|
Ve Arkeoloji Müzesi'nin tüm
salonları ziyarete açık
Radikal, 30 Ocak'ta Arkeoloji Müzesi salonlarının personel yetersizliği yüzünden
bir bir kapandığını duyurmuş ve bu konu uzun süre sanat gündemini meşgul
etmişti. Artık ziyaretçileri, mühürlü kapılar değil güleryüzlü
personel karşılıyor.
Yaklaşık beş ay önce kimimizin öfkelendiği, kimimizin 'burası Türkiye!'
diyerek gülüp geçtiği, ancak hemen hepimizin üzülerek okuduğu bir haber
yer almıştı Radikal gazetesi sayfalarında. Bulunduğumuz coğrafyanın paha
biçilmez değerlerini barındıran İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin salonlarının
dörtte üçünün 'eleman yetersizliği' nedeniyle ziyarete kapalı olduğundan
söz ediyordu bu haber. Konunun üzerinde günlerce konuşuldu; yorumlar, açıklamalar
yapıldı ve sonunda sevindiren haber geldi: İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin
onca emek ve masrafla teşhire hazırlanan ancak 'mühürlü' kapıların ardında
kalan salonları artık ziyarete açık.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Döner Sermaye İdaresi Genel
Merkezi'nde (DÖSİM) sözleşmeli işçi statüsünde görev yapan 19 kişi, 18
Mayıs 2003'ten itibaren Arkeoloji Müzesi'nde çalışmak üzere görevlendirildi.
Böylelikle müzede çalışan toplam güvenlik ve koruma görevlisi sayısı
25'e ulaşmış oldu. Yeni personelin işe başlamasıyla, tamamen kapalı
tutulan 'ek bina' tekrar ziyarete açılabildi.
Ek binada bulunan ve 1991 yılında, müzenin kuruluşunun 100' üncü yıldönümü
nedeniyle teşhire hazırlanan 'Çağlar Boyu İstanbul', 'Çağlar Boyu Anadolu
ve Troia' ile 'Anadolu'nun Çevre Kültürleri; Kıbrıs, Suriye, Filistin'
salonları düzenlendikleri tarihten bu yana düzensiz aralıklarla açık
tutulabilmiş, son iki yıldır ise tamamen kapatılmak zorunda kalınmıştı.
Avrupa Konseyi Müze Ödülü'ne layık bulunan bu bölümler artık ziyaretçisini
mühürlü kapılarla değil, güler yüzlü salon görevlileriyle karşılıyor.
Aynı coğrafyayı paylaşan uygarlıkların kültürlerini eş- zamanlı olarak
karşılaştırma olanağı sunan salonlarda dışarıdan satın alma yoluyla
getirilen eserlerin yanı sıra bölge topraklarında yapılan ve 1800'lü yılların
sonlarına dek uzanan kazılardan elde edilen buluntular da yer alıyor.
Zaman tünelinde gezinti
'Çağlar Boyu İstanbul' salonu ziyaretçilerini İstanbul'un prehistorik döneminden
başlayan bir zaman tüneline sokuyor, Bizans caddelerinde dolaştırdıktan
sonra Fatih'le ve onun 'Haliç'e gerdiği zincir' ile buluşturuyor. 'Çağlar
Boyu Anadolu ve Troia', Troya kentinin tüm tabakalarını ve dolayısıyla bir
uygarlığın gelişimini kesintisiz olarak görme imkânı veriyor.
Ek binada görücüye çıkan diğer salon 'Anadolu'nun Çevre Kültürleri;
Kıbrıs, Suriye, Filistin' ise turistlerin ilgi odağı. Bu bölümün en çok
dikkati çeken buluntusu ise 'Siloa Yazıtı'. Kudüs'te bulunan ve İ.Ö. 7. yüzyılın
başına tarihlenen altı satırlık İbranice yazıtta, Judah Kralı Hazekiah'ın
Asur tehlikesinden ötürü Kudüs'te meydana gelebilecek su sıkıntısına karşı
yaptırdığı tünelin yapım öyküsü anlatılıyor. Bu yazıtın bir diğer
önemli yanı Arkeoloji Müzesi'nin temeli olan Müze-i Hümayun'dan beri müzenin
koleksiyonunda olması.
Yine ek binada bulunan, Garanti Bankası ile Müzeyi Sevenler Derneği'nin
yaptığı sözleşme sayesinde personel sorunu çözülebilen, ancak yapılan sözleşme
sona erdiği için kapısına kilit vurulmak zorunda kalınan mimari eserler bölümü,
'Çocuk Müzesi' ve 'İstanbul'un Çevre Kültürleri: Thrakia, Bithynia ve
Bizans' salonları da yeni gelen personel sayesinde artık ziyaretçi kabul
edebiliyor.
Ek binada bulunan salonların açılması ile ziyaretçilerini eli boş göndermeyecek
İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde hâlâ göremeyeceğiniz bölümler de mevcut.
Eski Bina'da bulunan ve masrafları karşılanamadığı için düzenlenemeyen
'Lahitler ve Steller', 'Sidamara' ve 'Hekate ve Magnesia Toprak Frizleri'
salonları teşhire hazırlanmak için sponsor olabilecek kurum ve kuruluşlardan
destek bekliyor.
Eleman eksikliği gibi kabul edilmesi güç bir nedenden ötürü kapalı
tutulan müze salonlarının kapılarını açması yüzümüzü güldürürken,
sorunun kökten çözümlen(e)memiş olması, yani görevlendirilen yeni
personelin 'kadrolu' olmayışı ne yazık ki soru işaretleri yaratıyor.
Gelinen nokta memnuniyet yaratırken diğer taraftan herkes 'süreklilik'
arzusunu dile getirmekten çekinmiyor. Ne diyelim, darısı Türkiye'nin dört
bir yanındaki aynı dertten mustarip müze ve ören yerlerinin başına!
Milliyet
|