsal dokunun bozulmasını getirmiş. Son durağımız Konya oldu. Bu şehirdeki anıtların bir kısmı müze statüsünde olduğu için tahribattan kurtulabilmiş.

Büyük şirketlerimiz turizmin gelişmesini istiyor. Feryat figan sayılar, hedefler ortaya konuyor. Fakat orta halli turiste neredeyse bedava pazarlanan beş yıldızlı otellerin arka bahçesine bakmaya kimse cesaret edemiyor. Fransa turizmde bir numara. Çünkü canlı kültürel yaşamını, titizlikle koruduğu sanat ve mimarlık tarihî mirasına borçlu. Turist veya değil, insanlar bu yaşamı deneyimlemek için kısacası içsel bir doyum, bir "yaşantı" için Fransa'ya gitmek istiyor. Paris'in romantizmi Gotik kiliselerinden, neoklasik anıtlarından ve mansard çatılı evlerinden kaynaklanıyor. Modern Fransa'nın arka bahçesinde, korunmuş ve restore edilmiş klasik Fransa yatıyor. Modern Türkiye'nin arka bahçesinde ise terk edilmiş, horlanmış, dışlanmış bir klasik Türkiye yatıyor. Bu horlama kültürel yaşamı da sekteye uğratıyor. Dolayısıyla, ziyaretçiye bir "yaşantı" deneyimi sunamıyor. İşte bütün gezilerimizde eksikliğini duyduğumuz buydu. Arkeolojik kazılara maddi destek vermek bir moda haline geldi. Bunu destekliyorum. Öte yandan birer müze eseri veya arkeolojik park alanı olmanın ötesinde bir konumu olan ve insanlarla birlikte yaşayan tarihsel kent çevreleri ve bunların içerdiği anıtlara ilgi hâlâ yetersiz düzeyde. Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün denetiminde olan bütün kentsel alanların kapsamlı bir kültür projesi ile yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bu aşamada varlıklı vatandaşlar ve özel vakıfların katkısı elzem. Türkiye'nin vatandaşları, yani bizler, sözünü ettiğim "yaşantı"yı deneyimlediğimiz oranda turizm gelirimiz de artacaktır. Yıkık dökük, terk edilmiş bir avluda zengin misafir ağırlama beklentisi safdilliktir.
Radikal - Doç.Dr.Ali Uzay Peker

 

Ekim 2003 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04 05
06 07 08 09 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31
diğer aylar için tıklayın

Diyalog

UIA 2005 Organizasyon Komitesi Üyeleri 21 Ekim 2003 tarihinde Diyalog bölümümüze konuk olacaklar.

UIA 2005 Organizasyon Komitesi Üyeleri hakkında daha fazla bilgi edinmek, kendilerine soru sormak için tıklayın. 


Vitra - Artema'nın katkılarıyla

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz