|
Roma - Antakya hattında
Ravenna ya da Ayasofya-Kariye-Fethiye üçgeninin Bizans mozaikleri
Antakya'dakilerin eline su bile dökemez. Evrensel bir mucizedir Antakya Müzesi.
Ancak, ülkemizdeki ilgisizlikten, bakımsızlıktan kırılıp dökülen tüm
arkeoloji müzelerinin tepesindeki kara bulutlardan nasibini burası da alıyor
gibi.
Fellini 'nin o nefis 'Roma' belgeselinde, bir metro hattı yapımında iki
taraftan ilerleyip ortada buluşmayı planlayan tünel kazı ekiplerinin güldürü
ve hüzün dolu macerası çok tatlı anlatılmıştır. Tünelcilik geleneğinde
iki taraftan ilerleyen kazı ekipleri ortada bir yerde buluştuğunda büyük şenlik
başlar. Ancak, Roma tünelinde iki taraftan ilerleyen ekipler ortada buluşamaz.
Çünkü, orada büyük bir dehlize varılır. Tarihi kolonlar, iki taraftan
duvarlar dolu büyük bir yeraltı mekânına, hatta bir küçük tarihi kentsel
dokuya ulaşılmıştır. Tünel kazıcıları işlerini bırakır. Tünel
projesi durdurulur. Arkeologlar dehlize doluşurlar. Metroya yeni bir güzergâh
aranmaya başlanır.
Roma kalıntılar cennetidir. Bilinen ve henüz bilinmeyen kalıntılarla
doludur ortalık. Beyaz taşlar sürekli onarılır, birbirine birleştirilir
durur, benim 43 yıllık kadim sevgilim bu alımlı beldede. Bu çok eşelenmiş
tarihsel doku içinde her şeyin bilindiği sanılır. Ama, dikkat çekmeyen bir
köşede sıkışmış kalmış bir yığın nesne var hâlâ. Örnek olarak,
tarihi merkezin ucundaki ana arterlere sırtı dönük, kimsenin dikkat etmediği,
unutulmuş bir bazilika kalıntısı onarıma ve restorasyona alınıyor. Şimdilik
sadece uzmanlar farkında. Ama, bir süre sonra yoğun bir ilgi odağı oluşturacak
insanlar için.
Bir başka Roma
Roma sadece eski ve ortaçağların izlerini taşımaz. Yeniçağ öncesi
feodalitesinin artçı güçleri, Katolik kilisesi hepsi birlikte Rönesans
hamuru içinde buluşurken, kızılımsı pembe tuğlalı bir başka Roma'ya tanıklık
etmişlerdir. Rönesans'ın ve barok dönemin kubbeleri eski Roma'nın beyazlığı
ile yenisinin pembeliği arasından geçerek ve çeşme-havuz cümbüşünün çevresinden
dolanarak yükselirler. En yeni ise Roma'da, en azından Roma'nın merkezinde
mevcut değildir. Teknik kuramsal çalışmalar da yeninin geliştirilmesinden
çok, eskinin korunarak yenileştirilmesine yöneliktir.
Otuz-kırk yıl öncesinin ünlü mimarı ve akademisyeni Roma kökenli bir
dost, ''Yahu, şu İtalya çizmesinde hep onarımla ve eskiyi yeniye uydurmakla
uğraştık. Derslerde öğrencilere öğretiyoruz; ama kendim yeni, gıcır bir
şey yapamadım gitti'' diye hayıflanırdı. Tarihi Roma'nın şiirsellik dolu
sokaklarında kırk küsur yıldır hep aynı yaşama lezzetini alarak dolaşırken
''iyi ki eskiyi yeniye bunca ustalıkla yaklaştırmışlar'' düşüncesi
kafamda dolanır durur. Roma Üniversitesi Mühendislik Fakültesi binasının,
hafif onarım ve düzenlemeden geçmiş, ama o büyüleyici Rönesans
atmosferini korumuş avlularında, koridorlarında dolaşırken de aynı takdir
duygusu içinizi kaplar. Fakülte binasının yanı başındaki San Pietro in
Vincoli bazilikasına günde sadece birkaç saat girilebilir. Çünkü, içerde
müthiş bir onarım işi yürür. Azıcık, ortaçağ yapısı binanın
kendisine de el dokundurulur. Ama, asıl iş, içerdeki Michelangelo imzalı o
devasa Musa heykelinin onarımıdır. Uluslararası büyük ilgi çekip mali
destek de bulmuş olan bu onarım işi artık kolaylanırken İtalyan onarım
uzmanları bu kez de bir başka ünlü dev yapıtın, Floransa'daki Davut
heykelinin onarımına girişiyorlar.
Küçük Roma: Antakya
Roma'ya son dönemlerde sıklaşan geliş gidişlerimizden biri, Roma ruhunu
derinlemesine algılamış aydın ve dost insan Bedrettin Cömert 'in hunharca
katledilişinin 25. yılına rastlamıştı. Biraz da rahmetli Bedrettin'in gözüyle
bakarak dolanmıştım Roma'da ve yakın çevresinde. Üzerinden biraz geçmiş
olmakla birlikte Bedrettin'in anısını hüzünle ve saygıyla anıyorum.
Roma'dan, Anadolu toprakları üzerindeki Küçük Roma Antakya'ya geçiyorum.
Bir süredir yolumu düşürememiştim. Son Roma duraklamalarının hemen arkasından
on beş yıllık bir özlemi gidererek, bu benzersiz beldeye de uzanma şansım
oldu. Askeri gücü yüksek, fütuhatçı ruhu sürekli diri ve tepeden tırnağa
mühendis Romalı çok yere gitmiş ve oralara o kendi olağanüstü yapım gücünün
izlerini bırakmıştır.
Antakya, o koca imparatorluğun Roma'dan sonraki en büyük ikinci kenti olma
statüsünü yüzyıllar boyunca taşıdığı halde derin tarihi iz örneği
kalıntılarla dolu değildir. Savaşçı kavimlerin yol üstü ana uğrak yeri
oluşuyla uğradığı yıkımların yanı sıra, depremlerin de tahrip odağını
oluşturmuştur, Antakya. Ancak, bir başka iz kalmıştır Romalılıktan.
Antakya, iki yüz bini bile bulmayan nüfusuyla, alabildiğine metropolitan
karaktere sahip bir kentçiktir. Bunda Arap-Osmanlı kültür karışımının,
daha sonralardaki Fransız varlığının ek etkileri olduğu da düşünülebilir.
Ancak, kentin dolaylarında el değmemiş bir küçük cennet doğa içinde
kaybolmuş, kimselerin bilmediği köprü ile menfez arası zarif kemerli bir
Roma yapısının çevresinde dolanırken, ilk önce Romalı Antakya'ya bir saygı
sunuşu yapıyorsunuz. Kent içindeki tarihi bir imalathaneden ince bir korumacı
yenileştirmecilik dikkatiyle otele dönüştürülmüş binaların avlusundan
geçerken Osmanlı Antakyası gözünüzde yüceleşiyor. Duvar komşusu tarihi
cami ve kilisenin uzun ortak cepheleri önünde dolanırken ve tarihi çarşıda
durakladığınızda çok kişilikli bir ortaçağ kentsel doku örneğini
izliyorsunuz.
Tüm bu gözlemlere güngörmüş Antakya insanının kentine sahip ve saygılı
davranışları da eklenmeli. Yöredeki insan ilişkilerinde öne çıkan riyasız
kibarlık, kentlilik görgüsü otuz beş yıl önce Antakya'yı ilk keşfedişimde
de beni etkilemişti. Alevi geleneğindeki uyanıklığın ve çağına yakınlığın
izleri de bir biçimde yansıyor bu toplumsal davranış biçimine. Ama, kökenleri
yine de Romalı eski Antakya'ya dayanıyor olmalı.
Bir an önce onarıma geçilmeli
Roma Antakyası ile ilgili son söz elbette mozaikler olacak. Ravenna ya da
Ayasofya-Kariye-Fethiye üçgeninin Bizans mozaikleri Antakya'dakilerin eline su
bile dökemez. Evrensel bir mucizedir Antakya Müzesi. Ancak, ülkemizdeki
ilgisizlikten, bakımsızlıktan kırılıp dökülen tüm arkeoloji müzelerinin
tepesindeki kara bulutlardan nasibini burası da alıyor gibi. Sergileme mekânlarının,
kamulaştırılacak komşu arsa ve binalara doğru genişleyip yeniden düzenlenmesini
ve mevcut binadaki onarım işlerine de bir an önce geçilmesini dileyelim.
Cumhuriyet
|