Marilyn Frye*’nin Türkçe’ye “Baskı” ya da “Zulüm” olarak da çevrilebilecek kitabının giriÅŸ bölümünü Blackwell Philosophy Anthologies’in 2005 tarihli Feminist Theory kitabından okudum. Kitap, Feminist Teori’nin yedi temel sorusu üzerine, seçilmiÅŸ çeÅŸitli makaleleri bir araya getiriyor. (Ed: Ann E. Cudd ve Robin O. Andreasen.)
Frye, Seksizm konusundaki en temel metinlerden birinin yazarı olmayı baÅŸardıysa, bunun alameti farikalarından biri de, KuÅŸ Kafesi metaforu. Bu metafor sayesinde, zulüm ya da baskının sistematik yapısının ÅŸekilleniÅŸi konusunda insanların, baskı görenlerin ne tür bir ruh hali içinde bulunduklarını da anlayabiliyor ve durumdan gündelik hayatımıza iliÅŸkin geniÅŸ bir soruÅŸturma baÅŸlatmak için ipuçları ediniyoruz.
KuÅŸ kafesi, miyopluk derecesi oranında görünür ya da bütünüyle görünmez olan bir ÅŸeydir. KiÅŸi, tellerden birine bakarak, teli boydan boya tekil bir nesne olarak ve yakından inceleyerek ÅŸöyle diyecektir:
Bir tel nedir ki?
Bir tel tek başına insanı engelleyemez, hareketsizleştiremez.
Tel bir başına öylesine zayıf bir ÅŸeydir ki, etrafında kolayca dolaÅŸabiliriz.
Tellerden birine yakından bakınca, öteki tellerin varlığı da önemini yitirmeye baÅŸlar.
Mikroskopik bir bakış açısından hareketle, kafesin bütününe iliÅŸkin bir kurgunun varlığı sezinlenemez. Bir telin varlığından ve niteliklerinden yola çıkarak, kafesin varlığı ve sonuçları asla tahmin edilemez. Bu telden yapılmış bir kafesin neye benzeyebileceÄŸi, etkilerinin ne olabileceÄŸi, tele bakarak çıkarsanamaz. Telden dolayı “kapatılmak”, “hareketsizleÅŸtirilmek”, “zulüm görmek”, büyük bir kaza dışında olanaksız görünür. Ama bakış açınızı makroskopik olana doÄŸru kaydırıp da, kafesin bütününü gördüÄŸünüzde ve içindeki kuÅŸun da hiçbir yere gitmediÄŸini fark ettiÄŸinizde, diyor Frye, o zaman kafanıza dank eder, kafes bütün açıklığıyla önünüzde belirir, baÅŸtan aÅŸağı zaptetme, alıkoyma, hapsetme için özel olarak tasarımlanmış olduÄŸu belirginlik kazanır. KuÅŸun, etrafını saran bir engelleyiciler ağı ile sarıldığı açıktır. Tellerin birbiri ile kurduÄŸu belli türde iliÅŸkiler sayesinde, “kafes” kurgulanır ve kafesin iÅŸlevi, bütün bu teller ağının özel kurgusunun sürekliliÄŸinden okunur. Artık tellerin, yalnızca öyle durmak için orada bulunduklarını, sıradan teller olmadıklarını, yerlerini de deÄŸiÅŸtirmeyip öylece kaldıklarını, bazen o yana, bazen de bu yana doÄŸru oynamayıp, “kafes”i oluÅŸturacak biçimde bir arada durduklarını açıkça görürsünüz. Tellerden her biri ile kavga etmek manasızdır, bir teli istediÄŸiniz kadar hırpalayın, öteki tellerin kurduÄŸu ÅŸebeke algılanmadıkça, yani miyopluk ortadan kalkmadıkça, telin ele alınışı bitimsiz bir anlamsızlık olup çıkar.
Mimarlar, kafes sever.
Mimarların en sık kullandıkları sistem, gridal sistem, bir başka deyişle, kafes sistemi değil mi?
Tasarımcı, ne zaman “karmaşık” bir problem ile yüzyüze gelse, bunu bir grid üzerinde hayal etmeye baÅŸlamaz mı? O zaman “çözüme yaklaÅŸmaya baÅŸladığını” hissetmez mi? Hissetmiyor muyuz?
Frye’nin sözlerini, biraz da uzatarak çevirmeye çalıştım. Çok basmakalıp gibi dursa da, konu görünür ve görünmez baskı mekanizmalarına, kısacası “Matrix”e gelince, Frye’nin Kafes’i her zaman hatırda tutulması gereken bir soyutlama olarak deÄŸer kazanıyor. Zaten Frye da, bu metaforu bir argüman olarak, çeÅŸitli “tel”lere uyarlayarak, gündelik pozisyonların “kafes”ini göstermeye çalışıyor. Bunlardan ilki, “kafes” benzetmesinin hemen devamında anlattığı, erkeklerin kadınlara kapı açma “inceliÄŸi”.
Kadın ve erkek kapıya yaklaşır. Erkek, kadına kapıyı tutar, kadın geçer, arkasından erkek de girer. Bu durumdan, kötü niyetli, kem gözlü insanlar ne tür bir olumsuzluk, bir zulüm unsuru türetebilirler acaba? Ortada, sıradan, üzerinde durmaya bile deÄŸmeyecek, küçük bir gündelik kibarlık örneÄŸi vardır. Erkeklerin, arada bir, bayanlara böyle hoÅŸluklar yapmalarını beklemek kadınların hakkı deÄŸil midir? Ortalama nezâket kuralları, baÅŸkasını mı gerektirir? Neredeyse, yapacak baÅŸka bir ÅŸey yoktur. Bir erkeÄŸin, bir kadın ile aynı zamanda bir kapıdan geçmek durumunda olduÄŸunda, yapmakla “yükümlü” olduÄŸu ÅŸey bu olmalıdır. Tersini düÅŸünmek bile gerekmez, kadınlar bunun için hamle de etmemektedir zaten, bu küçük nezâket kuralının gerçekleÅŸmesini aslında o anda, onlar da beklemeye baÅŸlarlar. Erkek, bu beklentiyi hızla algılayıp, “hizmet”ini yerine getirmeli, tereddütten sakınmalıdır. Kapalı bir kapının önüne aynı anda gelmiÅŸ bir kadın ve erkeÄŸi tekrar düÅŸünelim: Erkek, kapıya ilk ulaÅŸan olmak için hiç acele etmiyor, büyük bir isteksizlik gösteriyor, kapıya geliyorlar, orada öylece bir saniyeliÄŸine kalakalıyorlar. Kadın, “E aç artık ÅŸunu hadi” dercesine bir hal içinde, son çare kapıyı o açacak ama bu kez de, yine tereddüt edecek ve açıkçası biraz da öfke duymaya baÅŸlayacak, bu kabalığı, bir de kapıdan önce girmeye çalışmak mı izleyecek, diye. Bir kadın, bir kapıyı açtığında, yanında ya baÅŸka kadınlar vardır, ya da kapıyı kendisi için açar…
İş, kapı açmak gibi hiçbir pratik yararı olmayan bir hizmet vermeye geldiÄŸinde ya da benzer kalıplaÅŸmış erkek kibarlıkları sergilemeye geldiÄŸinde, erkeklerin gayretkeÅŸ bir ataklık içine giriverdikleri, yaÅŸları ne olursa olsun bunu yapabildikleri, gözden kaçmaz. DoÄŸrusu bu kapı açma geyiÄŸi, “Coupling” için iÅŸlenecek iyi bir malzeme olurdu! Dizinin genç erkek ve bayanları, bir ÅŸekilde, Frye’nin “Kafes” metaforu üzerine konuÅŸabilir, ya da bu kapı açma sahnelerini bir yanlış anlamalar komedisi içinde, yaÅŸayabilirlermiÅŸ gibi geliyor bana. Flörtün baÅŸlangıcında, kapı açmanın “önemli” olduÄŸunu düÅŸünen erkek ya da bayanlar, bu kapı açma anlarında, tuhaf cinsel fanteziler içinde bulabilirlerdi kendilerini… Tekrar Frye’nin kafesine dönelim…
Åžimdi, Frye, “kafes” argümanını bu duruma uygulamaya baÅŸlıyor. Kapı açma davranışını, sembolik ve yararsız bir erkek edimi olarak, her daim tekrarlanan, yalnızca erkeklerin kadınlara uygulandıkları bir davranış kalıbı olarak “tel” yerine koyuyor. Aslında yapılacak ÅŸey, baÅŸka teller görmekten ibaret. Tellerin sayısını arttırmak. Dünyanın belli bir bölgesine bakalım: Kalabalık bir kent merkezinde, ofislere giren, binalardan çıkan, arabalara binen kadınlar ve erkekler düÅŸünelim. Bu erkek-kapı-kadın üçgeninde, olayın neredeyse hiç deÄŸiÅŸmeden “defaatle” yinelendiÄŸini görebileceÄŸimiz bir manzara hayal edelim.
Erkekler her seferinde kadınlara kapı tutuyorlar,
biteviye kapı açıyorlar,
kadınlar da biteviye bu kapıların açılmasını bekliyor
ya da kapıyı zaten önlerinde açılmış olarak buluyorlar.
Sorun kimin gerçekten, bir kapıyı kendi gücü ile açamayacak kadar yetersiz olduÄŸunda düÄŸümleniyor. EÄŸer fiziksel bir engeliniz yoksa, yürüme güçlüÄŸü içinde deÄŸilseniz, hastanede, ameliyatlı ve bir elinde serumla tuvalete gidiyor deÄŸilseniz, eliniz kolunuz eÅŸyayla dolu deÄŸilse, kısacası, kapı açma edimini geçici ya da kalıcı olarak gerçekleÅŸtirmenize mani bir durum yoksa, siz o kapıyı “aslında” açabilirsiniz demektir. Öyleyse, niye birileri sürekli olarak sizin için açmak konusunda bu kadar istekli? Neden o birileri her zaman erkek? Neden bu eylem biteviye yinelenmekte? Burada, yavaÅŸ yavaÅŸ kafesin tellerini net bir ÅŸekilde seçmeye baÅŸlayabiliriz. Ama sancılı ve alışılmadık bir bakma biçim olacaktır bu. Çünkü tellere tek tek bakmayı çok seviyoruz. Dahası, belki de tellerle aramızda hiçbir sorun yok… Ya da yalnızca tek tek tellerden nefret ediyoruz… Bu nedenle, kafese bakmak, sorunlu bir geçiÅŸ süreci olacak.
Frye, bu müthiÅŸ prenslerin, taciz, tehdit ya da ÅŸiddet söz konusu olduÄŸunda nedense ortalıkta bulunmadıklarını hatırlatıyor. İş, erkeÄŸin çamaşırını yıkamaya, çocuklarını büyütmeye, yemeÄŸini yapıp bulaşığını yıkamaya gelince, yardım mardım yok. Ama kadınların belli yerlerden uzak durmalarını, belli saatlerde bir yerlerde bulunmalarını, zamanlarını kapalı mekânlarda geçirmelerini belirlemeye sıra gelince, erkekler hep belirleyici olup, güvenliÄŸi saÄŸlıyorlar. Gece olunca da kadına kalan ÅŸey, uzanıp “keyfini çıkarmak” oluyor. Sonuç: Kadına kapı açılması davranışı, kadının yetersiz olduÄŸunun ilanı ve tekrarıdır. Kadının kendi başına yapabileceÄŸi bir ÅŸeyin erkek tarafından belirleniyor oluÅŸu, gerçekte kadınların toplumdaki isteklerinin ve ihtiyaçlarının uygunsuz ya da önemsiz olduÄŸunun ilan edilmesidir. Üstelik erkekler bu yolla, kadınlara hizmet eder gibi yapıp gerçekte etmiyor oluÅŸları ile, onların bu varsayımsal yetersizlikleri ile alay etmektedirler. Kadının erkeÄŸe bağımlı oluÅŸunun betimlendiÄŸi bu küçük tiyatro, kadının görünmezliÄŸi ve iptalidir. Kadın, kapıdan gerçekte geçmemektedir bile neredeyse: Geçen, ondan önce ve onunla beraber, öncelikle, erkeÄŸin kapı açma ediminin kendisidir.
Kafes bütün hatları ile ortaya çıktı. KuÅŸ kafesinin “kafesselliÄŸi” diyebileceÄŸimiz ÅŸey, onun makroskopik bir fenomen oluÅŸu ile tanımlanabilir. Kafesin “kafesselliÄŸi”, makroskopik olarak anlamlıdır. Baskı ve zulüm mekanizmaları da benzer ÅŸekilde, makroskopik fenomenler olarak görünür hale gelmektedir.
Bundan sonra da, sıra, baskı görmenin biçimlerine ve yasalarına geliyor. Bir baskının varlığından söz ediyorsak, tekil bir baskıdan söz etmiyoruz, mutlaka kitlesel bir durumdan söz ediyoruz demektir. Kısacası, bir kafes varsa, bir çok kuÅŸ olacaktır… Bu, baskının ilk yasasıdır. Bir çok kuÅŸ varsa da, kafes tarafından “kafesleniyor” olmak halleri ortaktır. Kafese konmuÅŸ her kuÅŸun hareketsiz kılınışı, kafes içine alınmış olmanın deÄŸiÅŸmezliÄŸi oranında, ortaklaÅŸa bir durumdur. Zulüm gören kimseler, her seferinde bir grup ya da kategori olarak zulüm altındadır, baskı altındadır. “Kafes”, sistematik bir edimler zincirini göstermek ÅŸartıyla, kiÅŸiler üzerindeki “kafesleyiciliÄŸini” anlatır. Bu kiÅŸi ve gruplar, sistemli bir ÅŸekilde indirgenir, hareketsizleÅŸtirilir, kalıba dökülür. KiÅŸilerin durumunda, “tellere bakan” açısından, makroskopik ölçekteki zulme iliÅŸkin çok az bilgi olabilir, ya da hiçbir göze görünür kanıt bulunmayabilir… Bu kiÅŸinin, olası bir grubun niteliklerini taşıdığını ve benzer durumdakilerin de benzer nitelikler taşıdıklarını görmek istemediÄŸimiz sürece, baskının adını dahi koyamayız. Sözgelimi, bir azınlık “asimile” edilmiÅŸse, o grubun üyeleri ile yıllar yılı barış içinde yaÅŸamakta olduÄŸunuzu söylemeniz, sadece tele bakmakta olduÄŸunuzu, kendinizi kafesin içindeki kuÅŸun yerine koymaktaki kifayetsizliÄŸinizi belli eder yalnızca.
Erkekler için, durumun çok karışık olduÄŸunu söylememiz zorunlu. Erkekler tarafından kurulmuÅŸ bir dünyanın içinde yaÅŸayan bir erkek olarak, kafesin bizzat kendisi olduÄŸunu kabul edebilecek yeter sayıda yürekli erkek bulmamız çok zordur! Dahası, kadınlar arasında da, erkekler tarafından erkeklerin normları ile yaşıyor olmak, hiç de rahatsız edici olmayabilir, deÄŸiÅŸtirilmesi gereken, yeniden düzenlenmesi gereken bir durum olarak da görünmeyebilir. Bunun üzerine, erkeklerin bitmek bilmez inkârlarını koyduÄŸunuzda, kadınların sonunda konuya kafesteki tele bakan kuÅŸ olarak geri döndürüldükleri ve bir de üzerine tüylerinin yolunduÄŸunu söyleyebiliriz. Bu sayede, kadın, kafesten çıkmayı hayal etmek yerine, bir an önce tüylerinin yeniden uzamasını beklemeye razı olacaktır, kafesin içinde hiç olmazsa üÅŸümediÄŸi o “güzel günlere” dönmeyi isteyecektir. Erkek için, kafesin teli olmayı reddetmek de öyle kolay deÄŸildir. Çünkü kafesin teli olmanın sayısız avantajı vardır. Halk arasındaki deyiÅŸle, tel olmayı reddettiÄŸinizde başına gelecek ilk ÅŸey “eÅŸeÄŸinizin kaybettirilmesi”dir. Ancak kafesin teli olmaya geri dönmeye meylettiÄŸinizde, eÅŸeÄŸiniz size buldurulur ve sistem tarafından “sevindirilirsiniz”.
Kadının görünmez tahakküm kuralları ile ötekileÅŸtirilmesi ediminin, yalnızca cinsel ikilik üzerinden inÅŸa edilmiÅŸ bir dünyada (bütün dünyada), ailenin demirbaÅŸ bir düzenkurucu olarak baÅŸ tacı edildiÄŸi bir devlette (bütün devletlerde!), ortalama erkek normları ve gündelik tekrarlar üzerine kurulu bir kültürel “monizm” altında, “kadınlık” inÅŸaatı, “diÄŸer ötekiler”i de kapsayacaktır elbette. Yani kadın/erkek ayrımının sınırlarının en başından itibaren kesin bir ÅŸekilde çizilmesine dayalı bir ulus devlette yaÅŸayan “heteronormatif” bireyleriz. DoÄŸar doÄŸmaz kırmızı kafa kağıdı çıkarılan bebek, aslında bir penisi olmadığı için farklı bir hüviyeti hak edecektir. (Yalnızca bu nedenle.) Oysa onu bir öteki bebekten ayırt etmek hiç de kolay deÄŸildir. Öyleyse, diÅŸiliÄŸin, başından itibaren çocuklara bizzat devlet ve aile tarafından kodlandığını, erkeklerin erkekleÅŸtirildiÄŸini, diÅŸilerin de diÅŸileÅŸtirildiÄŸini söylemek gerekli. Burada, “üçüncü cinslerin” pozisyonu, feminist teori ekseninde, kadınınkinden çok da farklı deÄŸildir. Çünkü norm, erkek olmak ve olmamak üzerinden tanımlandığı müddetçe, kimin çürüÄŸe çıkacağı her zaman bellidir!
Kafese iliÅŸkin bir mimari örnek daha vermemiz mümkün bu noktada: Konuttaki servis mekânlarının kurgulanışı konusu. Mimarlık okullarında, konut tasarımı söz konusu olduÄŸunda, özellikle servis mekânlarının tasarımının büyük önem taşıdığını bilmeyen yoktur. Konutun, yalnızca servis mekânlarının “doÄŸru” kurulduÄŸunda “doÄŸru” tasarlanmış olduÄŸu söylenir. Peki, servis mekânlarının “doÄŸru tasarımlanması” ne demektir? Servis mekânlarını tasarlama biçimlerine uygun olma hali. Bu biçimler nedir ve nereden gelir? Konutun kurucu unsurlarının bileÅŸenlerinden gelir. Onun kökeni nedir? Bir mekânın nasıl boyutlandırıldığıdır. Sonunda, gidip Neufert’i açarsınız. Ama artık onu bile yapmazsınız! Daha bile saçma bir iÅŸ yaparsınız, gidip, daha önce yapılmış ÅŸeylerden birini seçersiniz. Halbuki Neufert’e 201. sayfasında bulunan (30. baskı, 1993), bir mutfağın mekân kurgusu için baktığınızda, “kafes”i görmeniz mümkün olabilirdi. Çünkü Neufert kitabı, modasının geçmiÅŸliÄŸi ile, kafesin bugün artık apaçık görünebildiÄŸi, garip bir ÅŸekilde insanı kolayca “aydırabilecek” bir kaynak haline gelmiÅŸtir! Bu sayfada, tam tamına 10 tane mutfağın kesit ÅŸeması vardır. Her birinde de, ısrarla, en az bir kadının çalışma hali betimlenmiÅŸtir. O ana dek hep tele bakmakta olan bir tasarımcı olan siz, kafanızı yaptığınız konuttan kaldırarak, servis mekânlarının doÄŸru bilgisi için baÅŸvurduÄŸunuz kaynaktan ÅŸüphe duyarak, kafesi fark edebilirdiniz. Ama böyle yapmayacaksınız, “Salak Neufert, ne kadar da demodesin” diyeceksiniz, kadın figürlerine güleceksiniz, kadınlar hakkındaki ortalama erkek yargınızı da bu yolla pekiÅŸtirerek, tel olma halinizi sürdüreceksiniz. Åžu soruyu sorabilirdiniz: Servis mekânlarının doÄŸru bilgisinde, servisi veren öznenin her seferinde kadın olarak belirlenmiÅŸ olması, servis mekânlarına dayalı planlama yaklaşımının, kadınların servis veren obje olarak sabitlenmesi ve üzerlerinde gizli bir tahakkümün inÅŸa edilmesi anlamına geliyor olabilir mi? Bu soruyu sorduÄŸunuz andan itibaren de, Neufert’e daha yakından bakmaya baÅŸlayarak, servis olgusu ve kadının mevcudiyeti üzerine yarım saati geçmeyen bir süre içinde bir görsel tarama yapabilir ve “ne kadar da çok” kadın figürünün bulunduÄŸunu ve “garip bir haller içinde” bulunduklarını görebilirdiniz. Ama çalıştığınız büroda, bunları tartışacak zaman yoktur. Ziyanı yok, siz “kafes”i bir kez gördükten sonra, bir sonraki adımınızda, servis mekânlarının doÄŸru çözümlenmesi yoluyla elde edilen iÅŸlevsel planın “kafes” olarak iÅŸlevi üzerine rahatsız edici sorular sormaya baÅŸlayabilirsiniz… Bu, sizi tel olmaktan uzaklaÅŸtırmaya baÅŸlar, kuÅŸ da, araladığınız yerden, kanatlarını açmaya yeltenecektir. Bu da az ÅŸey sayılmasa gerek.
Frye, servis sektörünün ırk ve sınıf gözetmeksizin kadınlara ayrıldığını, erkeklerin bu yapıdan uzak tutulduklarını hatırlatıyor yazısında. Burada ilginç nokta, servis sektörünün dışında tutulmanın, erkekler için, erkeklerin yararına gerçekleÅŸiyor olması. Erkek, kadınlara seksüel olarak eriÅŸiminin sürekliliÄŸi için, servis mekânına dahil olmaktan men edilmiÅŸtir. Sosyal açıdan daha iyi bir pozisyon elde etmek için erkek olmak, bir engel deÄŸildir ama kadın olmak, engellemeler zincirinin odağında yer almakla aynı anlama gelir. Kadınlar bizatihi kadın olarak, kadın gibi baskı görürler ama erkekler, erkek olarak/erkek gibi baskı görmezler, diyor Frye.
*Frye, M. (1983) The Politics of Reality, s. 1-16, “Oppression”, The Crossing Press, CA.





