Köşe Yazısı

Kuş ve Mimarlık

Yazan: Gürhan Tümer Tarih: 17 Mayıs 2007
Kuştan Mimar Olur mu?
Aslında bu soru, daha genel, daha kapsamlı bir sorunun, “Hayvanların mimarlığından söz edilebilir mi?” sorusunun özel bir hâlidir. Bu yaratıklar, bütün davranışlarında olduğu gibi, yuvalarını yaparlarken de içgüdülerinin sesini dinlerler. Yüzlerce, binlerce yıldır, her tür hayvanın hep aynı yuvayı yaptığını herkes bilir. Laboratuvarlarda gerçekleştirilen deneylerde, türdeşlerinin yaptığı hiçbir yuvayı görmeden büyüyen yavruların, zamanı gelince, türlerine özgü yuvayı yineledikleri görülmüştür. İnsanlar söz konusu olduğunda ise akıl, bilinç, az ya da çok, ama mutlaka devreye girer. Marx’ın şu sözleri, durumu açık seçik bir biçimde ortaya koymaktadır:

“[…]Arının yaptığı petek gözleri benim diyen mimarı utandırır. Ama en yeteneksiz mimarı en usta arıdan üstün kılan bir şey vardır ki, o da, mimarın, daha inşa etmeden, eserini tüm ayrıntılarıyla hayalinde canlandırabilmesidir.”

Böyle düşünenlerin haksız oldukları elbette ki söylenemez. Ama konuya başka bir açıdan bakıldığında, “mimar” sözcüğü mecaz anlamda kullanıldığında ve eve “yuva”da denildiği dikkate alındığında, yuva yapan bir hayvanın ev yapan bir insana, bir mimara benzetilebileceği de yadsınamaz. 1973 yılında tıp dalında Nobel Ödülü’nü kazanmış olan Alman bilim adamı Karl von Frisch de aynı kanıda olduğundan, “Tiere Als Baumeister” başlıklı bir kitap yayınlamıştır. Fransızca’ya “Architecture animale”, (“Hayvan Mimarlığı”) başlığıyla çevrilen bu yapıtında, yazar, amiplerden maymunlara kadar, çeşitli hayvanların, bu arada, elbette ki kuşların da, yuvalarını nasıl inşa ettiklerini, bir başka deyişle mimari etkinliklerini ve sonuçta ortaya koydukları ürünleri incelemiş ve anlatmıştır.

Mimarlığı Kuşlardan Öğrenmek
Kimileri ise, daha da ileri giderek, insanların mimarlığı hayvanlardan öğrendiklerini ileri sürerler. Aşağıda, kuşları konu alan birkaç örnek vereceğim:

Vitruvius’a bakılırsa, insanlar, ateşi bulduktan sonra, onun çevresinde düzenledikleri toplantılar sırasında, “rastlantısal bir biçimde konuşmaya” başlamışlar, böylece daha bilinçli hâle gelmişlerdir. O zaman, kimileri “dağ yamaçlarında mağaralar” kazarak, kimileri de, “kırlangıç yuvalarının yapılışını taklit ederek”, kendilerine barınaklar yapmışlardır.

Bir Rönesans insanı ve “L’idea della architettura universale” başlıklı kitabın yazarı olan Vincenzo Scamozzi de aynı kanıdadır. O da, insanların, mimarlığı hayvanlardan, özellikle de arılardan ve kuşlardan öğrendiğine inanmıştır.

Ahmet Haşim ise, konuya çok farklı, çok hoş bir yaklaşım getirir. Onun bu yaklaşımı, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın ortaya koyduğu binalara karşı duyduğu öfke üzerine kurulmuştur. Daha çok şiirleriyle tanınan, ama nesirler de yazmış olan Haşim, o binalardaki olumsuzlukları bizlerden daha iyi gören güvercinlerden ders almamızın, yani onlardan bir şeyler öğrenmemizin yararlı olabileceğini, “Güvercin” adlı yazısında şöyle dile getirir:

“Otel, banka, okul, iskele, şimdi dışarıdan minaresi ve içeriden minberi eksik birer cami karikatürüdür. Bu biçimde yapı yöntemine mimarlarımız ‘Türk Mimarlığı’ diyorlar. Gerçekten bu çirkin taş yığınları Türk Mimarlığı mıdır? Öyleyse güvercinler niye bu mimarlığı bir türlü sevmiyorlar?

Çini gibi, doğu mimarlığının bütünleyicisi olan güvercinler, gökyüzünün her köşesinden üşüşerek, kubbe ve minare olan yerlerde küme küme toplanırlar. Sinan’ın en gerçek tutkunları, şadırvanlar çevresinde fıskiye serpintileri ve sulardaki gökkuşakları içinde oynaşan bu lacivert kanatlardır.

Oysa güvercinler, ne yabancı banka yapılarının düzmece arabesklerine, ne de vakıfların hanlarıyla gemi iskelelerinin kubbelerine ve süslü saçaklarına aldanıyorlar. Düyun-u Umumiye’nin damları üstüne bir güvercinin konduğunu daha kimse görmemiştir. Güvercin, şaşılacak bir anlayışla, usta Sinan ve Kasım’ı beceriksiz öykünmecilerinden ayırmakta hiç duraksama göstermiyor.

Büyük mimarlarımızın kimi düşünceleri danışmaları için, Güzel Sanatlar Kurulu’na bir güvercinin de üye seçilmesi acaba uygun olmaz mıydı?”

Yaklaşık olarak, İ.Ö. 450 - 388 yılları arasında, Atina’da yaşamış olan Yunanlı komedi yazarı Aristophanes’in “Kuşlar” adlı ünlü oyununda, Atina’nın kargaşasından kaçıp, kafalarını dinlemek için yeni bir kent kurmak üzere yollara düşen bir grup Atinalı, o kentin nerede kurulmasının doğru olacağını Hüthüt kuşuna sorar.

Kuşlar için Yapılar Yapmak
Başkalarının yuvalarına yumurtlayan, yani hazıra konan, tembel, kaygısız, saygısız, yüzsüz kuşlar da vardır ama, kural, her kuşun kendi yuvasını kendinin yapmasıdır. Ne var ki, bu kuralın, zaman zaman insanlar tarafından da bozulabildiğini görüyoruz.

Bu bağlamda, en iyi örneklerden biri, kuşevleridir. Bunlar, kuşlar için, insanlar tarafından yapılmış yapay yuvalardır. Bunlar, evet, adı üstünde evdirler ama, kimi kuşevleri, kendi ölçüleri içinde, sanki saraydırlar. İstanbul’un Beyazıt semtindeki Seyyid Hasan Paşa Medresesi’nde yer alan kuşevi ise çok daha ilginçtir, çünkü iki minareli, çok katlı bir cami biçimindedir ve ajurlu pencerelere sahiptir.

Hayvanat bahçelerinde insanlar gezerler, oralardaki kafelerde insanlar otururlar ama, bu mekânlar, aynı zamanda hayvanlar için, kuşlar için, onların gereksinimleri dikkate alınarak tasarlanmış ve inşa edilmişlerdir.

Hayvanlar için, kuşlar için çalışanlar arasında, ünlü mimarlar da vardır. Örneğin, Frank Lloyd Wright, kendisinden istekte bulunan bir çocuğu kıramayarak, bir köpek kulübesi tasarlamış; Lubetkin ise, Londra Hayvanat Bahçesi’nde bir penguen havuzu inşa etmiştir.

Kuşa Benzetilen Yapılar
Penguenler, bir kokteylde ayakta duran fraklı insanlara benzerler.

Nasrettin Hoca’nın ilk kez bir leylek gördüğünde, bu hayvanın ölçülerini yadırgadığı ve leyleğin uzun gagasını, uzun bacaklarını kesip kısalttıktan sonra, ona bakıp, “İşte şimdi kuşa benzedin” dediği söylenir. Dilimizdeki “kuşa benzetmek” deyimi bu fıkradan kaynaklanmıştır.

Kimileri ise, kimi yapıları kuşlara benzetirler. Örneğin, ünlü Fransız yazar Roland Barthes, Eiffel Kulesi’nin, “kanatları kesilmiş olan ve daha yükseklere, bulutların çok çok üstünde uçmaya çalışan bir kuşun gökyüzüne yükselişine” benzetilebileceğini ileri sürer. Ahmet Hamdi Tanpınar’a gelince, o, “Beş Şehir” adlı kitabında, Ankara Kalesi’nin içindeki Alâaddin Camisi’nin, “ovayı asırlardan beri şahin gibi” süzdüğünü; Bursa’daki Yıldırım Külliyesi’nin, “göklerin derinliğine susamış bir kartal hamlesiyle ovanın üstünde” beklediğini söyler.

Hüthüt ve Havakukukuşya
Gerçek yaşamda, kuşlar tarafından kurulmuş bir kent, ne gördüm ne de duydum. Ama adını daha önce de andığım Yunanlı yazar Aristophanes’in “Kuşlar” adlı komedisinde, böyle bir kentle karşılaştım. Şöyle ki:

Oyunculardan biri, Güvendost, Hüthüt kuşuna, “Bir kent kurun kendinize” der.

Hüthüt kuşu ise, Güvendost’a şöyle der: “Nasıl kent kurarız, biz kuşuz.”

Ama Güvendost onu yüreklendirir. O zaman Hüthüt, “Hüüüüüt…Hüüüüüt…Yaşa! […] / Öteki kuşlar olur derse, / Ben hazırım seninle bu kenti kurmaya” diyerekten coşar.

Bunları söyledikten sonra Hüthüt geniş kapsamlı bir çağrı çıkarır dünyanın dört bir yanındaki kuşlara. Bu çağrı, kuşlar tarafından kurulacak olan Kuşkent ile ilgilidir ve yine coşku doludur:

“Gelin, kanatlı kardeşler, gelin / Gelin yeni ekilmiş tarlaları gagalayanlar / Arpa buğday taneleri ile geçinen / Cins cins kuşlar”

Hüthüt’ün bu davetkâr ötüşünü duyan bütün kuşlar, kızılkanatlar, arap kuşları, bağırtlaklar, martılar, berber kuşları, saksağanlar, kumrular, tarlakuşları, karabataklar, sığırcıklar, atmacalar, şahinler ve daha niceleri, koşa koşa, daha doğrusu uça uça gelirler.

O arada, iki insan da başvuruda bulunur. “Bir büyük yapının”, yani Kuşkent’in temellerini atmak için gelen bu “iki yaşlı başlı insanoğlunu” Hüthüt, kuşlar topluluğuna kabul eder. Kuşların bir bölümü insanlara güvenemedikleri için bu katılıma karşı çıkar.

Ama daha sonra, sorun büyük ölçüde aşılır ve insanlarla kuşlar, Kuşkent’i kurarlar ve insanlarla kuşların bir arada yaşadıkları bu kente, “Havakukukuşya” adını verirler.

Daha Başka Havakukukuşyalar
Bu Havakukukuşya’nın kısa öyküsü böyledir. Onu daha yakından, daha ayrıntılı olarak tanımak isteyenler, Aristophanes’e başvurmalıdırlar.

Ancak, insanlarla kuşların birlikte, iç içe yaşadıkları tek kentin bu kent olmadığı unutulmamalıdır. Gerçekten de öyledir; örneğin, Venedik’teki San Marco Meydanı’nda toplanan güvercinlerin sayısıyla insanların sayısı birbirine çok yakın olabilir.

Sonra, İstanbul da bir Havakukukkuşya’dır aslında. Aşağıdaki alıntıların bu saptamamı doğruladıklarını sanıyorum:

Şu sözler bu kente, 19. yüzyılın ikinci yarısında, gelmiş olan İtalyan yazar ve gazeteci Edmondo de Amicis’indir.

“Türkler’in çok sevip korudukları her cinsten sayısız kuş nedeniyle, İstanbul’un kendine özgü bir neşesi ve zerafeti vardır. Camiler, korular, eski surlar, bahçeler, saraylar, her şey şarkı söyler, dem çeker, cıvıldar, öter, şakır […] Serçeler evlere cesaretle girip, çocuklarla kadınların ellerinden yem yer; kırlangıçlar yuvalarını kahve kapılarının üstüne, çarşı kubbelerinin altına yapar […] Martılar sevinçle uçuşur, binlerce kumru mezarlık selvilerinin arasında sevişir; Yedikule’de kargalar öter, akbabalar daire çizerek uçar […], leylekler ıssız türbelerin kümbetlerinin üzerinde lâk lâk eder […] İstanbul’da, her yerde, insanın başının üzerinde, dört bir tarafında kuşlar vardır.”

Ahmet Hamdi Tanpınar, “İstanbul’un Mevsimleri ve Sanatları” başlıklı denemesinin ilk paragrafında, konuya daha çarpıcı bir biçimde, şöyle değinir:

“Fatih, İstanbul’u bir Nisan sabahı muhasara etti ve bir Mayıs sabahı şehre girdi. Bu demektir ki, fetih ordusu şehri kuşatırken bizim olan Boğaz vâdilerinde, Çamlıca eteklerinde, Rami, Davutpaşa kırlarında erik ve badem ağaçları çiçek açmıştı. […] Yine bu demektir ki, fetih ordusunun ilk top sesleri arasında kumruların aşk daveti işitiliyor, son hücum tekbirlerine bülbül sesleri dem tutuyordu.”Yazara Görüşlerinizi Bildirmek İçin
Buraya yazacağınız görüşleriniz, Arkitera Forum bölümüne yansımayacak, sadece yazara ulaşacaktır. * İşaretli alanlar mutlaka doldurmanız gereken alanları belirtmektedir.
Sizin:
Adınız, Soyadınız *
E-Posta Adresiniz *
Mesleğiniz *
Telefon Numaranız Adres seçimi:
Adresiniz
Mesajınız:

ÝPUCU: sayý dört, sayý altý, küçük harf "p", büyük harf "N", büyük harf "P", küçük harf "b"

Lütfen sol imajdaki resimde görülen dizgiyi yandaki kutucuğa giriniz.
Köşe Yazısı Arşivi
Dönem içindeki köşe yazarlarının listesi aşağıdadır. Yazısını okumak istediğiniz yazarı listeden seçiniz. Bütün yazarların listesini görmek için buraya tıklayınız