|
Yerel Yönetimlerin Sorunları...
Ankara şehir merkezi, 1950 yılından sonra iki kez yıkıma uğramıştır.
İki üç katlı olan binalar yıkılmış, dört ya da beş kata çıkarılmış,
daha sonra bunlar da yıkılarak yedi, sekiz ve daha yüksek katlara çıkarılmıştır.
Batı ülkelerinde böyle bir uygulama yoktur.
Çağımızda dünya sürekli ve hızlı bir gelişme içindedir. Vaktiyle
yapılmış olan düzenlemeler ve yasalar günün yeni gereksinimlerine yanıt
verememektedir. Bu nedenle yapılmış olan kanun, tüzük ve yönetmelik gibi düzenlemeleri
günün gereksinimlerine göre değiştirmek gerekmektedir. Artık günümüzde
demokratikleşme ve demokrotikleşmenin yararları ve iyi yönetim anlayışının
geliştirilmesi konuları üzerinde durulmaktadır.
Bu gelişme ve ilgi giderek demokratik hükümetlerin kurulmasının artmasından
ve insan haklarına saygılı hükümetlerin çoğalmasından da kaynaklanmıştır.
Ayrıca uyuşmazlıkları kuvvete başvurarak çözümlemek yerine görüşmeler
ve tartışmalar yoluyla sonuçlandırmak yolları aranmış ve geliştirilmiştir.
Bu arada birçok demokratik kuruluş kurulma yoluna gidilmiştir. Tüm bu gelişmeler
demokrasi, iyi yönetim ve yerinden yönetim arasında sıkı ve yakın bir ilişki
olduğunu ortaya koymuştur. Bu gelişmeler yalnız Avrupa ve Batı ülkelerinde
değil, Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde de görülmüştür. Kuşkusuz iyi
yönetim yalnız yerel yönetimlerde değil, merkezden kuruluş yönetimlerinde
de uygulamaya konulabilir.
1962 yılında gerçekleştirilen Mehtap Projesi 'nden sonra Merkezi İdarenin
Taşra Kuruluşları, yerel yönetimler ve kamu iktisadi teşebbüslerinin
yeniden düzenlenmesi ile ilgili araştırmalar yapılmıştır. Daha sonra yapılan
öbür araştırmalarda da tüm bu kuruluşlar, birlikte ele alınmıştır.
1971 yılında yapılan araştırma, 1987-1990 yıllarında yapılan Kaya
Projesi araştırmalarında merkezi idare, taşra örgütleri, yerel yönetimler
ve kamu iktisadi teşebbüsleri birlikte ele alınmıştır.
Hizmetlerin bir merkezden yürütülmesi ve böyle bir sistemin hizmetlerin
daha ussal (akılcı) yürütülmesinin olanaklı olduğu geçmiş yıllarda önemle
üzerinde durulan bir konu idi. Yetkileri ve yönetimi alt kademelere bırakmak
sakıncalı görülüyordu. Alt kademelerin, kaynakları iyi kullanamayacağı
kabul ediliyordu. Ulusal ekonomi ve ekonomik gelişme üzerinde en yüksek düzeyde
denetim olanaklarını sürdürmek yeğleniyordu. Bu gerekçeler merkezden yönetime
karşı bir savunma olarak ileri sürülüyodu. Ayrıca bazı politikacılar
tarafından merkezden yönetim, toplumsal kaynakları daha ussal ve verimli
kullanmak için çok yararlı bir strateji olarak görülüyordu. Kaynakları çeşitli
kuruluşlara dağıtmak yerine bir merkezden yönetmenin yararları üzerinde
duruluyordu. Bu görüş ve akımlardan dolayı şimdiki özelleştirme yerine
birçok özel kuruluş devletleştirme yoluna gidiliyordu. Nitekim ülkemizde
iktisadi devlet teşekkülleri 'nin gelişmesi bu akımlar koşutunda
(paralelinde) olmuştur. Dünya nüfusu ve ülke nüfuslarının artışından
ayrı olarak şehirlerin nüfusu ülke nüfus artış oranları 'ndan daha çok
artmaktadır. Köylerden şehirlere akın, buna neden olmaktadır. Bu durum yeni
sorunlar doğurmaktadır. Bu konu ülkemiz yönünden büyük önem taşımaktadır.
Ankara şehir merkezi, 1950 yılından sonra iki kez yıkıma uğramıştır.
İki üç katlı olan binalar yıkılmış, dört ya da beş kata çıkarılmış,
daha sonra da bunlar da yıkılarak yedi, sekiz ve daha yüksek katlara çıkarılmıştır.
Batı ülkelerinde böyle bir uygulama yoktur. Paris şehrinin merkezi geçen yüzyıldan
beri aynen korunmaktadır. Doğal olarak şehrin mevcut yapısını korumayarak
yüksek yapılara geçmek ulaşım, elektrik, su ve kanalizasyon gibi
yetersizliklere ve sorunlara neden olmaktadır. Çankaya'dan Ulus ve Dışkapı'ya
giden bulvarın seçeneği yoktur. New York şehrinde apartmanlar arka arkayadır,
her ikisinin önünden bulvarlar geçmektedir. 18 milyonluk şehirde trafik
Ankara'dan daha iyi akmaktadır. Eskişehir yolu üzerinde inşaatlar yirmi,
yirmi beş kilometre uzaklığa kadar uzamıştır. Yol tek seçeneklidir. Şimdiden
trafik tıkanmaktadır. İnşaatlar tamamlanınca büyük bir sorun yaşanacaktır.
Oysa buralarda yapılaşmaya geçerken imar planları gelecek düşünülerek
yapılır, birbirine koşut yollar bırakılabilirdi. Üstelik bunun için
masraf da yapılmazdı.
Bir başka yanlış uygulama hiçbir modern memlekette olmayan biçimde inşaatların
birbirinden uzak biçimde dağılmasıdır. Bunun da topluma maliyeti yüksektir.
Birbirinden uzak semtlere su, elektrik, yol, telefon ve ulaşım ile eğitim
hizmetlerini götürmek güçtür ve bunların topluma maliyeti yüksektir.
Benim ziyaret ettiğim yabancı ülkelerde herkes bir kooperatif kurup
birbirinden uzak yerlere evler yapmamaktadır. Şehir gerekli yeşil alanlar bırakılarak
uzak yerlere gidilmeksizin, okul ve altyapılar, alışveriş merkezleri ve
benzeri gereksinmelere göre açık alanlar bırakılarak geliştirilmektedir.
Bir bölgenin inşaat alanları bitmeden başka bölgelere
gidilmemektedir.
Eskişehir yolu üzerinde 25 kilometre uzaklıklara kadar yapılar yapılmış
ve bunlar ana yoldan kilometrelerce uzaktır. Ana yola koşut iç kısımlarda
ayrı cadde ve bulvarlar yoktur. Gelecek yıllarda buralardan Ankara'ya gelmek büyük
bir sorun olacaktır. Şimdiden bu sorunlar başlamıştır. Şehircilik
uzmanlarımız, mimarlarımız ve bu konudaki gönüllü kuruluşlar, meslek
odaları bu sorunları dile getirmelidirler. Ankara çok kısa geçmişi olan
bir şehirdir. Dünyanın en modern şehri olarak geliştirilebilirdi.
Yazık ki bu olanaklar kaçırılmıştır. Ankara'da Oran semtine giderkenki
Yıldız Yokuşu'nda bundan on yıl önce hiçbir bina yoktu. Bugün plansız
gelişme ve yapılaşma ile trafik altüst olmuştur. Bu yola seçenek
(alternatif) koşut yollar yapılmamıştır.
Cumhuriyet - Prof.Dr.Nuri Tortop
|