reklam

24 Ekim 2003 Cuma
Ana Sayfa > Haberler

Roma - Antakya hattında

Ravenna ya da Ayasofya-Kariye-Fethiye üçgeninin Bizans mozaikleri Antakya'dakilerin eline su bile dökemez. Evrensel bir mucizedir Antakya Müzesi. Ancak, ülkemizdeki ilgisizlikten, bakımsızlıktan kırılıp dökülen tüm arkeoloji müzelerinin tepesindeki kara bulutlardan nasibini burası da alıyor gibi.

Fellini 'nin o nefis 'Roma' belgeselinde, bir metro hattı yapımında iki taraftan ilerleyip ortada buluşmayı planlayan tünel kazı ekiplerinin güldürü ve hüzün dolu macerası çok tatlı anlatılmıştır. Tünelcilik geleneğinde iki taraftan ilerleyen kazı ekipleri ortada bir yerde buluştuğunda büyük şenlik başlar. Ancak, Roma tünelinde iki taraftan ilerleyen ekipler ortada buluşamaz. Çünkü, orada büyük bir dehlize varılır. Tarihi kolonlar, iki taraftan duvarlar dolu büyük bir yeraltı mekânına, hatta bir küçük tarihi kentsel dokuya ulaşılmıştır. Tünel kazıcıları işlerini bırakır. Tünel projesi durdurulur. Arkeologlar dehlize doluşurlar. Metroya yeni bir güzergâh aranmaya başlanır.

Roma kalıntılar cennetidir. Bilinen ve henüz bilinmeyen kalıntılarla doludur ortalık. Beyaz taşlar sürekli onarılır, birbirine birleştirilir durur, benim 43 yıllık kadim sevgilim bu alımlı beldede. Bu çok eşelenmiş tarihsel doku içinde her şeyin bilindiği sanılır. Ama, dikkat çekmeyen bir köşede sıkışmış kalmış bir yığın nesne var hâlâ. Örnek olarak, tarihi merkezin ucundaki ana arterlere sırtı dönük, kimsenin dikkat etmediği, unutulmuş bir bazilika kalıntısı onarıma ve restorasyona alınıyor. Şimdilik sadece uzmanlar farkında. Ama, bir süre sonra yoğun bir ilgi odağı oluşturacak insanlar için.

Bir başka Roma
Roma sadece eski ve ortaçağların izlerini taşımaz. Yeniçağ öncesi feodalitesinin artçı güçleri, Katolik kilisesi hepsi birlikte Rönesans hamuru içinde buluşurken, kızılımsı pembe tuğlalı bir başka Roma'ya tanıklık etmişlerdir. Rönesans'ın ve barok dönemin kubbeleri eski Roma'nın beyazlığı ile yenisinin pembeliği arasından geçerek ve çeşme-havuz cümbüşünün çevresinden dolanarak yükselirler. En yeni ise Roma'da, en azından Roma'nın merkezinde mevcut değildir. Teknik kuramsal çalışmalar da yeninin geliştirilmesinden çok, eskinin korunarak yenileştirilmesine yöneliktir.

Otuz-kırk yıl öncesinin ünlü mimarı ve akademisyeni Roma kökenli bir dost, ''Yahu, şu İtalya çizmesinde hep onarımla ve eskiyi yeniye uydurmakla uğraştık. Derslerde öğrencilere öğretiyoruz; ama kendim yeni, gıcır bir şey yapamadım gitti'' diye hayıflanırdı. Tarihi Roma'nın şiirsellik dolu sokaklarında kırk küsur yıldır hep aynı yaşama lezzetini alarak dolaşırken ''iyi ki eskiyi yeniye bunca ustalıkla yaklaştırmışlar'' düşüncesi kafamda dolanır durur. Roma Üniversitesi Mühendislik Fakültesi binasının, hafif onarım ve düzenlemeden geçmiş, ama o büyüleyici Rönesans atmosferini korumuş avlularında, koridorlarında dolaşırken de aynı takdir duygusu içinizi kaplar. Fakülte binasının yanı başındaki San Pietro in Vincoli bazilikasına günde sadece birkaç saat girilebilir. Çünkü, içerde müthiş bir onarım işi yürür. Azıcık, ortaçağ yapısı binanın kendisine de el dokundurulur. Ama, asıl iş, içerdeki Michelangelo imzalı o devasa Musa heykelinin onarımıdır. Uluslararası büyük ilgi çekip mali destek de bulmuş olan bu onarım işi artık kolaylanırken İtalyan onarım uzmanları bu kez de bir başka ünlü dev yapıtın, Floransa'daki Davut heykelinin onarımına girişiyorlar.

Küçük Roma: Antakya
Roma'ya son dönemlerde sıklaşan geliş gidişlerimizden biri, Roma ruhunu derinlemesine algılamış aydın ve dost insan Bedrettin Cömert 'in hunharca katledilişinin 25. yılına rastlamıştı. Biraz da rahmetli Bedrettin'in gözüyle bakarak dolanmıştım Roma'da ve yakın çevresinde. Üzerinden biraz geçmiş olmakla birlikte Bedrettin'in anısını hüzünle ve saygıyla anıyorum.

Roma'dan, Anadolu toprakları üzerindeki Küçük Roma Antakya'ya geçiyorum. Bir süredir yolumu düşürememiştim. Son Roma duraklamalarının hemen arkasından on beş yıllık bir özlemi gidererek, bu benzersiz beldeye de uzanma şansım oldu. Askeri gücü yüksek, fütuhatçı ruhu sürekli diri ve tepeden tırnağa mühendis Romalı çok yere gitmiş ve oralara o kendi olağanüstü yapım gücünün izlerini bırakmıştır.

Antakya, o koca imparatorluğun Roma'dan sonraki en büyük ikinci kenti olma statüsünü yüzyıllar boyunca taşıdığı halde derin tarihi iz örneği kalıntılarla dolu değildir. Savaşçı kavimlerin yol üstü ana uğrak yeri oluşuyla uğradığı yıkımların yanı sıra, depremlerin de tahrip odağını oluşturmuştur, Antakya. Ancak, bir başka iz kalmıştır Romalılıktan. Antakya, iki yüz bini bile bulmayan nüfusuyla, alabildiğine metropolitan karaktere sahip bir kentçiktir. Bunda Arap-Osmanlı kültür karışımının, daha sonralardaki Fransız varlığının ek etkileri olduğu da düşünülebilir. Ancak, kentin dolaylarında el değmemiş bir küçük cennet doğa içinde kaybolmuş, kimselerin bilmediği köprü ile menfez arası zarif kemerli bir Roma yapısının çevresinde dolanırken, ilk önce Romalı Antakya'ya bir saygı sunuşu yapıyorsunuz. Kent içindeki tarihi bir imalathaneden ince bir korumacı yenileştirmecilik dikkatiyle otele dönüştürülmüş binaların avlusundan geçerken Osmanlı Antakyası gözünüzde yüceleşiyor. Duvar komşusu tarihi cami ve kilisenin uzun ortak cepheleri önünde dolanırken ve tarihi çarşıda durakladığınızda çok kişilikli bir ortaçağ kentsel doku örneğini izliyorsunuz.

Tüm bu gözlemlere güngörmüş Antakya insanının kentine sahip ve saygılı davranışları da eklenmeli. Yöredeki insan ilişkilerinde öne çıkan riyasız kibarlık, kentlilik görgüsü otuz beş yıl önce Antakya'yı ilk keşfedişimde de beni etkilemişti. Alevi geleneğindeki uyanıklığın ve çağına yakınlığın izleri de bir biçimde yansıyor bu toplumsal davranış biçimine. Ama, kökenleri yine de Romalı eski Antakya'ya dayanıyor olmalı.

Bir an önce onarıma geçilmeli
Roma Antakyası ile ilgili son söz elbette mozaikler olacak. Ravenna ya da Ayasofya-Kariye-Fethiye üçgeninin Bizans mozaikleri Antakya'dakilerin eline su bile dökemez. Evrensel bir mucizedir Antakya Müzesi. Ancak, ülkemizdeki ilgisizlikten, bakımsızlıktan kırılıp dökülen tüm arkeoloji müzelerinin tepesindeki kara bulutlardan nasibini burası da alıyor gibi. Sergileme mekânlarının, kamulaştırılacak komşu arsa ve binalara doğru genişleyip yeniden düzenlenmesini ve mevcut binadaki onarım işlerine de bir an önce geçilmesini dileyelim.
Cumhuriyet 

 

Ekim 2003 Arşivi

pt sl çr pr cm ct pz
01 02 03 04 05
06 07 08 09 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31
diğer aylar için tıklayın

Diyalog

UIA 2005 Organizasyon Komitesi Üyeleri 28 Ekim 2003 tarihinde Diyalog bölümümüze konuk olacaklar.

UIA 2005 Organizasyon Komitesi Üyeleri hakkında daha fazla bilgi edinmek, kendilerine soru sormak için tıklayın. 


Vitra - Artema'nın katkılarıyla

Copyright © 2000-2002 Arkitera Bilgi Hizmetleri [email protected]

Reklam vermek için - Danışmanlarımız - Editörlerimiz