Tek Kalıplı/Kutuplu Dönüştürülmeye Mahkum Gözüken Müstakbel Bir Avrupa Kültür Başkenti’nin Kültürünün Dikkate Alınmamış Yanları
Bu yazı çerçevesinde, son aylarda İstanbul şehri gündeminde epeyce ağır basan iki tartışma konusunu bir arada ele almaya çalışacağım: bir yandan zorlu İstanbul Avrupa Kültür Başkenti oluşumu, öte yandan Kentsel Dönüşüm/Kentsel Yenilenme adı altında başlatılan uygulamalar. Ama özellikle ikinci alana genel bir açıdan değil, 1999 sonundan itibaren çalışmalarda bulunduğum somut bir araştırma sahasına gönderme yaparak yaklaşacağım. Bu saha, 4 Şubat 2007’den beri, ilk aşamada taraflar arasında mutabık yıkım ve taşınma şeklinde dönüştürülmeye başlanmış olan Ayazma (Küçükçekmece) mahallesidir.
1) Kültür ve Şehir
Kültür kavramının tanımlanması, her ne kadar gerekli ve yararlı olsa da, çok kolay yapılabilecek bir şey değildir. Kültürü, (gerek ekonomik, gerek kültürel, gerekse sosyal sermayemiz tarafından belirlenen) bulunduğumuz pozisyona göre, çok farklı bir şekilde tanımlayabiliriz. Halbuki, kısıtlı ve zorlayıcı bir kültür tanımına hapsedilmek tehlikelidir. Biz burada, resmi1, tescilli2, kurumsallaştırılmış ve kendisini “Kültür” olarak takdim eden/pazarlayan kültürden ziyade, gündelik kültür pratikleri3, ifadeleri veya şekillerinden bahsetmeyi tercih ederiz.
Bunun yanı sıra, kültürün nesnelleştirilmesi, kaçınmamız gereken başka bir tuzak temsil eder. Mesela göç olayına bakarken, «kültür taşınmasından» bahsetmek, kabul edilemez; zira kültür, coğrafi olarak daraltılabilir veya sınırlandırılabilir bir olgu olarak ele alınamaz. Buna binaen, kültüre ilişkisel, göreceli, bağlamsal ve dinamik bir yaklaşımda bulunmak daha yararlıdır. Bu sayede sık sık bahsi geçen «etnik/millî kültür», bütün çabalara rağmen, «ebedi bir yapı» teşkil etmez. Daha ziyade, zaman içeresinde inşa edilen ve sürekli yeniden yorumlanan/anlamlandırılan kültür/değer sistemleri bahis konusudur. Kültürün nesnelleştirilmesinin başka bir örneği olan, «sefalet kültürü» ya da «gecekondu kültürü» ifadeleri de bize hiç tatminkar gelmiyor .
Keza popüler4 /elit kültürü ikilemi de rahatsız edicidir. Alt-kültür/üst-kültür «kavramları», gerçek/resmi ikilemi gibi, pek verimli değildirler; zira bu ikili kavram sistemleri, terazinin hangi kefesinde olduğumuzu varsayarsak sayalım, genellikle hiç sorgulanmamış bir «değer hiyerarşisi» üzerine kurulmuş bulunuyorlar.
Öyleyse kültür, hem birey ölçeğinde, hem grup ölçeğinde, sürekli yeniden yorumlanan bir «sosyal inşa» ve sosyal inşayı anlamlandırma çabasıdır. Kültür kavramı, bir şekilde hayata katma, diyalog arayışına girme ve nesilden nesile bir aktarma sürecine gönderme yapıyor. Michel de Certeau5 çizgisini takip edersek eğer, kültür, günlük hayattaki eylem, pratikleri, stratejilerini ve onların anlamlandırılmalarını kapsar.
Bu bağlamda, (hem sosyal, hem coğrafi anlamda) farklı kesimlerden gelen kişilerin buluşabilecekleri/kesişebilecekleri bir yaşam, üretim ve “alışveriş” odağı olarak tanımlayabileceğimiz şehrin, baştan beri kültürle temel bir ilişkisinin var olduğu inkâr edilemez.
Böylece, kültürün egemen (ticari6, iktidara endeksli, seçkin) şekillerine girmeden, şehrin kültürü kavramına değinebiliriz. Şehrin kültürü, ilk olarak hoşgörü7/merak, çeşitlilik8, bilgi akışı/aktarımı/paylaşımı ve görüş alışveriş imkânını çağrıştırır. Başka bir deyişle, şehrin asıl “artı değeri” kültürdür.
Ama bunun için, başkalarının veya – son zamanlarda sıkça kullanılan bir kavramla ifade edersek - “ötekilerin” kültürünü inkâr etmemek veya aşağılamamak gerektiği açıktır. Mesela, sözde “kaybolmuş/eski İstanbul kültürü”ne atıfta bulunarak9, yeni gelenlerin kültürlerini küçümsemek, yapıcı bir değerlendirmeden ziyade, tamamen sınıfsal bir yargılamadan ibarettir.
2) Kentsel dönüşüm ve kültürün yenilgisi
Ayazma’daki yürütülen dönüşüm, Ankara Dikmen örneğinde olduğu gibi çatışmaları sokaklara taşmamasına ve “yumuşak” bir tarzda yürütülmesine rağmen10, tüm iddiaların tersine, şehir kültürüyle bağdaştırılamaz. Neden?
a) Temizlenmesi gereken mekan, kültürsüz bir mekan olarak yaftalanabilen bir mekan olmadığından: mutevazi bir adacık şekilde olsa bile 20 ve 30 seneden beri bir “kültür birikimi” oluşturuldu orada. Ağaçlar dikildi, bir peyzaj yaratıldı; aynı zamanda yazılmamış bir tarih meydana gelmiş ve sosyal bir hayat örülmüş oldu. Bütün bu “inşaa” süreçleri, bu mekân insanlaştırma ve anlamlandırma çabaları, arsa statüsü ne olursa olsun, hiçe sayılamaz. Yerel emek, yerel özen, yerel bellek, dışardan bilinmeyen yaşam kesitleri yok olma tehlikesi altındadır.
b) Mahallenin yukarısında yoğunlaşmış olan fabrikalar, hiç tedbir almadan kirli sularını mahalleye dökmeye devam ediyor. Çevrenin durumu hiç dikkate alınmadığından dolayı, yapılan kısa vadeli göz boyamadan başka bir şey değil. Öncelikli olarak kalıcı bir çevre dönüşümü yapmadan, herhangi ciddi bir kentsel dönüşüm yapılabilmesi muhtemel gözükmüyor.
c) Şu anda silinmeye mahkum, mahallenin zorlu koşullarına rağmen, yaşlısıyla, genciyle, kadınlarıyla, çocuğuyla, özürlüsüyle, oluşturulmuş sosyal hayat, vaad edilen taşınma mekânlarında - kolay kolay yeniden oluşturulamaz. Komşuluk oluşumları tamamen imha edilmiştir zaten: mahalleden gidenler, gitmek istemeyenler (TOKİ ve Belediye’nin teklif ettiği anlaşmayı imzalamayanlar), konut haklarını satmış olanlar, tapusu olup bekleyenler var... Üstelik, Bezirganbahçe bloklarına taşınanlar küçük apartman dairesindeki geleceklerine dair yaşam fobisine kapılıyor, öne sürülmüş yeni “modern” yaşam tarzına hiç bir zaman uyamamaktan korkuyorlar.
d) Yetkili mercilerden bir kamu görevlisi tarafından Ayazma’nın dönüşümü bir “terörist yuvasının temizlenmesi” olarak takdim edilmiş. Belli nüfus kesimlerini ötekileştirerek/ dışlayarak, şehir konsepti temelinde olan “bir arada yaşama” iddiası tamamen ve fiilen yadsınmış oluyor. “Öteki” damgaları ve korku söylemi üzerinde “medeni” bir toplumun kurulması zor gözüküyor.
e) Taşınanların ekonomik durumlarını gözardı ederek – özellikle uzun vadede borçlarını ödeme kapasitesini düşünmeden – yoksullukla mücadelede hiç bir mucize bekleyemeyiz. Şu bariz ki gecekondudan apartmana transfer süreci, bir anda, söz edilen aileleri “zengin” kılmaz11... Şu anda, konut hakkı olanlarının bir kısmı, haklarını/borçlarını satıp, başka yerlere (kiracı ya da yeni gecekondu sahibi olarak) gidiyorlar. Bezirganbahçe’ye gitmeyecekleri kesin. Böylece, kamuoyuna çoğunlukla yansımadan kapalı kapılar ardında icra edilen spekülasyonlar, çağdaş görünümler ve çağdaşlık söylemlerinin oluşturduğu fasad tarafından perdeleniyor.
Dönüşüm olarak adlandırılan umutsuz apartmanlaştırılma ve uzun vadeli borçlandırma yoluyla, medeniyet teminati verilemiyor. Pislikler arasında olsa bile fiilen oluşturulmuş kamusal alanları parçalayarak, birbirinden kopuk “lüks” siteler ve toplu konut çekirdekleri zuhur ettirerek, bir şehir parodisinden başkasının yaratılması düşünülemez... Eğer “Avrupa Kültür Başkenti” oluşumunu kentsel dönüşümle ilişkilendirersek, şehir kültürünün geri dönüşümsüz kayıplara maruz kalmayabileceği kanısındayız.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
1 Ayverdi S. (2003), Milli Kültür Mes’eleleri ve Maarif Davamız, İstanbul, Kubbealtı Neşriyatı, 476 s.
2 Özdil N., Cumhuriyet Kültür Politikası ve Sanat, İstanbul, İnsancıl Yayınları, 312 s.
3 Kandiyoti D. & Saktanber A. (haz.) (2003), Kültür Fragmanları. Türkiye’de Gündelik Hayat, İstanbul, Metis, 366 s. Lefebvre H. (1998), Modern Dünyada Gündelik Hayat, İstanbul, Metis.
4 Oktay A. (2002), Türkiye’de Popüler Kültür, İstanbul, Everest Yayınları, 334 s.
5 Certeau de M. (1990), L’invention du quotidien. 1. Arts de faire, Paris, folio Essais, 350 p.
6 Bunun sebebiyle, kültürü, turizmden net olarak ayrıştırmamız gerekir. Sırf turizm sektörünün beklentilerine endekslenmiş bir kültür şehri olamaz diye düşünüyoruz.
7 Aynı zamanda, “medeni” olarak tarif edebileceğimiz bir terbiyelik veya adab.
8 “Kültürel çeşitlilik” hakkında eleştirel bir yaklaşıma dair, bak. : Özbudun S. & Demirer T. (2006), Avrupa Birliği ve Çokkültürcülük yalanı, İstanbul, Ütopya Yayınları. Ve : «Çokkültürlülük», Esmer, Şubat 2007, p.31.
9 Bir örnek için, bak. Cumhuriyet, 18/02/2007, s.12.
10 En azında Bezirganbahçe’daki bloklara taşımayı kabul edenler için.
11 «Kentsel dönüşüm ile lüks ev sahibi oldular», Zaman, 26/02/2007, s.26.
Bütün yorumları forumda okuyun!
Bütün yorumları forumda okuyun!





